Ne var ki İzmir'in asıl büyük problemi sadece fayların çokluğu değil, kentin devasa bir bölümünün denizden kazanılmış veya eski nehir yataklarının doldurulmasıyla oluşturulmuş alanlar üzerinde yükselmesidir. 2020 yılında kilometrelerce uzakta, Sisam açıklarında meydana gelen bir depremin kentin kalbinde yarattığı korkunç yıkım, tüm okulların ve uzmanların dikkatini tek bir ilçeye, Bayraklı'ya çevirmiştir.
Bayraklı'nın Doldurulmuş ve Çürük Zemin Dokusu
İzmir'de zemini en zayıf, yapılaşmaya en uygunsuz ve deprem hasar riski en yüksek ilçe olarak Bayraklı bilimsel raporlarla tescillenmiştir. Geçmiş yıllarda Laka ve Bornova derelerinin getirdiği alüvyonlarla denizin sığ kısımlarının doldurulması sonucu oluşan bu bölge, jeolojik anlamda "taşıma gücü olmayan kalın balçık" olarak tanımlanabilir. İlçe merkezindeki yüksek katlı binalar, metrelerce derinliğe inilmesine rağmen sert bir anakayaya ulaşmanın imkansız olduğu bir yumuşak kil ve çamur havuzunun tam ortasına dikilmiştir. Bu son derece gevşek ve suya doygun tabaka, sismik güvenliğin sıfır noktası olarak kabul edilmektedir.
Rezonans Etkisi ve Binaların Ölümcül Salınımı
Bayraklı'nın zemin profilindeki en büyük tehlike, deprem dalgalarının periyodu ile üzerindeki yüksek binaların doğal salınım periyodunun birbiriyle eşleşmesi, yani "rezonansa" girmesidir. Uzak bir merkezde üretilen deprem enerjisi, Bayraklı'nın o derin ve yumuşak çökellerine ulaştığında sönümlenmek yerine saniyelerce sarsılmaya devam eder. Binalar, tıpkı bir metronom gibi giderek artan bir genlikle sağa sola savrulur ve taşıyıcı kolonlar bu yüke dayanamayarak un ufak olur. Zeminden fışkıran sular ve yanal kaymalar, Bayraklı'da herhangi bir sismik izolasyon veya zemin güçlendirmesi yapılmadan inşa edilen binalar için kaçınılmaz bir sondur.