Son Mühür/ Beste Temel- Kemal Kamburoğlu’nun sunduğu "Hayatın Nabzı" programının bu haftaki konuğu olan Emekli Deniz Subayı Rüstem Özarmağan, küresel siyasetten bölgesel çatışmalara, askeri doktrinlerden Türkiye’nin savunma stratejilerine kadar geniş bir yelpazede çarpıcı açıklamalarda bulundu. Özarmağan, modern savaşın değişen yüzünü ve diplomasi ile askeri gücün ayrılmaz bütünlüğünü vurguladı.
ABD iç siyaseti ve Evangelist etkisi: "Komşudaki yangın size de ulaşır"
Programda ABD’nin dış politika yapım süreçlerine değinen Özarmağan, Yahudi lobisinin yanı sıra Evangelist etkisinin altını çizdi. Bu yapıların meselelere dar bir perspektiften baktığını belirten Özarmağan, "Sorunu dışarıdan boğarak kendi konfor alanlarını koruyabileceklerini düşünüyorlar. Ancak tarih gösteriyor ki; Avrupa’daki bir hastalık ABD’de soğuk algınlığına neden olur. Komşudaki yangın eninde sonunda size de ulaşır," dedi. Trump dönemini de değerlendiren emekli subay, Amerikan toplumunun sosyolojik yapısının ve Trump’ın orduya sağladığı maddi imkanların (Noel hediyesi gibi teşvikler) Cumhuriyetçi tabandaki asker desteğini konsolide ettiğini ifade etti.
Diplomasi ve ordunun ayrılmaz bütünlüğü
Özarmağan’a göre bir ülkenin gücünü sadece ordu değil, diplomasi ile ordunun eşgüdümü belirler:
"Savaşı sadece askeri güçle kazanamazsınız. Çatışma başladıktan sonra yıpranmaya karşı direnciniz ve diplomatik maharetiniz hayati önem taşır. Bunlar zayıfsa, sahadaki kazanımlarınız masada heder olur." diye konuştu. Savaşın psikolojik maliyetine de dikkat çeken Özarmağan, Atatürk’ün "Savaş zorunlu olmadıkça bir cinayettir" sözünü hatırlatarak, halk desteği olmayan hiçbir dış müdahalenin başarılı olamayacağını, İran örneği üzerinden açıkladı.
NATO’nun dönüşümü ve "Savaş Bakanlığı" eleştirisi
ABD’nin Savunma Bakanlığı’nı adeta bir "Savaş Bakanlığı"na dönüştürdüğünü savunan Özarmağan, NATO’nun da bir savunma örgütünden saldırı/savaş örgütüne evrilmeye çalışıldığını belirtti. Almanya ve Fransa gibi Avrupa güçlerinin kendi topraklarında bir savaşa girmekten kaçındığını, çünkü bir savaşın bir ülkeyi en az 10 yıl geriye götürdüğünü ifade etti. Ayrıca, müttefik ülkelerdeki üs kullanımı konusunda egemenlik haklarının altını çizerek, "Ben buraya yatırım yaptım, asker gönderirim" mantığının uluslararası hukukta karşılığı olmadığını hatırlattı.
Modern savaşta personel ve teknoloji faktörü
Modern harp sahasında savaşların biçim değiştirerek artık "göğüs göğüse" mücadelelerin ötesine geçtiğini ifade eden Özarmağan, teknolojik üstünlüğün tek başına zaferi garantilemeye yetmediğini vurguladı. Dronlar ve termal kameralar gibi ileri düzey donanımların varlığının, onları sevk ve idare edecek personel kalitesiyle anlam kazandığını belirten Özarmağan, "En sofistike cihazı edinebilirsiniz ancak onu kullanacak kapasitede bir personeliniz yoksa, o cihazın hiçbir hükmü yoktur" diyerek insan unsurunun stratejik önemine dikkat çekti. Askeri planlamada kaynakların verimli kullanılması gerektiğini hatırlatan Özarmağan, cephenin her noktasında aynı anda güçlü olmaya çalışmanın aslında tüm hatlarda zayıf düşmek anlamına geldiğini ifade ederek "stratejik odak" prensibinin hayatiyetini savundu. Uçak gemilerinin lojistik ve operasyonel anlamda büyük avantajlar sağladığını kabul etmekle birlikte, mutlak zaferin ancak hava, kara ve deniz unsurlarının tamamında eş zamanlı bir egemenlik kurulmasıyla mümkün olabileceğini belirterek savunma doktrinlerinde bütünleşik hakimiyetin altını çizdi.
Türkiye ve terörle mücadele: "Daima diri, daima hazır"
Türkiye’nin jeopolitik konumundan kaynaklanan zorunluluklarına değinen Özarmağan, TSK’nın terörle mücadele sayesinde sürekli "aktif ve diri" kaldığını ifade etti. Türk askerinin Avrupa ortasındaki bir asker gibi "statik" olmadığını, sürekli hazır halde bulunduğunu belirten emekli subay, "Masada ve sahada güçlü olmak bizim coğrafyamızda bir seçenek değil, zorunluluktur," dedi.
İran-ABD gerilimi ve Dedeağaç çıkmazı
İran’ın nükleer veya askeri kapasitesinden ziyade yönetimsel zaafiyetlerine dikkat çeken Özarmağan, ordudaki "iki başlılık" (Devrim Muhafızları ve düzenli ordu) sorununun kapasiteyi düşürdüğünü savundu. ABD’nin İran’a yönelik hamlelerinin aslında masada elini güçlendirmek için yapılan "askeri yığınak stratejisi" olduğunu öne sürdü.
Batı cephesinde ise Yunanistan’ın Avrupa’nın "sınır muhafızlığı" görevini üstlendiğini söyleyen Özarmağan, Dedeağaç’taki ABD yığınağı hakkında şu uyarıyı yaptı:
"Zamanında Dedeağaç’taki tatbikatların Rusya’ya karşı olduğu söylendi. Ancak bunun uzun vadede Türkiye’ye yönelik bir hamle olduğunu anlamamız gerekiyordu. Eskiden Saros’ta yapılan tatbikatların Dedeağaç’a kayması tesadüf değildir."
Diplomasi şart
Konuşmasını iklimin savaş tarihindeki (Waterloo, II. Viyana) etkilerine değinerek sonlandıran Rüstem Özarmağan, aşırı hırsın toplumları felakete sürüklediğini ifade etti. BM, AGİT ve NATO gibi kurumların asli görevlerine dönmesi gerektiğini belirterek, kalıcı sonucun savaşla değil, ancak profesyonel diplomasi ile alınabileceğini vurguladı.