İZMİR HABERLERİ

İZSİAD Başkanı Yüksel: "İzmir’in sorunlarına çözüm üretmeye devam edeceğiz.."

Son Mühür Televizyonu’nda yayımlanan programda İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İZSİAD) Başkanı Alaattin Yüksel, kentsel dönüşümden ekonomik gelişmelere, dernekteki yönetim değişiminden gençler ve kadınlara yönelik projelere kadar iş dünyasının gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Abone Ol

Son Mühür/Merve Turan- Son Mühür Televizyonu’nda Sıcak Bakış programına konuk olan İZSİAD Başkanı Alaattin Yüksel Tunç Erciyas’ın iş dünyasının gündemi ile ilgili sorduğu soruları yanıtladı.

İZSİAD’ta yeni dönem...

Hüseyin Cengiz Başkan istifa etmesinden sonra yerine Sirhan Özen seçildi. Özen, genel kurula götürmek istedi. Süreci Başkan Yüksel anlattı.

“Kentsel dönüşüm, Türkiye'de yaşanan bir sorundur. Çünkü kentsel dönüşümü başarabilecek kadar bir zenginliğe henüz ulaşılmamıştır. Bir ülkede, bir kentte kentsel dönüşümün başarılı olabilmesi için kişi başına düşen milli gelirin en az 20 bin dolar olması gerekir. Yani bir zenginlik olacak ki o üretilen fazladan yapıyı, üretimi satın alacak insanlar olabilsin. O nedenle geçmişte Aziz Başkan döneminde de güzel projeler hazırlandı, kentsel dönüşümle ilgili. Ama uygulamaya geçildiğinde, ihaleye çıkıldığında girecek müteahhit bulunamadı.

Aziz Başkan bir ricası ile Folkart girdi. Çok da güzel, başarılı bir iş oldu. Tesliminde oradaydım, çok mutlu anlar yaşandı, yerinde dönüşümdü. Çok da nitelikli, kaliteli yaptılar hakikaten. Daha sonra Tunç Başkan, kentsel dönüşüm projesini uygulamaya soktuğunda yine aynı sorun, bir taahhüt yok ortada. Yeni bir yol bulundu, kooperatifler aracılığıyla bu işi yaparız diye. İş dünyasından da destek istendi. Hüseyin Başkanımız da öncülük etti ona. Hatta bir iki kooperatifte kendisi bizzat yönetim kurulu başkanlığı da yaptı.

Ama yüksek enflasyon dönemine rastladığı için özellikle de inşaat malzemelerinde çok yüksek fiyat artışları oldu. Orada ondan yaşanan sıkıntılar oldu. Araya bir seçim girdi. Seçimle ilgili o ara vermek durumunda kalındı bir müddet. Bunların sonucunda böyle bir şikayetler, huzursuzluklar, hani kooperatif üyelerinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle şikayetler falan da oldu ve bir soruşturma süreci biliyorsunuz başladı sürüyor. Kimseyi baştan suçlu ilan etmemek gerekiyor diye düşünüyoruz. Ama Hüseyin Cengiz, İZSİAD Başkanı olarak anıldığından kurumuna zarar vermemek için istifa etmek durumunda kaldı. Arkasından dernek kendi içinde yönetim kurulu Sirhan Özen’i Başkan seçti.

Bir, bir buçuk ay kadar beraber oldular. Orada da yönetim kuruluna yansıyan, üyelere yansıyan artık sıkıntılar olmaya başlayınca Sirhan Başkan da bu işi üye çözer deyip genel kurul kararı aldırdı yönetim kurulunda. Onun sonunda yüksek danışma kurulu toplandı. Orada uzun istişareler, değerlendirmeler yapıldı, fikir alışverişleri yapıldı. Onun sonunda bana oy birliğiyle bu görevi en azından olağan genel kurula kadar yürütmem için bir teklifte bulunuldu.

Ben de değerlendireceğimi düşündüm. Orada hemen de kabul etmedim. Daha sonra bir de bunun öncesinde de böyle bireysel telefonlar geliyordu. O telefonlarda da hep şunu söylemiştim. Yani ben şu anda düşünmüyorum öyle bir şey ama hani bunu çözmemiz için bu böyle bireysel yaklaşımlarla, taleplerle falan olmaz. Hani kurumları, kuralları çalıştırmak lazım. İşte kurumda nedir? İşte Yüksek Danışma Kurulu toplandı.

Arkasından, yeterli görmedim ben onu. Bizim derneğimizin en aktif, en dinamik kesimi komisyon üyelerimizdir. Komisyon üyelerimizi bir sabah topladık. 90 kişi var komisyon üyesi. 90 kişiyi çağrıda bulunduk. 87 katılım oldu. İnanılmaz bir şey, bu kadar dinamik bir dernek zor bulunur Bununla dinamizmine örnek bir de genel kurullar biliyorsunuz böyle iki tarihte yapılır. İşte şu tarihte yeterli çoğunluk sağlanmazsa ikincisinde toplananlarla denir.

Pek öyle ilk toplantıya gidilmez bir şeydir. Böyle bir gelenek. Ama İZSİAD ilk toplantısında çoğunluğu sağladı ve genel kurulunu yaptı. Orada komisyon üyelerimizle yaptığımız toplantıda da uzun istişareler, farklı görüşler de konuşuldu, tartışıldı. Sonunda sağ olsunlar alkışlarla bu görevi almış olduk. Böyle büyük bir sorumluluğun altına girmiş olduk. Ama büyük bir çoğunluğu üyelerimizin kararıyla, talebiyle oluştu. O yüzden biz de üyelerimizle beraber birlikte bu süreci götüreceğiz.”

İzmirliler yanımızda...

Yüksel, İzmir basınının ve İzmirlilerin ilgisine şaşırdığını ve çok sevindiğini ifade etti. 20 Ocak 1992 günü kurulan İZSİAD’ın ilk üyelerinden olduğunu vurguladı.

“Ben kurucu üye değilim ama kurulur kurulmaz, komşularımdan bir tanesi, iş insanı Halil Sarışan, hemen gelip üye yaptı, ilk üye olanlardanım. O yüzden kurucu gibi biliniyorum Farklı görevlerde bulundum... Turgay Yeşilbaştı kurucu başkanımız. Daha sonra İrfan Erol'la aynı yönetimde beraber çalıştık.

Hüseyin Porsuk'la aynı yönetim kurulunda beraber çalıştık. OYDER İzmir Şubesi bizim o zaman içimizdeydi beraber çalıştık. O dönemlerde hep yönetim kurulunda görevliydim. Yüksek Danışma Kurulu Başkanlığı yapmıştım. Hatta o zaman Danışma kurularına tüzüğümüzü gereği dışarıdan üye alabiliyorduk,

Yüksek Danışma Kurulu'na. Şimdi o sonradan tüzük değiştirilmiş, artık alamıyorsunuz dışarıdan, üyelerden olması gerekiyor. O dönem Ali Nail Kubalılar üniversite camiasından Emekli olmuştu sevgili rektörümüz Ülkü Bayındır, Burhan Özfatura gibi çok önemli isimlerle böyle bir danışma kurulu oluşturmuştuk benim başkanlığım döneminde.

İZSİAD hakikaten İzmir'e de hep damgasını kurmuştur. Belediye başkanları çıkarmıştır, milletvekilleri çıkarmıştır içinden falan. Hep bir söz sahibi olmuştur. Dokuz dernek birleştik, bir araya gelerek İzmir Sanayici Dernekleri Platformunu kurduk. İzmir'de mesela o dönemler biliyorsunuz bir de kordon toplantıları falan olurdu, ünlüydü çok. 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'i getirdik. Bunun yasalaşması konusunda destek istedik ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden bizim girişimizde bu yasa çıktı. Yani o federasyonlar, konfederasyonların kurulmasına öncülük etmiştir İzmir.

Bizim üst kurulumuz BASİFED... Başkanımız Semiha Güneş, İZSİAD üyemiz...”

Amacımız ve çalışma tarzımız...

“Önce bir kere hakikaten bu yaratılan enerjiyle geçmiş başkanlarımızın ve yönetimlerinin, hepsinin, üyelerinin katkılarından dolayı ben bir kez daha burada teşekkür edeyim kendilerine. Bu yeni dönemde de etkinliklerle önce üye ilişkilerini daha sağlamlaştırmayı planlıyoruz. Daha yeni üye kazanımları planlıyoruz. Önce derneğin bu güçlü yapısıyla, finansal olarak da güçlü yapısıyla çok önemli projelerle, yeni etkinliklerle, o projelerle çok daha büyük, çok daha söz sahibi olabilecek kent gündeminde, ülke gündeminde bir dernek yaratmayı planlıyoruz.

Önceliklerimiz ne, nasıl yapacağız?

“Öncelikle bir kere üyelerimiz arttıracağız. Üye beklenti anketi başlatıyoruz hemen. Sorunları ne onları tespit etmeye çalışacağız. Hep beraber yapacağız bunları da ortak toplantılarda. Hani bir anketin dışında da birebir birlikte olarak yapacağız. Sonra birlikte çözüm arayacağız. İkinci aşamada işte kentin sorunları, kent gündeminde tartışılan şeyler var. Bunlarla ilgili bir İZSİAD görüşü oluşturmaya çalışacağız. İşte neler var? Liman meselesi tartışılıyor. Basmane çukuru tartışılıyor. Ulaşım tartışılıyor, körfez tartışılıyor, altyapı sorunları var. İnciraltı planları hala konuşuluyor. Hem yerel yönetimlerin görüşünü alacağız, uzmanların görüşünü alacağız o toplantılarda. Önceliğimiz İZSİAD'ın üyeleriyle İzmir'in sorunları konusunda bir ortak görüş sağlamaya çalışmak, mutabakat oluşturmak sonra BASİFED’e taşıyıp oradaki üyelerle ortak bir görüş elde edip, oradan da Türkiye'deki hiçbir kentte olmayan Başkanlar Kurulu ve İzmir Ekonomi Kalkınma Koordinasyon Kurulu’nda değerlendirilecek.”

Gençlere ve kadınlara müjde!

İZSİAD Başkanı Alaattin Yüksel kadınlar ve gençler yönelik projeler hakkında bilgi verdi.

“Bu rakam 18-24 ya da 29 olmasına göre 3-4 milyon civarında gençten söz ediyoruz. Bu çok büyük bir şey. Şu anda Türkiye'nin en önemli sorunu olarak benim gördüğüm şudur. Bir, emeklilerimize bir bakamıyoruz. Öbür taraftan da gençlerimize bir iş yaratamıyoruz. Onların o enerjisinden, gücünden yararlanamıyoruz. Şöyle bir parantez açayım. Emekliler evde oturamadıkları için çalışmak zorunda kalıyor. Belki çalıştıkları için de gençlere mani oluyorlar gibi düşünelim. O da var. Ama biz Avrupa'nın en genç nüfusuna sahip ülkeyiz. Bu gençliğin enerjisini, birikimini, geleceğe yönelik şeylerini kullanamıyoruz. Yani dört milyon genç evde oturuyorsa, bu Türkiye'nin kullanılabilir çok büyük bir potansiyeli, enerjisi boşa gidiyor.

Boomerang Projesi...

Gençlerimizi başka ülkeler için hayal kuran durumuna getirip onları yavaş yavaş kaybediyoruz. Türkiye nitelikli göç veriyor diye konuşuluyor. Bununla ilgili bir projemiz var, Boomerang adı altında. Tersine göç. Yani biz bu insanları Türkiye'ye nasıl getirebiliriz? Bir tartışma, bir açılım sağlamaya çalışıyoruz orada. Dediğiniz gibi bu gençliğe yönelik mesela bir projemiz var. Bunları zaman içinde açıklayacağız ama sırasıyla uygulayacağız hepsini.

Kadınlar Projesi 8 Martta...

Kadınlarımızla ilgili daha önce yapılmış bir araştırma ve sonucunda bir rapor düzenlenmiş projemiz var. Bunun üzerine bir kadın projesi getiriyoruz. 8 Mart'a onu Dünya Kadınlar Günü'nde doğru planlıyoruz. Genç kızlarımızla ilgili bir de kadınlarımızla ilgili iki önemli proje yapıyoruz. Onunla ilgili hatta yurtdışı partnerlerle Avrupa Birliği fonlarıyla da yapabilir miyiz? Onları şu anda araştırıyoruz.

Yeşil Meslekler Akademisi...

Hemen başlayacağımız bir şeyimiz var. Yeşil Meslekler Akademisi diye Bu da yine üyelerimizin katkısıyla, üyelerimizin bir sponsorluğuyla hani finansmanı da hazır, her şey hazır. Onu hani hemen günler içinde bu uygulamaya geçeceğimiz bir proje. Bu da yine geleceğin meslekleriyle ilgili gençlere bir farkındalık yaratılmak üzere özellikle meslek akademisi öğrencileri ya da meslek akademilerinden mezun olan gençlerimizle böyle bir hazır bekleyen bir 15 kadar projemiz var.”

İş dünyasının bakışı...

Emeklilerin durumu gibi bir de askeri ücretlerin durumu da var. Çünkü asgari ücret yetersiz deniliyor, açlık sınırının altından. Hükümette işverenler biraz kollarını sıvasın, asgari ücret yerine daha yüksek maaş verilsin deniliyor. Ama bir personelin maaşı 40 bin lira gibi bir şey işveren açısından bakıldığında da yüksek... İZSİAD Başkanı iş insanının bakış açısını anlattı.

“İş dünyası açısından baktığımızda sabah gelirken dinlediğim radyoda, TİM Başkanı, emeğin ne kadar arttığı anlatıyordu asgari ücreti atıyorum üç birim arttı. Ama kur artışı bir birim arttı. Bizim işçilik maliyetlerimiz çok yükseldi diyor. Eskiden Türkiye ucuz emek temelli rekabette avantaj elde ederdi. Şimdi o avantajımızı kaybettik... O yüzden iş insanlarımız işte Mısır'a gidiyorlar, Türki Cumhuriyetlere, Özbekistan'a gidiyorlar. Buralarda çözüm arıyorlar. Bence çözüm buralarda değil. Çözüm daha katma değeri yüksek ürünler üretmekte. Yüksek teknoloji ürünleri üretmekte. Yani bu geleceğin vizyonunu kullanarak.

Bir çıkış yolu aramak gerektiğini düşünüyorum. Ne yüksek kurla, ne de ucuz emekle olacak bir iş değil bu. Başka riskler de var önümüzde.

Asgari ücret, alan için çok az. İnsanca bir yaşam için yeterli değil. Açlık sınırı hesaplanıyor, onun altında kalıyor. Veren için de iş insanları için maliyeti önemli ölçüde etkiliyor. Türkiye'nin şu anda böyle bir sorunu var. Buna bir çözüm bulunması gerekiyor. Bu böyle kısa vadede de çok mümkün görünmüyor, biraz uzun vadede. Yani üretim, üretim, üretim...

Bu sürecin sonunda, bu ekonomik politikaların sonucunda zaten çok ciddi bir gelir dağılımı adaletsizliği oluştu. O yüzden emeklilerimiz zaten hani bugün bu işte geçinemiyoruz diye feryat ediyorlar. Niye? Yüksek enflasyonlar var, yüksek faiz var. İş insanlarının üretimin maliyetini arttıran önemli bir şeylerden birisi de nedir? Yüksek faizdir.

Bizim Avrupa'yla, Japonya'yla, Uzakdoğu'yla rekabet etmekte zorlanıyoruz. Aslında Türkiye'nin değerleri, ekonomik değerlere baktığınız zaman, mesela Japonya'da bu borçlanma oranı %60'larda, Türkiye'de %30'larda. Türkiye çok iyi olarak görünüyor burada.

Ama zaten hani borçlanması hep şikayet ediliyor ya, nedir sorunları dediğiniz zaman işte dünyasının, efendim yüksek enflasyon, yüksek faiz, krediye ulaşılamaması deniyor, finansmana erişememe deniyor. Finansmana erişseniz bir kere erişseniz de yüksek faize de razı. O sıkıntıyla ilgili bir şey.

Yüksek faizle zaten maliyetleriniz ciddiye artıyor. O zaman rekabet de edemiyorsunuz. Dediğim gibi %60 olan Japonya'da ama Japon sanayicisi. %3 ile en fazla 4 ile 10 yıllık, 20 yıllık borçlanabiliyor. Çin geliyor Türkiye pazarında satış yaparken istediğin zaman öde diye satıp gidiyor. Ama bizim sanayicimiz %8-9 onlara varan faiz oranı ile çok kısa vadeli borçlanabiliyor. O da sıkıntı yarattıkça işte vay vay finansmana erişemiyoruz diye ağlaşıyoruz. Yani erişsek de zaten dediğim gibi o bizim ürettiğimiz ürünün maliyetini çok ciddi ölçüde arttıracağı için Bu sefer zaten pazarda da rekabet edemez hale geleceğiz. “

Avrupa Birliğine girmemiz gerek...

“Hindistan deyince aklıma geldi. Şu anda mesela bizim o küresel gelişmelerden Türkiye çok ciddi etkilenecek, İzmir de bunun başında geleceklerden birisidir. Aslında İzmir'in durumu şu anda biraz iyi... Hep böyle İzmir çok geri kaldı falan lafları ediliyor. O kadar da değil. İzmir'in verileri ithalat-i ihracat açısından baktığınız zaman değerlendirdiğinizde

Türkiye geneline göre çok iyi durumda. Bizim sanayicimiz her türlü güçlüğe rağmen ihracatçımız çalışıyor, değer yaratıyor. Hatta bu bizim yerel yönetimlerin aldığı paya kadar etkiliyor. Yani nedir o küresel gelişmelerden kötü etkileneceğimiz şey? Avrupa Birliği şu anda Hindistan'da bir serbest ticaret anlaşması imzaladı.

Latin Amerika ile yine böyle bir anlaşma yapıyor. Yine bir Made ın Europe diye bir projeleri var. Bu her üçü de bizim açımızdan kötü, arkadan Vietnam geliyor. Bizim açımızdan son derece riskli gelişmeler olarak görünüyor. Otomobil yan sanayimiz bundan çok etkilenecek. Hem Türkiye'de çok güçlüyüz hem İzmir'de de çok güçlüyüz otomobil yan sanayinde. Tekstilimiz çok ciddi şekilde etkilenecek. Kimya sanayimiz etkilenecek. Yazılımda da çok güçlü biliyorsunuz.

Buna önlem olarak senelerdir söyleniyor, konuşuluyor ama bir türlü halledilemeyen bir gümrük birliğinin güncellenmesi gündemde. Bununla ilgili hükümetimiz de, bakanlıklar düzeyinde de girişimlerde bulunuluyor. Umarım çözülür. Ama orada asıl hedef, Gümrük Birliği'ni güncellemek yerine Avrupa Birliği'nin içine girmek olmalı...Bizim öğrencilik dönemlerimizde bir şey vardı, slogan vardı. Onlar ortak biz pazar diye... Ona dönüşmeyelim biz de ortak olalım.”

İyi şeyler yok mu?

“Turizmimiz var, coğrafi konumumuz var, savunma sanayi çok güçlü, otomotiv yan sanayimiz iyi... Bunları riske etmeyecek, tam tersine geliştirecek işler bulmalıyız diye düşünüyorum. İhracatımız mesela Türkiye ihracatı 273.4 milyar dolar ama ithalatı 365.5 milyar dolar...

İzmir'in ihracatı 23.6 milyar dolar İthalatı da 11.5 milyar dolarlar civarında. İzmir öldü bitti falan değil. Bu rakamlara baktığınız zaman iyi durumdayız ama çok daha iyi olmamız gerekiyor. Özellikle de geleceği planlayarak o risklerden kurtulmak tabii asıl amaç...”