Son Mühür / Yağmur Daştan - İzmir’in hayvancılık koridoru olarak bilinen Ödemiş, Bayındır ve Kemalpaşa ilçelerinde faaliyet gösteren dört büyük mezbahanın hijyen ve eksik ekipman gerekçeleriyle kapatılması gündeme gelirken şimdi de sektörde "tüberkülozlu et" ve "kayıt dışı rant" iddiaları geniş çaplı bir tartışma başlattı.
Bölgedeki bazı süt sığırcılığı işletmelerinde özellikle tüberküloz oranının arttığı ve bu hastalıklı hayvanların büyük bir kısmının söz konusu bazı tesislerde kesildiği öne sürülürken; mevzuat gereği yüksek ısıda "kavurma" yapılması gereken bu etlerin, düşük fiyatla toplandığı ve yasal prosedürlerin dışına çıkılarak sucuk, sosis gibi şarküteri ürünlerine karıştırıldığı iddiaları kamuoyunda ciddi bir endişe yarattı. Yerel kaynaklar bu yolla ciddi miktarda kayıt dışı rant elde edildiğini ileri sürerken; halk, yerel yöneticiler ve meslek örgütleri, süreç hakkında dikkatleri çeken açıklamalarda bulundu.
Vatandaştan tepki: Hastalıklı eti neden çocuğumuza yedirelim!
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunarak iddiaları dile getiren bir vatandaş, “Bir kilo ete bin lira, bin 500 lira para veriyoruz. Bu kadar para verip tüberkülozlu eti çocuklarımıza neden yedirelim?” diyerek tepki gösterirken Son Mühür, konuyu işin uzmanlarına sordu.
“Tüberkülozlu hayvan her zaman var”
İzmir’de 40 senedir kasaplık mesleğini icra eden Erdal Temel, “Mezbahaların sadece hijyenden dolayı kapatıldığını duyduk. Tüberküloz olduğunda ya imha edilmesi ya da kavurma yapılması lazım. Ancak birçok ilçe mezbahalarında böyle bir sistem yok. Tüberkülozlu hayvan her zaman var. Yediği yem ya da bakıldığı koşullardan kaynaklı olabiliyor. Ne yazık ki bunun çaresi yok. Et kavurma yapıldığında hiçbir bakteri kalmaz. Tabii insanlar da tepki gösterirken haklı. O yüzden bizler her zaman vatandaşa eti bildikleri ve güvendikleri yerden almalarını öneriyoruz. Denetimlerin de artmasında fayda var. Tüberküloz konusunu denizden bir bardak su almış gibi kabul etmek lazım, bunun hayvancılığa bir etkisi olmaz. Hayvancılığın sorunlarına kökten çözüm bulunmalı, köylüye destek olunmalı” dedi.
“Kayıt dışı hayvancılık” örneği verdi
Titar Tarım Hayvancılık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Doğan, “Türkiye’de hayvancılıkta tüberküloz vakaları olduğu bir gerçek. Bakanlığın yaptığı taramalarda hastalıklı hayvanlar tespit edildiğinde, bunlar kontrol altında kesime gönderiliyor ve süreç tamamen denetim altında yürütülüyor. Ancak kayıt dışı hayvanlarda benzer sorunların olup olmadığına dair ‘asla yoktur’ demek mümkün değil. Bu tür hayvanların düşük maliyetle piyasaya sürülmesi de ihtimaller dahilinde. Bakanlık; ihbarlar, rutin denetimler ve düzenli taramalarla süreci takip ediyor. Çiftliklerde yapılan testler sonucunda hastalık tespit edilirse gerekli ayıklama işlemleri uygulanıyor. Ancak tüberkülozun en önemli sorunlarından biri, bazı durumlarda kendini gizleyebilmesi. Hayvan dışarıdan sağlıklı görünse bile hastalığı taşıyabiliyor ve bu durum testlerde her zaman ortaya çıkmayabiliyor” açıklamalarında bulundu.
“Şüpheli durumlar bildirilmeli”
En büyük risk alanının kayıt dışı hayvancılık olduğunu vurgulayan Doğan, “Bu nedenle hayvanların kayıt altına alınması büyük önem taşıyor. Ancak elde net veri olmadan hastalık oranlarına ilişkin rakam vermek doğru değil. Tüberkülozun aşısı bulunmuyor. Bu da hastalıkla mücadeleyi zorlaştıran en önemli etkenlerden biri. Bu nedenle koruyucu önlemler; hijyen, barınak koşulları ve hayvanların doğru beslenmesiyle sınırlı kalıyor. Özellikle kötü havalandırılan ve hijyenik olmayan ortamlarda hastalık hızla yayılabiliyor. Yetersiz beslenme de hayvanların bağışıklığını düşürerek riski artırıyor. Büyük işletmelerde genellikle veteriner hekimler ve teknik ekipler bulunduğu için risk daha düşük. Ancak kayıt dışı üretim ve kaçak kesimler söz konusu olduğunda insan sağlığı açısından risk oluşabilir. Mezbahalarda veteriner denetimi zorunlu. Ancak hastalığın bazı durumlarda lenf bezlerinde gizli kalabilmesi nedeniyle nadiren gözden kaçma ihtimali bulunuyor. Bu gibi durumlarda risk düşük olsa da tamamen yok sayılmaz. Vatandaşın bu konuda duyarlı olması önemli. Şüpheli durumların ilgili kurumlara bildirilmesi gerekiyor. Bakanlık da bu ihbarlar doğrultusunda denetimler yapıyor ve gerekli durumlarda ürünleri imha ederek işletmelere yaptırım uyguluyor” diyerek bilgiler verdi.
Karakülçe, süreci anlattı, bakanlığa eleştirilerini sıraladı
Konuyla ilgili İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Tarım ve Hayvancılık Komisyonu Başkanı ve CHP’li Meclis üyesi veteriner hekim Selçuk Karakülçe, İzmir’de kapatılan mezbahalarla ilgili açıklamalarda bulundu. “Bu alanların denetimi Tarım ve Orman Bakanlığı’nda. Madem bu kadar mezbaha, bu kadar zamandır bu işi yapıyor. Neden bu zamana kadar el atmadılar ve tedbir almadılar?” diyerek tepkisini dile getiren Karakülçe, “O alanlarda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın veteriner hekim bulunması zaten zorunlu. Veteriner hekimler işlerini düzgün yapar, böyle bir şeye imkan vermezler. Hele hele hijyen ve sağlık olduğunda alarm durumuna geçerler. Bu nasıl bir mantık, nasıl bir anlayıştır ki bir anda mezbahalar kötü işlem yapıyor denilerek bu mezbahalar kapatılıyor? Arabayı durdurup da işlem yapabilir, uyarılarda bulunabilirsiniz. Böyle yapmak yerine işleyen bir sistemi durdurmak kadar insan sağlığını tehdit edecek başka hiçbir unsur yok. Buraları kapattığınızda kaçak et kesimini teşvik etmiş oluyorsunuz. Kaçak et kesimini teşvik ederek toplumun sağlıklı ete erişimini engelliyorsunuz. Benim bilgim, en az iki tane veteriner hekim buralarda çalışılıyor. Bir kere bu, mesleğe hakaret ve iş bilmemezliktir. Bakanlık bir şey yapmaya çalışıyor ama kaş yapayım derken göz çıkarıyor. Bu, doğru bir yöntem değil. Mezbahalar dün açılmadı ki işi yeni öğrensinler. Bu mezbahaların her birinin yılları içeren tecrübe ve birikimleri var. Bu işi yapanlar kadar bu işi denetleyenler kadar bu işi yapan ve yöneten insanların ciddi bilgi ve birikimleri var. Bakanlık bir yanlış yapmaktadır, bu yanlıştan dönmek zorundadır. Aksi takdirde, kaçak kesimler artacaktır. At eti skandalları bir bir ortaya çıkıyor. Daha fazla at eti ve yasaklı etlerin de önü açılıyor, bunun başka bir ifadesi yok” dedi.
‘Kavurma yasal bir prosedür’
Hastalıklı hayvanların ‘kavurma’ yapıldığı iddialarının sorulması üzerine de Karakülçe, bu sürecin tamamen yasal bir prosedür olduğunu söyledi. Karakülçe, “Kavurma demek, çok yüksek ısılarda eti pişirmek demek. Yani nasıl ki çiğ sütü kaynatıyorsanız ya… Bu süreçler şartname dahilinde yapılıyor. Bu hayvanların piyasaya sürüldüğü iddialarını doğru bulmuyorum. Tüberkülozlu hayvan olduğu gibi ya imhaya gider ya da kavurma yapılır. Bu durum sadece bizde değil, dünya ülkelerinde de böyledir. Kamuoyunun midesini bulandıracak bir durum olduğunu asla düşünmüyorum. Zaten tüberkülozlu et doğrudan anlaşılır; hayvanı kesip iç organları dışarıya çıktığında ya yeşil alanlar görülür, lenf kısmını kestiğinizde de sarı bir sıvı akar. Bunlar gözle görülmeyecek, gizli hastalıklar değildir. Bizim de duyduğumuz bazı söylentiler var: Bakanlığın elinde çok fazla ithal et kaldığı, bu şekilde mezbahaları kapatıp ithal etleri piyasaya sürülebileceği iddiaları var. Bu yanlışlardan geri dönülmesi şart” ifadelerini kullandı.
“Kavurma tesisi eksikliği”
Ödemiş Ziraat Odası Başkanı Ahmet Kocaağa, “Ciddi rahatsızlıkları olan ve eti deforme olan hayvanların etini zaten atıyorlar. Eti deforme olmamış, hafif hastalık belirtisi olan yerleri ayırıp diğer yerlerini de kavurma yapıyorlar. Kavurmada da herhangi bir sağlık sorunu olmuyor. Kapatılan tesislerin de kavurma bölümü olmadığı için mühürlendiği, tesisler yapıldıktan sonra açılacağını ifade edildi” diye konuştu.
İzmir Tabip Odası: Gıdanın tüketilmesiyle bulaşmaz ama…
Son olarak konuyla ilgili bir yorum da İzmir Tabip Odası’ndan geldi. İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Yüce Ayhan, “İnsanlarda tüberküloz hastalığına yol açan mikroorganizma Mycobacterium tuberculosis türü bakteri iken sığırlarda tüberküloz etkeni olan mikroorganizma Mycobacterium bovis türü bakteridir. Esasen ili farklı bakteri türü söz konusu olmasına karşın M. Bovis türünün neden olduğu sığır tüberkülozu, sadece hayvan sağlığını, hayvancılık sektörünü etkilememektedir. Özellikle mesleki maruziyet sonucu sığır kökenli tüberküloz bakterileri insanlarda da enfeksiyona yol açabilir. Veterinerler, kasaplar bu açıdan risk altında olabilirler. Tüberküloz gıdanın tüketilmesi ile bulaşan bir enfeksiyon değildir. Sığır tüberkülozu insanlara solunum yoluyla veya bütünlüğü bozulmuş deri bölgeleri ile mukozalara temas yoluyla bulaşır. Hastalıklı hayvan etinin ısıya maruz kalması durumunda bakteri inaktive olduğundan iyi pişirilmiş etten bulaşma beklenmez. Ancak yine de hastalıklı hayvanların etlerinin tüketilmesi uygun değildir” dedi.
“Günümüzde yaygın kabul gören tek sağlık kavramı insan sağlığının hayvan sağlığından, bitki sağlığından ve çevre sağlığından bağımsız olamayacağını öngörür” mesajı da veren Ayhan, “Sığır tüberkülozu bu açıdan değerlendirilmeli, hastalığın hayvanlar arasında yayılması kadar hayvancılık ve hayvansal gıda sektöründe çalışanlar ile gıda güvenliği yönünden bütüncül bir yaklaşım gösterilmelidir” diye konuştu.