Son Mühür- Suriye'de Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından direksiyone geçen Ahmet Şara yönetimi, Suriye'nin neredeyse yarısını kontrol ettiğini düşünen YPG/SDG'ye karşı düğmeye bastı.
Halep'te iki mahallenin YPG'li güçlerden temizlenmesinin ardından ülkede Suriye ordusunun ilerleyişi hız kazandı.
Suriye'de son süreçte neler yaşandığına dair kafa karışıklığının arttığı dönemde SETA Vakfı (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) Dış Politika ve Güvenlik Araştırmaları Direktörü Prof. Dr. Murat Yeşiltaş dikkat çekici bir yazı paylaştı.
Sahadaki gerçekler farklı...
''Suriye’de Realist Mantık Nasıl Çalışır? '' sorusunu gündeme getiren Prof. Yeşiltaş 14 maddelik mesajında şunları söyledi.
1. Suriye’deki mevcut tırmanışı anlamak için, Şam yönetimi–YPG denklemini realist bir mercekle okuyun: meşruiyet, coğrafya, dış kısıtlar ve askerî denge-anlatılar değil.
2. YPG’nin ilk açmazı: nüfus derinliği.
Kürtler ülke genelinde çoğunluk değil; Suriye’nin daha geniş demografik gerçekliği içinde bir azınlık. Bu da kalıcı bir siyasal düzen kurma iddiasını uzun vadede sınırlar.
3. Bu açmazın ikinci katmanı: parçalı meşruiyet.
Kürtler arasında bile PYD/YPG yönetim modeline dair bakışlar farklılaşıyor. Araplar/yerel aşiretler nezdinde kabul ise çoğu zaman geçici, işlemsel ve güvenlik odaklı; ideolojik bir onay değil.
4. Meşruiyet sorunu hızla yönetişim sorununa dönüşür.
Otorite, ortak siyasal rızadan çok pragmatik anlaşmalara dayanıyorsa kontrol maliyetli olur: daha fazla zor, daha fazla pazarlık, güç dengelerindeki değişimlere daha fazla kırılganlık.
5. İkinci açmaz: coğrafi/stratejik derinlik.
Kürt demografik hâkimiyetinin birleşik ve kesintisiz olduğu konsolide bir hat neresi? Gerçek dünyada toprak; yönetim + demografi + güç + dış garantilerle tutulur, “hayalî haritalarla” değil. Rojava, Kürt milliyetçiliğinin jeopolitik bir tahayyülüdür; siyasal olarak inşa edilmiştir.
6. Bu önemli; çünkü kopuk coğrafya + karma nüfus + tartışmalı meşruiyet üzerine kurulu her proje yapısal olarak açıktır: baskı altına alınabilir, izole edilebilir ve zamanla içi boşaltılabilir.
7. Üçüncü açmaz: çok katmanlı kısıtlar.
İç, bölgesel ve uluslararası dinamikler YPG’nin maksimal hedefleriyle örtüşmüyor. Şam açısından kuzeydoğunun yeniden entegrasyonu hayati: onsuz istikrarlı bir Suriye devleti mümkün değil.
8. Türkiye açısından “istikrarlı” bir YPG-dominant yapı kırmızı çizgidir. Ankara’nın tutumu nettir: sınır hattında YPG kontrolünde konsolide silahlı bir yapıyı kabul etmez.
9. Uluslararası düzeyde de büyük aktörler, resmen bölünmüş ve yüksek derecede parçalı bir Suriye’ye yatırım yapmıyor. YPG ile taktik iş birliği yapanlar dahi, devletimsi sonuçlardan ziyade kontrollü nüfuzu tercih ediyor.
10. İsrail de risk hesabı yapıyor: taktik fayda başka, öngörülemez güvenlik taşmalarına yol açabilecek aşırı yatırım başka. Bölge zaten tırmanış riskiyle doygun.
11.Askeri denge de YPG lehine değil.
Suriye ordusu, yavaş ve düzensiz olsa da, bir “düzenli devlet gücü” gibi yeniden yapılanıyor: egemenlik iddiasını tahkim etme ve zorlayıcı kapasite inşa etme yönünde.
12. YPG’nin gücü ise sınırlı operasyonel bağımsızlık ve ABD desteğine yüksek bağımlılıkla kısıtlı. Bu bağımlılık rakipleri caydırabilir ama aynı zamanda stratejik bağımlılık üretir. Görünen o ki ABD, özerklik ya da federalizmden ziyade entegrasyonu destekliyor.
13. Dolayısıyla tırmanış sadece “ilk kim ateş etti” meselesi değil; şu mantıkların çatışmasıdır:
-Şam’ın yeniden entegrasyon mantığı,
-Türkiye’nin sınır güvenliği / tek devlet–tek ordu mantığı,
-YPG’nin hayatta kalma / özerklik mantığı,
-Dış aktörlerin kontrollü angajman mantığı.
14. Sonuç (realist): yapılar sloganları yener!
Nüfus derinliği + meşruiyet + coğrafya + dış kısıtlar + askeri denge, sistemi tek bir yöne itiyor: YPG üzerinde artan baskı; ya entegre olma, ya pazarlık, ya da daralma.