Son Mühür / Selda Meşe - İzmir'in işgal edildiği, Hasan Tahsin'in attığı ilk kurşunla Milli Mücadele'nin filizlendiği tarih 15 Mayıs 1919... Kurtuluş savaşının ardından Türkiye, üretim gücünü büyük ölçüde tarım ve tarıma dayalı sanayiyle yeniden ayağa kaldırdı. Aradan geçen yıllarda tarım sektörü; artan maliyetler, kuraklık ve çiftçinin gelir kaybı gibi pek çok sorunla karşı karşıya kaldı. Son Mühür TV ekranlarında bugün üreticinin beklenti ve talepleri konuşuldu. Son Mühür TV'de yayınlanan Tunç Erciyas ile Sıcak Bakış programının konuğu Titar Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Doğan oldu. “14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü'nde neler yaşandı? Üreticinin beklenti ve talepleri neler? Üretimin geleceği için hangi adımlar atılmalı?” Tüm bu başlıkların konuşulduğu programda Türk tarımının mevcut durumu ele alındı.
“Üreticiler mutlu şekilde yaşamıyor”
Dünya Çiftçiler Günü'nün yeteri kadar ilgi ve destek göremediğini dile getirerek açıklamalarına başlayan Titar Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Doğan, "Cumhuriyet'in ilk yıllarına baktığımız zaman tarıma, tarımsal üretime, çiftçiye ve köylüye çok önem veriliyordu. Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nda köylünün, çiftçinin ne kadar ciddi mücadele ettiğini, kendi askerine, kendi silahlı kuvvetine ne kadar katkı sağladığını söyler. Çiftçi dediğimiz sadece üretim alanında anlam kazanmıyor, çiftçi dediğimiz zaman bizim soframıza ve aynı zamanda sanayimize hizmet eden aynı zamanda da ihracatımıza hizmet eden önemli bir üretici paydasından söz ediliyor. Büyük bir istihdam alanı sağlayan bölüm. Bu kadar önemli bir alanın bu kadar göz ardı edilmesi ve yıllarca böyle sürdürülmesi anlaşılır değil. Üreticiler Dünya Çiftçiler Günü'nü mutlu bir şekilde yaşayamıyor. İnsanlar, bugünleri içini çekerek geçiriyor. Keşke çiftçiler günü de bir bayram havasında kutlanabilse” dedi.
"Bugünlerin kıymetini bilmeliyiz”
Milli Mücadele'nin filizlendiği tarih 15 Mayıs 1919'dan bahseden Doğan, "Türkiye'de geçmişte yaşanılan sorunlara baktığımız zaman, Türkiye'de yaşayan Anadolu halkı ciddi sorunlar yaşamış. Çiftçi çok göz ardı edilmiş. Osmanlı döneminin ağır vergileriyle ve baskılarıyla karşı karşıya bırakılmış bir toplum. Bu nedenle 15 Mayıslar, 19 Mayıslar bizim için önem ifade günler. Bir toplumun kurtuluşunu ifade eder. Bu günlerin kıymetini bilmemiz lazım. Bugünleri sadece meydanlarda kutlamayla yetinmemeliyiz. Gençlere bugünlerin anlamını aşılamamız gerekiyor. Hangi koşullarda bugünlere geldik bunun siyasete alet edilmeden anlatılması gerekir" diye konuştu.
"Bizim bir karış toprağımızı boş bırakmamamız lazım”
Tarımda geçmiş ve bugün değerlendirmesinde bulunan Doğan, "Geçmişe baktığımızda insanların çoğu tarıma dayalı geçim sağlıyor. Cumhuriyet’in ilk dönemindeki yönetici kadrolar, bunu çok iyi değerlendiriyor. Bu alanda tarım ve sanayiyi geliştiriyorlar. Sanayi o dönemde yok denecek kadar azdı. Sümerbank, Şekerbank ve un fabrikaları kuruluyor. Bunlar yapılırken de akılcı bir politika izleniyor. Bölgeleri kalkındıracak şekilde o farklılığı da gözeterek bölgelere ve üretim alanlarına göre işletme fabrikaları kuruluyor. Bir taraftan üretime değer veriliyor bir taraftan da üretilen ürünün sanayisi için çalışılıyor. Bugüne göre değerlendirdiğimizde bizim bir karış toprağımızı boş bırakmamız lazım. Bugünkü bakanlık doğru bir politikayla yola çıkmış durumda. Atılacak doğru adımlarla beş on sene içerisinde doğru bir noktaya gelebiliriz" ifadelerini kullandı.
“Önce gençleri yerinde tutmak lazım”
Gençlerin tarıma teşvikinin artırılması gerektiğini savunan Doğan, "Hükümetin gençlere dair planlaması var. Sorunu kökten tespit edemediğimiz zaman bizim yazdığımız reçeteler hastaya fayda sağlamıyor. Hasta yaşıyor ama yatağında yaşıyor. Dolayısıyla hastayı ayağa kaldıracak, üretime teşvik edecek reçeteler yazabilmemiz için sorunu doğru tespit etmemiz lazım. Bu konuda bir ihmal içinde olduğumuzu düşünüyorum. Gençler köyünü terk ediyor. Bunun temel nedenlerinden biri tarımsal üretim alanları bütün risklere açıktır. Kuraklık olur etkilenir, ciddi yağış olur etkilenir, Dolayısıyla insanlar bu kadar etki alanına açık bir o alanlarda insanlar hayatlarını sürdürmek istemiyor. Devletin bu anlamda devreye girmesi gerekiyor. Gençlerle ilgili ilk olarak köyde mevcut olan tarımsal üretim alanlarında mevcut olan gençlerden başlamak lazım. Önce o gençleri yerinde tutmak lazım. Gerekirse bir süre onların vergi sigortacını ve maaşlarını devlet sübvanse etmeli. Kırsal alanlarda köylerde insanların hayatlarını rahatlıkla sürmelerini sağlayabileceği mekanlar tesis etmek gerekir. Bunlar sağlanır, üretime dayalı ürünler de doğrudan pazarlanırsa, onların giderleri düşürüp gelirlerini artırabilirsek diğer taraftan yaşam güvencesini sağlayabilirsek belki gençleri orada tutabiliriz. İnsanlar severek ve isteyerek kalır köylerinde" dedi.
"Örtü altı üretime geçilmeli"
İklim değişikliğinin tarıma etkisi konusunda da konuşan Doğan, "Kuraklığı ortadan kaldırma gibi bir şansımız olmadığına göre doğanın kanununa uygun üretimimizi planlamalıyız. Bilim çevreleri bunu sıkça söylüyor. Türkiye'nin her geçen gün sıcaklığı artacağını belirtiyorlar. Doğa değişime gidiyor. Buna uygun planlarımızı bir an önce yapmamız gerekiyor. Mümkün olduğunca karın ve yağmurun yoğun olduğu bizim örtü altı üretime bir an önce geçmemiz gerekiyor. Yatırımlarımızı bu alanlara yönlendirmemiz lazım" diye konuştu.
"Nakliye ve transfer sonucu kayıplarımız var"
Bilinçli üretim yapılması halinde kendi iç tüketimimizin yarattığı mahsurların ortadan kaldırılacağı belirten Doğan, "Bu sene ihracat rakamları da tatmin edici değil. İhracatta yapılan kısıtlamalar nedeniyle ihracatçımız dertli. Pazar paylarını kaybediyorlar. Bizim yaş sebze ve meyvede en önemli kayıplarımızdan birisi de nakliye ve transfer sonucu kayıplarımız var. Bunları bir an önce önlemek lazım. Çünkü bunların hepsi maliyete artı olarak geliyor. Tezgahta ya da sofrada maliyete eklenerek karşımıza çıkıyor. Bu maliyetleri düşürmemek için paketlemede, korumada, taşımada adımlara çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bizim kırsaldaki bu işi yapıyor; bilinçli çiftçimiz bilinçsizce üretim yapıyor. Bilinçli olmadığı için işin ucunun nereye gideceğini hesap edemediği için bunu yapıyor. Bizim üretim alanlarındaki insanlarımızı bilinçli üretime yönlendirmemiz lazım. Bilgi ile bu donanımı sağlamamız lazım. Tüm teknik kadroların üretim alanlarında faaliyet gösteriyor olması lazım. Bilinçli üretim yapılması halinde kendi iç tüketimimizin yarattığı mahsurların nasıl ortadan kaldırılacağını anlatmak lazım” dedi.
"Organik tarımın sürdürülebilir olması çok zor"
Doğan, organik tarımla ilgili önemli yasalar çıktığını ancak organik tarımın çok zor olduğunu belirterek, "O kadar çok zararlıyla muhatap oluyoruz ki bütün bu zararlardan arındırarak organik tarım yapmanız çok zor. Sürdürülebilir olması zor. Organik tarımda tüketici açısından gelişmişlik sağlanamadığı için stok noktasına kadar geldi organik tarım" ifadelerini kullandı.
Zeytin yasasında ‘uygulanabilirlik’ çağrısı
Doğan, "Hükümetlerin politik tercihleri zeytin yerine madenciliği tercih ederse bu noktaya gelir durum. Zeytin ve zeytinyağı bizim çok tükettiğimiz ürünler. İlaç ve kozmetik sanayisinde de kullandığımız bir ürün. Dünya da zeytin ve zeytinyağında ilk sırada yer alıyoruz. Ancak bu konuyu da doğru değerlendiremiyoruz. Zeytinlik alanların kentleşmeye, maden ocaklarına açılması çok vahim bir durum. Zeytincilik yasası çok ağır bir yasa. Önemli olan bu yasaların uygulanabiliyor olabilmesi. Zeytinlik alanlarımızı madenlere, kentleşmeye, sanayileşmeye açmamız, gelecekteki nesillerin haklarına el uzatmamız demektir" dedi.
Maliyetleri artıran nedenler
Ürünlerin sofraya gelene kadar maliyetlerinin artması konusunda konuşan Doğan, "Üreticinin sofrasına pahalı ürünün gelmesinin en önemli nedenlerinden birisi aradaki zincirler. İklim değişikliği nedeniyle yeterince üretim yapılamıyor olması. Yeterince rekolteyi yükseltememiş olmamız. Nakliye ve transferlerde ciddi şekilde sebze ve meyve de kayıplarımız oluyor. Bütün bunlar maliyetleri etkileyen artıran endenler. Üreticinin elinden mamuller son derece düşük rakamlarla çıkar. Az önce bahsettiğimiz nedenler bunların tüketiciye gelene kadar maliyetinin artmasına neden oldu. Üreticiden tüketiciye bunu sağlayacak şekilde unsurlar sağlayabilirsek iki tarafta mutlu olur. Üreticinin de bilinçli şekilde son gelişen teknolojilere ayak uydurarak üretim yapması gerekiyor" diye konuştu.
Kurban Bayramı için tavsiyeler
Anadolu'da yaşanan şap salgınının üreticiyi ne derece etkilediği konusuna değinen Doğan, “Doğudan başlayarak batıya kadar ne yazık ki bu hastalık yaşandı. Hayvanların kayıpları, süt üretiminde azalmaya maliyetlerin artışına neden oldu. Bunlar hayvancılık sektörünü ciddi şekilde sarstı. Üretici hayvanını kaybetti, et ve süt verimini kaybetti. Bu hastalığa yakalanan diğer besi hayvanlarında da ciddi şekilde düşüklük oldu. Bu durum Türkiye'nin hayvancılıkla ilgili 3-5 senesini de geriye götürdü. Kurban Bayramı’na girerken hayvanın sağlıklı olup olmamasına bakılmalı. Hayvandan insan bulaşan bir hastalık var mı diye bakılmalı. Hayvan satış noktalarının çok iyi denetlenmesi lazım. Yerel yönetimlerin ya da Tarım Bakanlığı'nın belirlediği noktaların dışında hayvan alınmamasını tavsiye ederim” dedi.
Titar Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Doğan, tarımda kalkınma sağlanabilmesi için devletin havzasal ve bölgesel ürün tespitleri yapması gerektiğini belirtti. Doğan, iç tüketimle ihracat kalemlerinin doğru hesaplanarak üretim planlaması yapılmasının buna göre yapılmasının önemine dikkati çekti. Ayıca üretici zarar ettiği dönemlerde Tarım ve Orman Bakanlığı'nın sübvansiyon imkanları sağlayarak destek vermesi gerektiğini ifade etti.