İZMİR HABERLERİ

Türkiye'de bir dönemin simgesiydi! Usta yetişmediği için yok oluyor!

Türkiye'de bir dönemin simgesi olan fayton üretimi, mühendislik gerektiren teknik detaylarına ve köklü geçmişine rağmen usta yetişmemesi nedeniyle tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. İzmir, Akhisar ve Büyükada'daki son atölyeler hayatta kalma mücadelesi verirken, bu kadim zanaatın son temsilcileri zanaatın yeni nesle aktarılamamasından endişe duyuyor.

Abone Ol

Türkiye'de bir dönemin zarafet sembolü olan ve ulaşımın bel kemiğini oluşturan faytonculuk sanatı, usta ellerin azalmasıyla birlikte tarihin tozlu raflarına kalkma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış durumda. Geçmişin mühendislik dehasını ahşap ve demirin uyumuyla birleştiren bu kadim zanaat, günümüzde yalnızca bir elin parmaklarını geçmeyen sayıdaki usta tarafından yaşatılmaya çalışılıyor.

Mühendislik ve sanatın ahşaptaki buluşması

Halk arasında sıradan bir marangozluk faaliyeti gibi algılanan fayton üretimi, aslında içerisinde derin bir teknik bilgi ve ileri düzey mühendislik detayları barındırmaktadır. Modern otomobil teknolojisinin temelini oluşturan süspansiyon ve denge sistemlerinin ilk örnekleri bu araçlarda hayat bulmuştur. Gövde yapısında darbeleri absorbe etme yeteneği yüksek olan dişbudak ağacı tercih edilirken, yüksek direnç gerektiren tekerlek parmaklarında gürgen ağacının sağlamlığından yararlanılmaktadır. "Kamber açısı" olarak adlandırılan tekerleklerin dışa eğimli yapısı, yükün aksın en dayanıklı noktasına iletilmesini sağlayarak viraj emniyetini en üst seviyeye taşımaktadır. Yol sarsıntısını minimize eden el dövmesi çelik makaslar ve bugünkü açılır tavan sistemlerinin atası sayılan su geçirmez deri mekanizmalar, bu zanaatı benzersiz kılan teknik unsurlar arasındadır.

Çırak yetişmemesi atölyeleri kapanma noktasına getirdi

Türkiye'nin kültürel mirasının bir parçası olan bu sanatı sürdüren İzmir, Akhisar ve Büyükada'daki son atölyeler, çırak yetişmemesi nedeniyle yok olma riskiyle karşı karşıyadır. Sadece bir araç üretimi değil, binlerce yıllık bir estetik anlayışın temsilcisi olan faytonculuk, yeni neslin ilgisizliği nedeniyle geleceğe aktarılamıyor. Antalya'da bu mesleği babasından devralan Cem Kara Osman, çocukluğundan beri atlarla iç içe olduğunu ve bu tutkunun kendisine miras kaldığını belirtmektedir. Osman, bu araçların günümüzde yalnızca düğünler, reklam çekimleri ve turistik geziler gibi sınırlı alanlarda kullanılabildiğini ifade ederek, doğada yankılanan nal seslerinin insanlar üzerinde ruhsal bir rahatlama ve terapi etkisi yarattığını vurgulamaktadır.

Loading...

Üretim sürecindeki ustalık gereksinimi ve ihracatın sonu

Fayton yapımı, profesyonel marangozluktan sıcak demir dövme ustalığına, torna bilgisinden deri işçiliğine kadar çok geniş bir uzmanlık yelpazesi gerektirmektedir. Eskiden dingil poryalarının farklı kaplinlerle üretildiğini, günümüzde ise teknolojinin etkisiyle rulmanlı sistemlere geçildiğini belirten Cem Kara Osman, bu işi layıyla yapabilecek usta sayısının Afyon ve Akhisar gibi bölgelerde kritik seviyelere düştüğüne dikkat çekmektedir. Yaklaşık yirmi yıl öncesine kadar Türkiye'den dünyaya ihraç edilen faytonların üretimi, talebin azalması ve kalifiye eleman eksikliği nedeniyle durma noktasına gelmiştir. İnsanlık tarihinin her aşamasında var olan bu ulaşım kültürünün, motorlu taşıt teknolojisinin gölgesinde kalarak tamamen unutulma riski taşıdığı ifade edilmektedir.

Yüz yıllık tarihin izinde: Paris’ten İzmir’e uzanan hikaye

Mesleğini tutkuyla sürdüren Osman, elinde bulunan ve yüz yılı aşkın bir geçmişe sahip olan tarihi bir faytonun hikayesini de paylaştı. Üzerinde o dönemin eski yazı sanatıyla işlenmiş Paris ve Londra damgaları bulunan bu özel aracın, ilk olarak Fransa'dan İzmir'e getirildiği tahmin edilmektedir. İzmir'den İstanbul'a ve Büyükada'daki film setlerine uzanan uzun yolculuğunun ardından tekrar İzmir'e dönen bu tarihi miras, kapsamlı bir revizyon sürecine girmeye hazırlanıyor. "Körüklü" veya "İzmir faytonu" olarak bilinen bu modelin yeniden ayağa kaldırılması, yok olmaya yüz tutmuş bu zanaatın hatırasını yaşatmak adına büyük bir onur kaynağı olarak görülüyor.