Son Mühür / Osman Günden - Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç hakkında bir doktor ile Kürt kadını arasında geçtiği ileri sürülen diyalogla ilgili soruşturma başlatıldı. Konuyla ilgili Koç’un açıklamalarına çeşitli kesimlerce tepki gelirken bir açıklama da Prof. Dr. Cem Terzi’den geldi. Terzi, fıkranın hem etnik hem de cinsiyetçi hiyerarşiyi yeniden ürettiğini belirterek sert eleştirilerde bulunurken başlatılan soruşturmayı ise "samimi bir adalet arayışından ziyade siyasal bir gösteri" olarak nitelendirdi.
Prof. Dr. Cem Terzi, “Rahmi Koç'un anlattığı fıkra etrafında ortaya çıkan tartışma yalnızca bir fıkranın sınırlarını aşmaktadır. Fıkranın bilinen versiyonlarında etnik vurgu bulunmamasına rağmen “Kürt kadın” ifadesinin kullanılması, Türkiye'nin uzun yıllardır taşıdığı kültürel önyargıları ve ayrımcılığı yeniden görünür kılmaktadır. Türkiye’de Kürtler uzun yıllar boyunca fıkraların, taklitlerin ve gündelik dilin içinde çoğu zaman cehaletin, kabalığın ya da komikliğin sembolü olarak sunuldu. Ayrımcılık her zaman açık hakaretlerle ortaya çıkmaz; bazen bir şaka, bazen bir sıfat, bazen de gereksiz yere yapılan bir etnik vurgu ile kendini gösterir. Bir başka sorun da fıkranın kadınlara bakışında yatmaktadır. Kadın, düşünen ve konuşan bir özne olarak değil, yanlış anlayan ve gülünüp geçilecek bir karakter olarak sunulmaktadır. Bu nedenle fıkra hem etnik hem de cinsiyetçi bir hiyerarşiyi yeniden üretmektedir” ifadelerini kullandı.
“Siyasal bir gösteri” vurgusu
“Rahmi Koç’un sözleri eleştirilebilir ve eleştirilmelidir. Ancak devletin bu olay karşısında soruşturma açması da ayrı bir tartışma konusudur” sözleriyle devam eden Prof. Dr. Terzi, “Toplumsal tepki ile cezai yaptırım aynı şey değildir. İnsanların eleştirme, özür talep etme ve kamuoyu baskısı oluşturma hakkı vardır. Buna karşılık her tartışmalı sözü ceza hukukunun konusu haline getirmek ifade özgürlüğü açısından sorunlar yaratabilir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken başka bir nokta daha var. Devlet, yıllardır Kürtlerin ana dilde eğitim talebi, kamu hizmetlerine erişimde yaşanan dil sorunları, kültürel haklar, ayrımcılık ve eşit yurttaşlık gibi konularda üzerine düşeni büyük ölçüde yapmamıştır. Kürtlerin gündelik yaşamda karşılaştıkları yapısal eşitsizlikler ve ayrımcı uygulamalar konusunda aynı hassasiyet gösterilmemiştir. Bu nedenle bugün bir fıkra üzerinden ortaya çıkan tepkinin ardından devletin olağanüstü bir hızla soruşturma açması, samimi bir adalet arayışından çok siyasal bir gösteri olarak görünmektedir” dedi.
“Adalet her zaman geçerli bir ilke olmalı”
Gerçek mücadelenin ayrımcılığın sonuçları ortaya çıktığında sembolik cezalar vermek değil; ayrımcılığı üreten koşulları ortadan kaldırmak olduğunun da altını çizen Prof. Dr. Terzi, “Eğer amaç gerçekten eşitlik ve insan onurunu korumak olsaydı, yıllardır insanların kendi ana dillerinde sağlık hizmeti alabilmesi, kamusal hizmetlere erişebilmesi ve ayrımcılığa maruz kalmaması için daha güçlü adımlar atılmış olurdu. Bu nedenle toplumsal tepkiyi meşru görmekle birlikte, devletin bu olayı bir gösteri fırsatına dönüştürmesini de eleştirmek gerekir. Çünkü adalet, seçilmiş birkaç olay üzerinden sergilenen bir hassasiyet değil; herkes için ve her zaman geçerli olan bir ilke olmalıdır” mesajı verdi.
“Bir fıkra da ben anlatayım…”
“Devlete ve Rahmi Koç’a bir fıkra da ben anlatayım. Gülsünler mi ağlasınlar mı birlikte karar versinler” dedi ve şunları aktardı: “Bir gün, Rahmi Koç’un Amerikan Hastanesi’ne yaşlı bir Kürt kadın, tarifsiz bir karın ağrısıyla başvurur. Doktor, acil ameliyat gerektiğini söyler; ama kadın ne Türkçe ne de İngilizce bilir. Kadıncağız, “Bu ülkede bu kadar Kürt varken bir tercüman yok mu?” diye sitem eder. Doktor, soğuk bir ciddiyetle, “Hayatınız söz konusu” diyerek Türkçe onam belgelerini uzatır. Kadın, anlamadığı kelimelerin altına imza atmak zorunda kalır. Hastalığının ne olduğu ona anlatılmaz. Ne ameliyatı olacağını bilmez. Ameliyata girerken modern çağda, prestijli bir hastanede, ana dilinde sağlık hizmeti alamamanın nasıl bir ayrımcılık olduğu gözler önündedir. Bu hikayenin sonunda kahkaha mı atacaksınız, yoksa bir halkın sessiz çığlığını duyup ağlayacak mısınız? Karar sizin.”