SON MÜHÜR - AYŞEGÜL KOÇ/ Doğanın kurallarının belli olduğunu ve öngörülebildiğini belirten Yaşar, ‘’2004 yılında 2020 ve sonrasında ülkemizin daha az yağış alacağını ve kuraklık olacağını söylemiştim.
Bundan 20 yıl önce. Bu bilim açısından öngörülebilir bir durum. Çünkü doğada A ve B planı vardır. C yoktur. Biri olmazsa diğeri olur.
Atmosferin gittikçe ısınıyor olması doğal olarak yağışları etkiliyor. Çünkü yağmurun üç birleşeni var, hava sıcaklığı, atmosferin soğukluğu ve çöl kumu.
Bu birleşenler yağmuru oluşturuyor. Bunlardan biri eksik olduğu zaman yağış olmuyor. Geçtiğimiz Kasım ayı hava sıcaklığı normalin altında seyretti ve ülkemiz yağış aldı.
Özellikle doğu da son yıllardaki en yoğun kar yağışları oldu. Fakat Anadolu ve Batı bundan çok nasibini alamadı.
Aralık ve Ocak ortalamanın üzerinde seyretti. Tüm bunlar öngörülebilir durumlar buna göre tedbir almalısınız.
Ancak bizim özellikle tarımda suyu hor kullanmamız, susuzluğu daha da tetikliyor. Biz suyumuzun yüzde 79’unu tarımda tüketiyoruz.
Bu ABD’de yüzde 37, buna rağmen onlar 111 milyar dolar yatırım yaparak bunu aşağıya çekmeye çalışıyor. Bizim bu duruma acil çözüm bulmamız gerekiyor.
Özellikle yeraltı sularının bilinçsiz kullanımı sorunu daha da büyütüyor. Oysa yeraltı suları ortak mirastır. Mesela İspanya’da yasaktır. Biz de de bu acilen disiplin altına alınmalı, yoksa obruklarla dolu bir coğrafyamız olacak’’ dedi.
İzmir normalde su fakiri, daha tasarruflu olunmalı
İzmir’in Türkiye ortalamasına göre kişi başına su tüketiminde altlarda olduğunu ifade eden Yaşar, ‘’Türkiye ortalaması şu anda 1340 metreküp, İzmir’de bu rakam 600 metreküplerde birde bunun önemli bir kısmı yeraltı sularından sağlandığı için ülkenin en pahalı suyunu tüketiyoruz.
Şu anda barajlar yüzde 15 civarında dolu, 1 Nisan’a kadar ne olacağını göreceğiz. Yeraltı sularında da Manisa’nın suyunu çekiyoruz.
Yaklaşık 400-450 metrelerden geliyor, ağır metal içeriyor. Bu da ayrı bir sorun. Yakında oralardan da çekilemeyecek.
Büyükşehir ve İZSU’da bu konuda uzmanlar olmalı ve yol haritası çıkarmalı, yoksa su sorunu İzmir’in geleceğini etkileyecek. Çünkü su yoksa tarım da yok, ekonomi de yok, hatta devlet yok’’ diye konuştu.
Başkan Cemil Tugay, İzmir’in tarihini bilmiyor
Körfez kirliliğinin İzmir’in en kolay çözülecek sorunu olduğunu söylemekten dilinde tüy bittiğini hatırlatan Yaşar, sözlerini şöyle sürdürdü; ‘’Bunu söylemekten yoruldum. Körfez’in kirliliğinin çözümü basit, arıtmaları tamamlayıp, çalıştıracaksın, körfeze akan derelerin tabanındaki betonları kıracaksın, fabrikaları sıkı kontrol altına alacaksın. Körfez kendini 3-5 yıl içinde temizler ve masmavi olur.
Bunu sürdürdüğün sürece de kirlilik olmaz. Bunun dışındaki yapılanlar geçici çözümler. Geçenlerde ‘’Körfez’e pelikanlar geldi’’ diye açıklama yapıyorlar.
Gelecek çünkü yüz yıllardır öyle göç ediyor, bunun temizlikle bir ilgisi yok ki. Başkan Cemil Tugay, İzmir’in tarihini bilmiyor.
Çıkıyor, ‘’Körfez’de kirlilik 1965’ten beri var diye açıklama yapıyor. Aslında ona o bilgiyi verenler o yazıyı önüne koyanların suçu da, Başkanda bilgi sahibi olmalı.
Körfez de kirlilik 1930’larda başladı. 1955’te balık ölümleri görüldü. Evet 1960’larda kanalizasyonun boşaltılmaya başlamasıyla arttı.
Taa ki Evren döneminde başlayan Büyük kanal projesi yapılıncaya kadar. Oysa efsane başkanlardan Behçet Uz, ilk projeyi yapandır, ancak maliyet çok yüksek olunca projeyi hayata geçiremedi. Bu konulara dikkat etmiyorlar.’’ ifadelerini kullandı.