Son Mühür/ Osman Günden- İzmir’de bir araya gelen Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu bileşenleri, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında kamuda derinleşen cinsiyet eşitsizliğini ve kadın çalışanların üzerindeki sosyo-ekonomik baskıları masaya yatırdı. Konfederasyon adına metni kamuoyuyla paylaşan Eğitim İş 3 Nolu Şube Eğitim Sekreteri Nesibe Gençer, bugünün yalnızca sembolik bir anma değil, sömürü düzenine karşı bir itiraz günü olduğunu vurguladı. Açıklamada, kadınların iş yaşamında maruz kaldığı mobbing, düşük ücret politikaları ve toplumsal rollerin yarattığı çifte yük üzerine çarpıcı tespitler yer aldı.
Neoliberal politikaların kamudaki mağduru: Kadın emekçiler
Kamusal çalışma hayatının son yıllarda neoliberal yaklaşımlarla kökten bir dönüşüm geçirdiğine dikkat çekilen açıklamada, bu sürecin en ağır bedelini kadınların ödediği belirtildi. Güvencesiz istihdam modelleri, performans odaklı baskı mekanizmaları ve liyakatten uzak yönetim anlayışının kamuda kalıcı hale getirildiği ifade edildi. Kadın kamu çalışanlarının sadece emeği üzerinden sömürülmekle kalmadığı, aynı zamanda yerleşik toplumsal cinsiyet rolleri aracılığıyla sistemli bir şekilde ikincil konuma itildiği gerçeği dile getirildi. Bu dönüşümün, kadınların profesyonel gelişimini engelleyen yapısal bir bariyer oluşturduğu vurgulandı.
Cam tavanlar ve bakım emeğinin yarattığı çifte yük
Kadınların kamuda yükselme ve yönetici kadrolarında yer alma süreçlerinden dışlanması, "eşit işe eşit ücret" ilkesinin ihlal edilmesi ve yaygınlaşan sendikal baskılar raporun en dikkat çeken başlıkları arasında yer aldı. İş ve özel yaşam dengesinin kurulamamasının bir tercih değil, siyasi ve ekonomik tercihlerin sonucu olduğu belirtildi. Özellikle bakım emeğinin tamamen kadının omuzlarına yüklenmesinin, kadınları hem evde hem iş yerinde tükenmişlik noktasına getirdiği hatırlatıldı. Bu durumun bireysel bir sorun olmaktan ziyade, bilinçli sosyal politikalarla üretilen bir adaletsizlik olduğu savunuldu.
Loading...
Şiddet sarmalı ve hukuki mekanizmaların zayıflatılması
Toplumsal ölçekte tırmanışa geçen kadına yönelik şiddetin, kadınların en temel hakkı olan yaşam hakkını tehdit eder boyuta ulaştığına değinildi. Şiddeti önlemekle mükellef olan kamu mekanizmalarının işlevsizleştirilmesi ve cezasızlık kültürünün yaygınlaşmasının tabloyu daha da vahim kıldığı ifade edildi. Kadın emeğinin değersizleştirilmesi ile yaşamının hiçe sayılmasının aynı siyasal zihniyetin yansıması olduğu belirtilerek; İstanbul Sözleşmesi'ne geri dönülmesi, 6284 sayılı kanunun tavizsiz uygulanması ve ILO 190 Sayılı Sözleşme'nin ivedilikle onaylanması talep edildi.
Demokratik ve laik hukuk devleti vurgusu
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, kadın mücadelesini sendikal faaliyetlerin tali bir unsuru değil, ana ekseni olarak gördüğünü ilan etti. Kadınların kamusal alandan soyutlanmasına, laiklik karşıtı hamlelerle yaşam tarzlarına müdahale edilmesine karşı durmanın aynı zamanda hukuk devletini savunmak olduğu vurgulandı. Açıklamanın sonunda, kadınların özgürleşmediği bir toplumda gerçek manada bir özgürlükten söz edilemeyeceği belirtilerek, eşitlik ve adalet mücadelesinin kararlılıkla büyütüleceği mesajı verildi. 8 Mart’ın, taleplerin sadece hatırlatıldığı değil, karşılanmayan hakların hesabının sorulduğu bir direniş günü olduğu altı çizilerek kamuoyuna duyuruldu.