Son Mühür / Atakan Başpehlivan CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Akın Gürlek’in bir televizyon programında adalet teşkilatına ilişkin açıklamalarını eleştirerek, avukatlık mesleğine değinilmemesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını söyledi.

Sezgin Tanrıkulu: Bu durum, Anayasa'nın 2'nci maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında adalet teşkilatına yönelik sarf ettiği cümleleri eleştiren CHP’li Sezgin Tanrıkulu, “Sayın Bakan'ın katıldığı bir televizyon programında adalet teşkilatına ilişkin değerlendirmelerinde; hâkim ve savcılar ile adalet personeline geniş yer verilmesine karşın, yargının kurucu unsurlarından biri olan avukatlık mesleğine hiç değinilmemiştir. Bu durum, Anayasa'nın 2'nci maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

Zira hukuk devleti, yalnızca iddia ve yargı makamlarının değil, savunma makamının da tam anlamıyla var olduğu ve işlev gördüğü bir sistemi zorunlu kılar. Anayasa'nın 36'ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6'ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, iddia ve savunma makamlarının eşitliğini zorunlu kılar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre “silahların eşitliği ilkesi", tarafların mahkeme önünde sahip oldukları hak ve yükümlülükler açısından tam bir eşitliğin sağlanmasını ve bu dengenin bütün yargılama boyunca korunmasını gerektirir.

Anayasa Mahkemesi'ne göre de bu ilke, ‘davanın tarafları arasında yargılama sırasında usul hükümleri yönünden eşit konumda bulunma, taraflardan birine dezavantaj diğerine avantaj sağlayacak kurallara yer vermeme esasını öngörmekte, davanın tarafları arasında hakkaniyete uygun bir dengenin varlığını gerekli kılmaktadır.’ Savunma makamının yok sayılması veya tali unsur olarak değerlendirilmesi, adil yargılanma hakkının özüne aykırı olduğu gibi, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini de zedeler.” diye konuştu.

“Savunma hakkını kriminalize eden bir yaklaşım, bu madde anlamında hakkın özünü tahribe yönelik bir faaliyet niteliği taşıyabilir”

Son olarak, savunma hakkına yönelik her kısıtlamanın anayasaya aykırı olduğunu hatırlatan CHP’li Tanrıkulu, konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Bunun yanı sıra, tutukluların avukatlarıyla görüşme hakkında ‘düzenleme boşluğu’ bulunduğu ve bu alanda kısıtlayıcı yeni düzenlemeler yapılabileceği yönündeki beyanlar ile avukat-müvekkil görüşmelerinin suç faaliyetleriyle ilişkilendirilebileceği şeklindeki ifadeler, AİHS'nin 17'nci maddesinde düzenlenen hakları kötüye kullanma yasağı kapsamında değerlendirilmelidir.

Anılan madde, Sözleşme hükümlerinin, tanınan hak ve özgürlüklerin tahribine veya öngörülenden daha geniş ölçüde sınırlandırılmasına yönelik bir faaliyette bulunma hakkını sağlayacak biçimde yorumlanamayacağını hükme bağlamaktadır. Savunma hakkını kriminalize eden bir yaklaşım, bu madde anlamında hakkın özünü tahribe yönelik bir faaliyet niteliği taşıyabilir. Ayrıca, AİHS'nin 18'nci maddesi, hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlamaların ancak sözleşmede öngörülen amaçlar için uygulanabileceğini düzenlemektedir.

Savunma hakkına yönelik herhangi bir sınırlamanın, kamu güvenliği, kamu düzeni veya suçun önlenmesi gibi meşru amaçlarla sınırlı kalması ve bu amaçlar dışında başka bir gayeye hizmet etmemesi gerekir. Savunma hakkını zayıflatmaya yönelik her türlü düzenleme, Anayasa'nın 2'nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine ve AİHS'nin 18'nci maddesine aykırılık oluşturabilir. Yargı Reformu Strateji Belgeleri'nde ‘savunma hakkının güçlendirilmesi’ temel hedefler arasında sayılmaktadır. Bu kapsamda, Dördüncü Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde (2025-2029) , savcılar ve avukatlar arasında silahların eşitliği ilkesinin hayata geçirilmesine yönelik somut hedeflerin belirlenip belirlenmediği, belirlendiyse bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için Bakanlığınızca ne tür çalışmalar yürütüldüğü hususları kamuoyunun aydınlatılması bakımından önem arz etmektedir.”

Muhabir: ATAKAN BAŞPEHLİVAN