Son Mühür/ Yağmur Daşdan- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi’min İzmir’de gerçekleştirdiği ‘Ege Yerel Medya Buluşması’nın ikinci bölümünde dijitalde, yazılı basında ve görselde gazetecilik çalışmaları ele alındı. Moderatörlüğünü CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut’un üstlendiği söyleşide Tolga Şardan, Nevşin Mengü, Bahadır Özgür ve Serap Belovacıklı dikkatleri çeken açıklamalarda bulundu.
Şardan: En çok etkilenen bizler oluyoruz
Konuşmasında “Biz sadece sokakta olanın, toplumun neye ihtiyaç duyduğunu ve neyi sorguladığının cevabını vermekle yükümlüyüz” mesajı veren gazeteci Tolga Şardan, “Kaynaklarla ilgili çok ciddi sıkıntılarımız var. Bilgi kaynağından bahsediyorum; veri ve doğru bilgiye ulaşma… Devletin, kişilerin ve sistemin yeteri kadar şeffaf olmamasından doğan zorlu bir ortamla karşı karşıyayız. İktidarın PR’ını yapmakla yükümlü olan bir kitle var; muhalefetin PR’ını yapmakla görevli olduğunu düşünen meslektaşlarımız var. Kaynaklarla ilişkiler son derece zayıf gidiyor. Genç kardeşlerimiz gazeteci olmak istediklerini ama şartların olgunlaşmadığını beyan ediyor. Bu çok üzücü. İstanbul gazeteciliği ve Ankara gazeteciliği gibi bir ortam oluşmuş durumda. 2017 ila 2018’den itibaren iktidarın ülkeyi yargı eliyle cezalandırması gibi bir durum var. İBB ile ilgili başlatılan süreçte de iktidar farklı farklı metot ve soruşturma dosyalarıyla hem siyaseti hem toplumu dizayn etmeye çalışıyor. Bunda da en çok etkilenen biz oluyoruz” dedi.
“Meslek örgütlerini daha çok işin içine katmalı”
Dezenformasyon yasası ile ilgili eleştirilerle açıklamalarına devam eden Şardan, “Tepemizde bir dezenformasyon yasası gibi bir kılıç koydular. ‘Kulis gazeteciliği’ olarak adlandırıldığımız süreçlerde yazı yazan gazetecilere karşı bir silaha dönüştü. 2217 A’nın ‘Halkı alenen yanıltma’ konusunda tutuklanan ilk gazeteciyim. Ben beş günle kurtardım ama hala tutuklanan meslektaşlarımız var. Basın özgürlüğünü kullanırken siyasetin bu konuda çok hassas yaklaşması lazım. Toplumun bütünüyle değerlendirilmesi gerekiyor. Son zamanlarda şöyle bir değerlendirme yapıyorum: Medya mensubu olmayı kabul etmiyorum, ben muhabirlikten gelen bir gazeteciyim. Medyada halkla ilişkiler ajansları, reklam şirketleri kendilerini medya çatısında topluyor. Biz gazeteciyiz, bizim işimiz gazetecilik yapmak. Dolayısıyla özellikle bu sosyal medyanın güçlenmesi ve toplumda ciddi bir noktaya gelmesi sayesinde çok farklı bir süreçle karşı karşıyayız. Bunun nasıl düzenleneceğini meslek örgütlerimizin konuşması gerekiyor. Bunu tamamen meslek örgütlerimiz üzerinden halletmemiz, onları daha çok işin içine katmamız gerekiyor. Yalnız kalmış bir meslek grubuyuz. Bir doktor tabip odasına, bir avukat baroya başvurmadan avukatlık yapamıyor. Bu kadar sıkı olmasın ama kim gazeteci, kim sosyal medya fenomeni bunların ayrıştırılması lazım. Usulü ve üslubu gazeteciye uymayan insanların profillerinde ‘gazeteci’ yazıyor. Ben mesleğe 40 yıl emek veren bir insan olarak bundan utanıyorum” ifadelerini kullandı.
“Maddi sıkıntılar yerelde ne ise ulusalda da var”
“10 gün önce istifaya zorlanmak suretiyle istifa ettim” sözleriyle açıklamalarda bulunan Serap Belovacıklı, “Bağımsız gazeteci olarak ne yapabiliriz onun derdindeyim. Böl-parçala- yönet şeklinde herkesi birbirine düşman eden bir yönetimle karşı karşıyayız. Muhalif gazeteci diye bir tanım var, ‘muhalefet’ olmaya zorlanıyoruz. Bir yerde haksızlık, hukuksuzluğun olduğu durumda sessiz kalamıyorsunuz. Televizyonda da bunun sıkıntısını çok çektim, beş hafta televizyona çıkarılmayan tek sunucuyum. Öyle sakıncalı piyade gibi bir sürecimiz oldu. Korkunç bir baskı ile yaşıyoruz. Aynısını A Haber’de söyleseler ceza almayacak cümlelerle dahi cezalandırılabiliyoruz. Burada arkanızda olması gereken patronlar ve yöneticiler. Sadece medyada bir ayrıştırma yok, bu toplumun her noktasına sirayet etmiş durumda. Yerel basının korkunç sorunlar yaşadığının farkındayım. Sözcü televizyonunda günün 12 saatinde çalışıp asgari ücretin altında maaş alan insanlar var. Maddi sıkıntı yerelde ne ise ulusalda da var. Belli bir insanlar alıyor ama işi yapanlar bunun karşılığını ‘kirasını ödeyememek ve evine ekmek götürmemek’ gibi sıkıntılar yaşıyor” dedi.
Bahadır Özgür ‘araştırmacı gazeteciliği’ anlattı
Gazeteci Bahadır Özgür de araştırmacı gazetecilik üzerine deneyimlerini paylaştı. “Araştırma gazetecilik siyasi ve iktisadi gücü elinde tutanların toplumu ilgilendiren bir sırrı barındırıyorlarsa bunu araştırıp ortaya çıkarmadır” mesajı veren Özgür, şunları söyledi: “Yolsuzluk, kamu kaynakları, kayırmacılık… Bu ister nüfus müdürlüğü olsun ister belediye olsun; bunların kamuyu ilgilendiren sırlarını belgeleriyle ortaya koymak zorundasınız. Gazeteci mutlaka kamusal çıkardan yanadır. Araştırmadan gazetecilik olmaz, her araştırma da araştırmacı gazetecilik değildir. Eğer orada bir yolsuzluk yoksa… Bir sırrı ifşa edeceksiniz, belgeleriyle. Bir sırrı ifşa ettikleri için gazeteciler yargılanmaktan şikayetçi ama dünyanın her yerinde araştırma gazetecilerinin isteği mahkemelere çıkmaktır. İstersiniz ki savcı beni çağırsın, belgeleri vereyim.”
“Demokrasi ve ifade özgürlüğü olmadan zincirin halkası eksik”
Dijital dünyada gazetecilik mesleği üzerine konuşan gazeteci Nevşin Mengü de “Meslektaşlarımızla bir model üzerinde çalışıyoruz. İnsanların haber izleme alışkanlıkları değişti. Eskiden televizyonun karşısında ana haber bültenini beklerdik, artık haberler öyle izlenmiyor. Haber artık televizyonun karşısında değil, cebimizde bir şey. Bu durum bizim yayın üretme alışkanlıklarımızı da değiştirdi. Youtube’da yaptığımız hem muhabirlik hem sunuculuk hem prodüktörlük. Herkes farklı zamanlarda izlediği için anlık haber diye bir durum olmuyor. Onun için biz kendi aramızda ona göre üretim yapıyoruz. Bildiğimiz konularla ilgili yorum, özel haber, kulis bilgisine ağırlık verip kendimize özgü ‘cumartesi gecesi haberi’ gibi bir şey düşünüyorum. İyi ki Youtube var, olmasa ne yapardık bilmiyorum. Bizim yaptığımız şeyin büyük kısmı teyitlemek geçiyor. Evet, gazetecilik zengin olma yeri değil ama biri gelsin asgari ücret verelim, iki de stajyer bulalım modelini sürdürülebilir görmüyorum. Bizim modelimizde gelir paylaşımı var. Türkiye’de Youtube Anglosakson ülkelerdeki podcastler gibi. Derdimiz daha demokratik bir programlar olsa iş değişilir. Programlarımız daha çok izlenir, daha çok dosya haber çıkarılabilir. Bunların hepsi bir zincir ve birbirine bağlı. Demokrasi ve ifade özgürlüğü olmadan zincirin halkası eksik kalmış oluyor” diye konuştu.
“Bu dönemde iş birliğini daha pozitif görüyorum”
Söyleşinin sonunda açıklamalarda bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bulut, “14 ayda parti programını hazırladık. Operasyonların olduğu ile baskı yapıldığı, tüm hukuksal mücadeleler sürecinde yaptık. Hemen her kesime ulaştık, derlendi. Onlardan bir grup oluşturduk. Kurultayda delegelerimize sorduk. Bu işlerden anlayan akademisyen ve konunun muhataplarına bu yazılabilirdi. Yeni moda yapay zekaya dahi veriliyor. Burada da bence yapmaya çalıştığımız şey o. Bu, bir zihniyet meselesi. İstediğiniz kadar karar alın, yayınlayın. Eğer öyle bir inanç olmazsa zaten mümkün değil. Önce meslek örgütlerinin buna sahip çıkması gerekiyor. Verilerin hepsini not alıyoruz. Bu konuşmalardan bir birikim oluşuyor, diğer bölgelere de gidip bunu hükümet programına koyacağız. Yerel basını destekleme meselesi her tarafta… Sonuçta bir önceki dönemlere göre bu dönem daha hassas olacağı kanaatindeyim. Memlekette büyük meseleler var, çok manasız geliyor. Yargının, demokrasinin, basının durumu ortada. Hiçbirimiz masum değiliz diyor ya sonuçta karşımızda büyük bir bela var. Geçmiş dönem siyaset yapma biçimlerini bırakıp yeni dönemde iş birliği yapmamız gerekiyor. Kaç dönemdir İzmir’e geliyorum ama bu dönem daha pozitif görüyorum iş birliğini” ifadelerini kullandı.