Son Mühür / Yağmur Daştan - Kıyı Ege Belediyeler Birliği (KEBB) ‘Kent Söyleşileri’ programı kapsamında “İzmir’de Afet” konusunu görüşmek üzere bir araya geldi. İzmir Tepekule Kongre Merkezi’nde düzenlenen söyleşide Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı ve KEBB Başkanı Ahmet Aras, Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Önal, Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, AKUT Kurucusu Türk dağcı ve yazar Nasuh Mahruki, jeoloji mühendisi deprem bilimci, Dr Ramazan Demirtaş, gazeteci yazar İsmail Küçükkaya’nın konuşmacı olarak yer aldığı söyleşide, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’da açıklamalarda bulundu.
Tugay: Yakın geçmişte üzücü deneyimlerimiz oldu
Göreve geldiklerinde bir kamuoyu araştırması yaparak en çok ihtiyacın ne olduğunu sorduklarını ve insanların en çok depremden endişe ettiğini söyleyerek açıklamalarına başlayan Başkan Tugay, “Yakın geçmiş zamanımız oldukça üzüntü çektiğimiz deneyimlerle dolu. Bayraklı Manavkuyu’da 30 Eylül 2020’de kötü bir depremi yaşadık. Pandemi mücadelesindeydik… Deprem öylesine her şeyi alt üst etti ki hasta insanların mecburen dışarı çıktığı günler yaşadık. 6 Şubat, ülkemize bambaşka bir travma yaşattı. Burada pek çok belediye çalışanı arkadaşımız, kurtarma ekipleri korkunç şeylere şahit olduk. Depremin zamanı olmadığı, pandemide deprem olabildiği, havanın çok soğuk olduğu bir zamanda deprem yaşanabileceğini, yıkıntının altında insanların soğuktan ölebildiğini gördük” ifadelerini kullandı.
“Deprem gerçeği ile yaşayan bir ülkeyiz”
“İzmir’de kimine göre 13, kimine göre 17, etki alanı içinde olması itibariyle 21 aktif fayın deprem üretebileceği söyleniyor” sözleriyle devam eden Başkan Tugay, “1688 yılında büyük bir deprem olduğunu tarih kaydetmiş; sonraki yıllarda da pek çok deprem yaşanmış, büyüklükleri 6.8’e ulaşan depremler yaşadık. İzmir, hareketli bir yer tabakası üzerine yerleşmiş durumda. Bu, fiziksel bir durum. Üzerinde yaşadığımız toprak plakaları, Afrika’dan yukarıya doğru kayan başka plakaların baskısı altında. O nedenle depremler yaşanıyor, yaşanacak. Deprem olmayacağının da garantisi yok. Bilim bize öngörü veriyor ama ne zaman yaşayacağını gösterecek yeterli düzeye gelmiş değil. Deprem gerçeği ile yaşayan bir ülkeyiz, her şeyi buna göre düzenlememiz lazım” dedi.
“Can kaybı ve yaralanmayı önlemeliyiz”
Afet riskleri tamamen sıfırlanamayacağı için kurtarma çalışmalarının çok değerli olduğunu sözlerine ekleyen Tugay, “Yerel yönetimler, bu sürecin içinde oluyoruz ama afet olduktan sonra kurtarma değil, afet öncesinde yıkımı, can kaybını ve yaralanmayı önlememiz lazım. Belediye başkanı olarak öncelikli görevimizin deprem riskini saptama ve riskli binaları belirlemek olduğunu düşünüyorum. Afet dediğimiz zaman başka şeyler de yaşıyoruz. Özellikle bulunduğumuz bölgede son yıllarda sayısı artan şekilde orman yangınları ve beklenmeyen atmosfer hareketleriyle fırtına ve ani yağışların tesadüfi olmadığı, sayılarının artan problemler olduğunu hepimizin bilmesi lazım. Vatandaşımızın da bu konuda bilinçli olmasına ihtiyaç var. Bunların arkasında iklim krizi var. Bunun da sebebi insanlar ve insanların yaptığı bazı faaliyetler. 2021 yılında Akdeniz bölgesinde çok büyük yangınlar yaşandı. Biz de destek olmak için Karşıyaka Belediyesi’nden büyük bir çalışan grubu olarak gitmiştik. Milas yakınlarında mola vermiştik. Kapıyı açıp dışarıya çıktım, inanılmaz bir sıcaklık yüzüme vurdu. 50 derece, tamamen kuru ve rüzgarlı bir havaydı. Bunun normal bir hava olduğunu kimse düşünmemeli; bunun bu noktada olmasının bir nedeni var” mesajı verdi.
“Belki hikayesini anlatmıyoruz ama yoğun çalışma yürütüyoruz”
Bir yandan doğal olmayan yağışlar diğer yandan ise deprem gerçeği ile mücadele edildiğini aktaran Tugay, şunları söyledi: “İzmir’de, Ege Bölgesi’nde, Anadolu’nun farklı yerlerinde de benzer şekilde ani yoğun yağışlar ve bunun sebep olduğu maddi hasarlar ve maalesef birkaç can kaybı yaşandı. Bu da normal değil. Bir yandan ‘doğal’ olan bir deprem krizi ile bir yandan bizim neden olduğumuz ‘orman yangını ve seller’ ile mücadele etmek zorundayız. Önlem alıp can kaybı ve maddi kayba neden olmamasını sağlamak ve hızlı şekilde müdahale etmek gerekir. 6 Şubat’ın yıldönümünde Hatay’daydık. 3 yıl sonra şehrin önemli bir kısmının yaşanamaz halde olduğu, Hatay’ın kendi karakterinin kaybolduğunu yerinde gözlemledik. Can kaybı çok önemli. Başka boyutları da var. On binlerce insanın deprem nedeniyle uzuvlarını kaybettiğini, engelli hale geldiğini unutmamak lazım. Bir de işin maddi tarafı var… Tam rakamı kimse söyleyemiyor ama 100 milyarlarca dolar bir zarar oluştu. İnanılmaz büyük çevre sorunları oluştu. Deprem riskinden bahsederken bunların hepsini düşünüp ona göre hareket etmek lazım. Çok yakın arkadaşlarımız çocuklarını kaybettiler… Bazen, ailenizde en sevdiğiniz insanı alır sizden ve onu yerine koyamazsınız. Daha önemli bir konu yok. Bu düşünceler, şehrimiz İzmir’i hem deprem hem de afetler açısından dirençli, risklerin azaldığı bir şehir haline getirmeye çaba gösteriyoruz. Sessiz sedasız, belki bunun hikayesini anlatmıyoruz ama şehrin her yanında yoğun çalışma gerçekleştiriyoruz.”
“Mikro bölgeleme çalışmaları devam ediyor”
Daha önce İzmir’in deprem planı olmadığını söyleyen Başkan Tugay, şu anda iki üniversite ve pek çok paydaşlarla İzmir’in deprem master planı çalışmasının yapıldığını söyledi. Başkan Tugay, “Deprem ile ilgili bütün riskleri ortaya koyacağımız, deprem anında ve sonrasında neler yapılacağını planlı hale getireceğimiz bir çalışma yapıyoruz. Afet İşleri Dairemizin öncülüğünde yürüyor. Katılımcı bir süreçle, İzmir’in tamamında mikro bölgeleme çalışması, zemin saptaması ve riskli yapıların tespiti ile ilgili yoğun çalışma devam ediyor. Göreve geldiğimde Bornova’da mikro bölgeleme çalışması yapılmıştı, tamamlanmamıştı, bizim dönemimizde tamamlandı. Raporu ODTÜ’den bekliyoruz. Karşıyaka’nın çalışması büyük ölçüde tamamlandı, raporu çıkacak. Arkasından Bayraklı ve Konak’ta çalışmalarımız devam edecek” dedi.
“Performans testi yapmalarını söyledik”
“Eş zamanlı olarak binaların riskli olup olmadığına dair çalışmayı geçen dönemde yönetim başlatmıştı, biz sürdürüyoruz” sözleriyle devam eden Başkan Tugay, “Bornova ve Bayraklı’da 4 bin 400 bina riskli görüldü. Bir binaya ‘Riskli’ diyemezsiniz, diyebilmek için performans testi yapılmasını talep ettik. Bu konuda ilçe belediyelerimize yazı yazdık ve talep ettik. Bu çalışma devam ederken şu sorulara maruz kalıyoruz: Bu yapılar nasıl dönüşecek? Ülkemizin yönetimsel tercihi bu konularda çok iyi bir puana sahip değil. Devlet bir kaynak kullanıyor. Ülkemizde kimse yok ki vergi ödemesin… Türkiye’nin en büyük şirketi devlet, İzmir’in en büyük şirketi İzBB. ‘Şirket’ kelimesini karşılaştırma için kullanıyorum, tabii ki İzmir Büyükşehir kar amaçlı bir kurum olamaz. Ancak devlet vergi topluyor. Hatay’da 4 bin 200 annesiz, babasız kalmış çocuğu, 10 binlerce kolunu bacağını kaybeden insanı buraya dizsek ‘Bundan daha önemli ne olabilir, niye böyle oldu?’ desem… Depremde ilk gittiğim yer Nurdağı’dı. İlçenin nasıl bu hale geldiğini soruşturduğumda fay hattı üzerine yapılmış ve binaların formu hiç de depreme dayanıklı şekilde yapılmamış. Bir kentsel dönüşüm ihtiyacından bahsedilmiş, bağlı olduğu Büyükşehir bir Opera Binası yaparken, bir binanın dahi dönüşümünü gerçekleştirmemiş” ifadelerini kullandı.
“Deprem master planını bu senenin sonuna kadar bitireceğiz”
Deprem riski olan binaların dönüştürülmek zorunda olduğunun da vurgusunu yapan Tugay, sözlerine şöyle devam etti:
“Biz deprem riski olan binaları dönüştürmek zorundayız. Acaba, tüm vatandaşından vergi toplayan devlet buna kaynak ayırabilir mi? Ya da Dünya Bankası kredileri kullanılırken rica etsem ayrımcılık şansı yapmayabilir mi? En büyük korkum belediye başkanı olduğum süreçte bir deprem olması. En büyük korkum bu… Çalışmalar yapılıyor ama her şey bir şekilde yavaş akıyor. Kaynak ihtiyacı ortaya çıkıyor, bir şekilde ayarlamaya çalışıyoruz ama toplumun bu talebi içinde tutmamasına ve yüksek sesle dile getirmesine ihtiyacımız var. Deprem master planına ciddi şekilde hazırlandığımızı, bu senenin sonuna kadar bunu bitireceğimizi söylemiş olayım.
Başkan Tugay’dan çağrı: İzin verin yangın uçağı kiralayalım
Yangınlarla ilgili riski yüksek alanlar saptandı, tahminlerin hepsi tuttu. Geçen yılın deneyimleriyle bu sene daha çok çalışıyoruz. Bu alanlarda yangını tespit edip erken müdahale için her şeyi yapacağız. İlk defa İzmir’de arazi tipi yangın söndürme araçları alıyoruz. Bu yaza kadar teslim alacağız ve kırsal alanlarda, yamaçlarda yangınlara müdahale edeceğiz. Genellikle elektrik hatlarından çıkan yangınların söndürülmesi havadan müdahaleden mümkün. Yangının yayılmaması için de dirençli ağaçlara ihtiyacımız var. Eğer izin verilme imkanı varsa biz İzBB olarak birden fazla yangın uçağı kiralamaya ve yangınlarda bunları kullanmaya hazırız. Nasıl orman bakanlığı kiralıyorsa biz de kiralayabiliriz. Biz başka şeylerden fedakarlık edip yaparız ama önce bize izin verilmesi lazım.
“Örnek bir iş yapıyoruz”
Türkiye’de örnek olacak bir iş yapıyor, köylere yangın tankeri dağıtıyoruz. Köylülerimiz yakınlarında çıkan pek çok yangını söndürdü. Bu iyi bir modeldir…”
“Hiçbir belediye başkanı süperman değildir”
“Yaşadığımız su baskınları sellerle ilgili şehirlerimizin altyapısı bu kadar yoğun yağışları deşarj edecek kapasitede değil. Pek çok noktada dere taşkınlarından kaynaklı sorunlar var” mesajı da veren Başkan Tugay, “Dereler kapatılmış, görmezden gelinmiş… Bazıları birileri kendi arazisinden geçmesin diye yolu değiştirilmiş. İklim krizinin olmadığını söyleyen herkes kör cahildir. İklim krizini kabul ediyorsak bazı adımlar atmalıyız. Bazı yerleri yıkmamız, bazı binaları ortadan kaldırmamız ve her şeyi yoluna koymamız gerekiyor. Bunu yapmazsak önümüzdeki dönemde de bu sorunları yaşayacağımız çok açık. Orta Avrupa’nın en büyük derdi yaşadıkları su baskını. Çünkü anormal hava hareketleri her yerde var, buralarda da bunu yaşıyoruz. Bilinçli olursak kime ne düştüğünü talep edebiliriz. Bizim en büyük düşmanımız cehalet. Bilmeden, yarım yamalak bilgiyle… Fikir sahibi olup bilgi sahibi olmayan ve kocaman kocaman sorunları konuşarak uydurulmuş gündemlerle meşgul olmayı bırakmazsak, bu ülkenin aydınları bile o kötü akıma kapılırsa hiçbir şey düzeltemeyiz. Hiçbir belediye başkanı süperman değildir. Belediye başkanları çalışanlarıyla, kamu kurumlarıyla, halkla bir duruş sergilendiğinde istenilen sonuçları elde edebilirler. O yüzden ‘Sen yap, her şeyi senden bekliyoruz. Biz cahilce konuşmaya devam edeceğiz’ diyenlerle olmaz” ifadelerini kullandı.
Aras: İlk koşan belediyeler…
Söyleşinin açılış konuşmasını gerçekleştiren Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı ve KEBB Başkanı Ahmet Aras da “Afetler günümüzün en büyük tehdidi. Özellikle ‘Kıyı Ege’ dediğimiz batı Anadolu, Akdeniz ve Marmara bölgesi… Kıyı Ege derken sadece buradaki belediyelerden ibaret değiliz, Karadeniz’de de Van’da da ülkemizin çeşitli yerlerinde de birliğimize üye belediyeler mevcut. İklim değişikliğinin etkilerini en çok negatif hissettiğimiz yer batı Anadolu kıyıları. Zamansız ve yoğun yağışlardan dolayı sel baskınlarıyla, birinci derece deprem bölgesinde yer alan bölgemiz dolayısıyla yıllarca afetler yaşadık. Halkımızın en çok güvendiği kuruluşlar olarak özellikle yerel yönetimlerin, bu noktada aktif çalışması gerekiyor. Merkezi hükümet ve yerel yönetimlerin iş birliği çok önemli. Afet zamanında merkezi ve yerel yönetim iş birliğinin tesis elzemdir. Belediyelerimiz coğrafyanın her köşesinde tüm aracı ve insan kaynağı ile zaten bu işe hazır beklemektedir. Allah korusun, yaşanan tüm afetlerde, Bayraklı’da da geçtiğimiz yıllarda deprem yaşadık. İlk koşan belediyeler oldu. Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremlerde acımız çok büyük. Hiçbir siyasi parti ayrımı gözetmeksizin ilk koşan belediyeler. Belediyeler, kendi sınırları dışında belediye kanunun bir maddesiyle hiçbir yerden izin almadan, talimat beklemeden kendisi hareket etme ve deprem bölgesinde personel görevlendirme ve bütçe harcama yetkisine sahip” dedi.
“Herkes sorumlu…”
“Deprem ve afet zamanı olması gereken eksik olayları da konuşacağız. Sadece iyi uygulamaları değil; mevcut krizleri de konuşacağız ki bir daha başımıza geldiğinde hazırlıklı olalım” sözleriyle devam eden Aras, “Bizler muhalefet belediyesi olabiliriz, iktidar da olabiliriz ama hiçbir şekilde ayrımcılık olmamalı. Kısıtlamalara maruz kalıyoruz ama afet ölüm kalım meselesi. Yaşandığında büyük tahribatlara yol açan bir mesele. Afetlerin samimiyetle konuşulması gerekiyor -mış gibi yapamayız. Bu ne bütçe ne de siyasi ve ideolojik bir ayrım bekler. Direkt üzerine gitmemiz gereken bir mesele. Bugün insanların hayatını kaybetmesinin sorumlusu afetler değil, bizleriz. Bir selde bir can kaybı olursa sorumlusu bizleriz. ‘Bizler’ derken herkesi kastediyoruz, ses çıkarmayan meslek odalarından kaçak inşaat yapan vatandaşa kadar. Kimse sorumluluktan kaçamaz. Su baskını öldürmüyor, yanlış uygulamalar ve imarlar… Bugün, orman yangınlarından, Kartalkaya yangını da insan eliyle yapılmış bir afettir, herkes sorumludur. Depremde, selde, orman yangınlarında veya yaşanan felaketlerde, kuraklıkta, gıda krizinde, su krizinde… Hiçbirimiz sorumluluktan kaçamayız ve bugünden hazırlanmak zorundayız. Yerel Eşitlik Eylem Planları yapıyoruz ama iş uygulamaya geldiğinde aynı hizmeti veremiyoruz. Dirençli kent kavramı derken, dirençli bir altyapı, kurum meselesi söz konusu. Bugün Adıyaman’a, Gaziantep’e gidip baktığımızda ilk yıkılan kamu binaları. AFAD binası yıkılıyor, olacak şey değil. Dirençli kent derken önce bunu sağlamak zorundayız. Öncelikle kamu binalarının, yaralılarımızı tedavi edecek hastanelerin ayakta kalması gerekmez mi? Biz bunun da tersini gördük” ifadelerini kullandı.
Son olarak, “En önemlisi koordinasyon” vurgusu da yapan Aras, “Bugün Muğla’nın başına bir şey gelse ilk koşan İzmir Büyükşehir’dir. Zaten koştu… Yangında ilk koşan o dönem Karşıyaka Belediye Başkanı olan Cemil Başkan geldi. Koordinasyonu da hep bir yerden beklemeyelim… Biz sorumluyuz. Kimse yapmıyorsa biz yapacağız. Gerekirse tüm kapıları zorlayıp kentlerimizi dirençli hale getirip halkımızın hayatını kaybetmesine, mal kaybı yaşamasına engel olacağız” diye konuştu.