İZMİR HABERLERİ

Prof. Dr. Tayfun Özkaya ’28 Bin liraya insana ette yediremezsiniz sütte içiremezsiniz’

Tarım Ekonomisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Kemal Kamburoğlu’nun sunduğu ''Hayatın Nabzı” programında hayvancılık politikalarını değerlendirerek, ithalatın fiyatları düşürmediğini, üreticinin sistem dışına itildiğini söyledi. Özkaya, “Asgari ücret 28 bin lira seviyesindeyken bu ülkede insanlara ne et yedirebilirsiniz ne de süt içirebilirsiniz” dedi.

Abone Ol

Son Mühür/ Beste Temel - Programda Türkiye’de tarımın 1980’lerden sonra köklü bir dönüşüm geçirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Tayfun Özkaya, çiftçinin gelir gücünün dramatik biçimde zayıfladığını ifade etti.

Özkaya, şu değerlendirmeyi yaptı: “1980’lerden önce, 90’lara kadar çiftçi hasat sonunda ne üretiyorsa eline para geçerdi. O parayla masraflarını karşılardı, traktör alırdı, ev yapardı. Bugün çiftçi çok kötü durumda. Çiftçilerin önemli bir bölümü traktörünü yenileyemiyor, borçlarını kapatamıyor.”

Sahadan örnekler aktaran Özkaya, İzmir ve Hatay’daki üreticilerin yaşadığı tabloyu şöyle anlattı: “İki gün önce Seferihisar’daydım. Üreticiler mandalinayı 50 kuruştan satıyor. Hatay’da 1 liraya satılıyor. Sezon başında biraz yüksek olsa bile sonra çöp oluyor. Buna karşılık tüketici fiyatlara yetişemiyor.”

“8 liraya alınan pırasa 70 liraya satılıyor”

Fiyat uçurumunun temel nedenlerine değinen Özkaya, tarımsal üretimin büyük ölçüde dış girdilere ve örgütlü alıcı yapısına bağlı hale geldiğini söyledi. “8 liraya alınan pırasa 70 liraya satılıyor. Temel nedenlerden biri alıcıların örgütlü olması. Mersin’de şeftali üreticisiyseniz alıcı geliyor ama hepsi aynı fiyatı veriyor. Türkiye’de piyasanın yüzde 50’sinden fazlası büyük marketler ve indirim zincirleri tarafından kontrol ediliyor. Bunlar hem üreticiye hem tüketiciye fiyat dayatabiliyor.” Döviz kuru, mazot ve nakliye maliyetlerinin de zinciri ağırlaştırdığını belirten Özkaya, “TL düşünce mazot artıyor, taşıma artıyor, fiyat katlanıyor” dedi.

“Tohum yasasıyla çeşitler kayboldu, ürün toksikleşti”

2006’da çıkarılan Tohum Kanunu’nun sonuçlarına dikkat çeken Özkaya, yanlış tarım politikalarının hem biyolojik çeşitliliği hem de insan sağlığını tehdit ettiğini vurguladı. “Türkiye’nin birçok yerinde çilek üretiliyor ve neredeyse her gün ilaç atılıyor. Hasat yapılıyor, sonra tekrar ilaç atılıyor. Üzümde de aynı tablo var. Bu çeşitler toksik hale geldi. İnsanlar zehirleniyor.”

Tarımda planlama eksikliğine de değinen Özkaya, Silivri örneğini verdi: “Silivri’de buğday ve ayçiçeği ekiliyor. Oysa bu bölge İstanbul’u besleyecek sebze, meyve ve süt ürünlerine yönelmeli. Su sağlanmalı, tarım alanları iskândan korunmalı. Kanal İstanbul’dan vazgeçilmesi gerekir.”

“İthalat çiftçiyi de tüketiciyi de kurtarmıyor”

Türkiye’nin uzun süredir ithalat merkezli tarım politikası izlediğini söyleyen Özkaya, bunun hem üreticiyi hem de tüketiciyi kayba uğrattığını ifade etti. “Türkiye dönem dönem gümrük vergilerini sıfırlayıp ithalata yöneliyor. Bu dünyada dört büyük şirketin kontrol ettiği bir yapı. ABD’de bile bu şirketler kendi çiftçilerini sömürüyor. Devlet prim vermezse oradaki çiftçi de ayakta kalamıyor.” “Türkiye’de buğday, mısır, pirinç üretmek kârlı değil. Bizim üreticimiz rekabet edemiyor. Hasat bile yapılmayan tarlalar var.” Makarnalık buğday örneğini veren Özkaya, “Türkiye makarna ihraç ediyor ama bu ülkeye ciddi bir kazanç sağlamıyor. Et ithal ediliyor ama et ucuzlamıyor. Çünkü piyasa buna izin vermiyor” dedi.

“Fiyatı destekleyen tarım politikasına dönülmeli”

Tarım politikalarının köklü biçimde değişmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Özkaya, şu ifadeleri kullandı: “Bu politikanın dışına çıkıp fiyatı destekleyen tarım politikasına dönmemiz gerekir. Buğday ekilmesini istiyorsak buğdayı kârlı hale getirmeliyiz. Aksi hâlde sürekli ithalat yapılır. Türkiye’nin buna yetecek dövizi yok. Tarımdan net gelir elde edilmesi gerekir.”

İklim krizi ve tarım: “Agroekoloji çözüm olabilir”

Küresel iklim krizinin tarım üzerindeki etkilerine de değinen Özkaya, seller, kuraklık ve üretim kayıplarının arttığını belirtti. “Afrika’daki dağlarda bile karlar eriyor. Türkiye’de seller, kuraklık ve üretim kayıpları artıyor. Kömürden ve petrolden çıkmak gerekir. Buna rağmen Muğla’da kömür için köyler kamulaştırılıyor. Oysa güneş enerjisinin maliyeti hızla düştü.”

Agroekolojik üretimin önemine dikkat çeken Özkaya, “Toprağı sürmeden yapılan tarımda karbon toprağa gömülür. Araştırmalar, agroekolojiye geçilirse sera gazlarının önemli bölümünün toprakta tutulabileceğini gösteriyor. Kurak yıllarda verim yüzde 30-40 daha yüksek çıkıyor” dedi.

Ormanlar, tek tip tarım ve biyolojik çeşitlilik uyarısı

Orman ve tarım politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini belirten Özkaya, tek tip üretimin risklerine işaret etti. “Kızılçam Ege için uygun ama tek başına yeterli değil. Karışık ormanlar oluşturulabilir. Meşe dikerseniz yaprakları hayvan yemi olur, yangına karşı doğal bariyer oluşur. Tek tip üretim her zaman risktir. Malatya kayısıda bunu yaşadı. Çay her yere ekildi, toprak tutmuyor, aşırı yağmurda yamaçlar akıyor.”

Hayvancılıkta kriz: “İthalat ucuzlatmadı”

Hayvancılıkta da benzer bir yapısal sorun bulunduğunu ifade eden Özkaya, ithalatın fiyatları düşürmediğini belirtti. “İthalat ucuzlatmadı. Az sayıda şirket kazandı. Meralar daraldı, maden ve konutlarla yok edildi. Hayvancılık sanayi yemine bağımlı hale geldi. Soya ve mısır ithal. Döviz arttıkça maliyet artıyor.” Süt ve et piyasasındaki ilişkiye dikkat çeken Özkaya, “Süt fiyatı çok düşük tutulunca üretici hayvancılığı bırakıyor. Bu da et üretimini düşürüyor. Küçük Menderes Havzası’nda hayvancılık gelişti ama mısır için su yok. Sistem kendi içinde çöküyor” dedi.

“Ucuz gıda bir yanılsama”

Özkaya, ucuz gıda söyleminin gerçeği yansıtmadığını vurgulayarak sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Ucuz gıda diye bir şey yok. Bedelini ya çiftçi ödüyor, ya doğa ödüyor ya da toplum sağlığı ödüyor. Asgari ücret 28 bin lira seviyesindeyken bu ülkede insanlara ne et yedirebilirsiniz ne de süt içirebilirsiniz.”