İZMİR HABERLERİ

30 Ekim’in acısında çakılı kalmış hayatlar: “Bir anda her şeyimizi kaybettik…”

30 Ekim 2020’de İzmir’in Seferihisar açıklarında meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki depremin üzerinden beş yıl geçti. 117 kişinin hayatını kaybettiği, yüzlerce kişinin yaralandığı felaketin izleri hala silinmedi. Depremzede Suna Yılmaz, “Bir anda her şeyimizi kaybettik artık hiçbir şeye güvenimiz kalmadı” diyor.

Abone Ol

Son Mühür / Yağmur Daştan - İzmir’in Seferihisar açıklarında 30 Ekim 2020’de meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki depremde 117 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştı. Bayraklı ilçesinde Rızabey, Doğanlar, Yağcıoğlu ve Yılmaz Erbek apartmanlarıyla Emrah Sitesi’ndeki iki bina ve Barış Sitesi’nin üç bloğu yıkılmış; enkaz altında kalan pek çok yaşam yarım kalmıştı. Bugün İzmir yitirdiklerini anıyor; aradan beş yıl geçmesine rağmen acılar hala ilk günkü tazeliğini koruyor. 30 Ekim’in yarattığı acı etkiyi yaşayanlardan biri de depremden önce Bayraklı Yağcıoğlu’nda yaşayan Suna Yılmaz.

“Artık hiçbir şeye güvenemiyorsun”

Deprem anında ve sonrasında yaşamının nasıl değiştiğini anlatan Yılmaz, “Yanımdaki bina ilk üç saniyede yıkıldı, benim binam hemen yanındaydı, hasar gördü. Çok büyük acılar yaşadık, çok büyük acılara şahit olduk. İnsanlar, ailelerini kaybetti. Birçok kişi emek emek kurdukları düzeni, evini kaybetti. Depremin ardından bir süre İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Limontepe’deki konutlarında kaldık. Bir anda hayatınız tümden değiştiğini, dün elinizde olan şeylerin bugün darmadağın olduğunu hayal edin. Hala tedirginiz hala en ufak sarsıntıda çok korkuyoruz. Geçtiğimiz günlerde Balıkesir Sındırgı’da 6.1 büyüklüğünde deprem yaşandı. Apartmanımızın tüm sakinleri telaşla dışarıya çıktı. İnsan, yaşadıklarını üzerinden atamıyor ki. ‘Eviniz sağlam’ dediler ama artık hiçbir şeye güvenemiyorsun. Bir şeyleri de öğrendik tabii. Herkes dışarıya çıktı, ben çıkmadım. Panik yapan bir insanım ama mantıklı da davranmak zorundayım, gördük ki başımıza gelecekse zaten geliyor” dedi.

“O psikolojiyi atlatabilmek için…”

“Hem maddi hem de manevi açıdan çok kötü günler gördük” sözleriyle açıklamalarını sürdüren Yılmaz, “Ben o psikolojiyi atlatabilmek için çok agresif bir yapıya büründüm ve sonunda psikiyatriye gitmek zorunda kaldım. Beş yıl önce çok düzenli bir sosyal bir yaşamım vardı, profesyonel fotoğrafçıydım, Türkiye’nin dört bir yanını gezdim. Depremden bu yana antisosyal bir insan oldum; fotoğrafçılığı bıraktım, evden çıkmıyorum. Arkadaşlarımla birlikte çok görüşmez oldum. Çünkü hayatımı tekrar yeniden başlamak zorunda kaldım, maddi bir sürü sıkıntılarım var. Rahata ermiş, emekliliğe sevinirken yıkılmış bir noktaya döndüm” ifadelerini kullandı.

“Mağduriyetlerimiz giderilsin” çağrısı

Beş yılın ardından hala pek çok depremzedenin mağduriyetlerini gidermek için mücadele ettiğini ileri süren Yılmaz, “İki ayrı rapor çıkarıp biri ağır hasarlı diğeri ise orta hasarlı olmak üzere iki ayrı rakam belirlendi. Bununla ilgili birinde fiyatlandırma yapıldı ancak diğerinden yapılmadı. Fiyatlandırmaları yapılmayan insanlar şu anda günden güne artan enflasyonla birlikte çok büyük rakamlarla karşılaşabilecekleri endişesi ile diken üstünde duruyor. Bu insanların çoğu emekli. Bir de eksik bırakılan pek çok yeri biz yönetim mantığı ile para toplayarak yaptık; aslında baktığınızda etimiz ne, budumuz ne… Deprem yıkmıyor, bu evleri sağlam yapmayanlar, zemin yapısını düzeltmeyenler ve kontrol etmeyenler nedeniyle bunlar başınıza geliyor. Kontrol etmiyorlar. Herkes görevini yaptıktan sonra her şey günlük güneşlik olur. Hala birçok eksiğimiz var. Ancak baktığınızda yaşam bir şekilde oturdu mu, evet. Yaşayan devam ediyor, eksiğiyle… Kayıplarımızı anıyoruz, bugün de Mevlid-i Şerif okutacağız. Acımız taze tutuyoruz ama bir an evvel de yaşadığımız tüm mağduriyetin giderilmesini bekliyoruz” diye konuştu.