İZMİR HABERLERİ

Meteoroloji uzmanı uyardı: "İzmir’de yağış çok ama..."

İzmir'de Ocak ayı yağışlarının tarihi ortalamaları aşmasıyla birlikte Tahtalı Barajı'ndaki doluluk oranı yüzde 10 seviyesine yükselerek kente nefes aldırdı. Meteoroloji Mühendisleri Odası İzmir Temsilcisi Ayşegül Akıncı Yüksel, yağışların miktarından ziyade yeraltı sularını besleyecek nitelikte olmasının hidrolojik kuraklık için kritik önem taşıdığını vurguladı.

Abone Ol

İzmir’de son dönemde etkili olan kuvvetli yağışlar, kentin su rezervleri üzerindeki kuraklık baskısını bir nebze olsun hafifletirken, uzmanlardan suyun yönetimi ve yapay müdahalelere dair kritik uyarılar geldi. Meteoroloji Mühendisleri Odası İzmir Temsilcisi Ayşegül Akıncı Yüksel, barajlardaki güncel tabloyu ve tartışılan "bulut tohumlama" yöntemini detaylarıyla analiz etti.

Tahtalı’da kritik eşik aşıldı

İzmir’de Ocak ayında başlayan ve Şubat’ın ilk haftasında da etkisini sürdüren sağanak yağışlar, kentin içme suyu ihtiyacını karşılayan kaynaklara can suyu oldu. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) 1938’den bu yana tuttuğu tarihi veriler incelendiğinde, İzmir’in Ocak ayı yağış ortalaması metrekareye 134,8 kilogram olarak kaydedilirken; 2026 yılının aynı döneminde bu rakam 223,7 kilograma ulaşarak rekor bir seviyeye imza attı. Özellikle kentin ana su kaynağı olan Tahtalı Barajı’nda bir ara yüzde 1’in dahi altına gerileyen doluluk oranı, Şubat ayı başındaki yağış dalgasıyla birlikte yüzde 10 seviyesini aşmayı başardı. Ayşegül Akıncı Yüksel, barajlardaki tehlikeli sınırın henüz tamamen geride kalmadığını ancak önümüzdeki günlerde beklenen yeni yağış periyoduyla birlikte su seviyelerinin geçtiğimiz yılın istatistiklerini yakalamasının öngörüldüğünü ifade etti.

Hidrolojik kuraklık riski ve yağışın niteliği

Yağışların niceliği kadar niteliğinin de su kaynakları için hayati önem taşıdığını vurgulayan Yüksel, önümüzdeki 10-15 günlük süreçte yağışların devamlılık arz etmesini beklediklerini dile getirdi. Ocak ayında başlayan bu ıslak döngünün, uzun yıllar ortalamasının üzerinde bir toplamla kapanacağı tahmin ediliyor. Ancak Yüksel, ekosistemin korunması için yağışın zamansal dağılımına dikkat çekerek, kısa sürede düşen şiddetli sağanakların yeraltı sularını beslemekten ziyade yüzey akışına geçerek sel riskini tetiklediğini belirtti. Hidrolojik kuraklığın tamamen ortadan kalkabilmesi için toprağın suyu emmesine imkan tanıyan, düşük ve orta şiddetli, geniş zamana yayılmış yağışlara ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Bulut tohumlama bir kurtuluş mu?

Son dönemde kuraklıkla mücadele kapsamında gündeme gelen bulut tohumlama (yapay yağmur) yöntemine dair çekincelerini paylaşan Ayşegül Akıncı Yüksel, bu tekniğin ancak çok özel meteorolojik koşullarda uygulanabildiğini hatırlattı. Yapay tohumlamanın kuraklığa kökten bir çözüm sunmaktan ziyade yalnızca geçici bir takviye yöntemi olduğunu belirten Yüksel, işlemin ardından yağışın tam olarak hangi bölgeye düşeceğinin kontrol edilemediğine dair uyarılarda bulundu. Uygun bulut yapısı sağlansa dahi, hedeflenen baraj havzası yerine başka bir bölgeye aşırı yağış düşmesinin beklenmedik yerel felaketlere yol açabileceği riskine değindi.

Kuraklıkla mücadelede kalıcı çözüm önerileri

Türkiye’nin iklim krizine karşı mücadelesinde yapay yağış tekniklerinin tek başına bir çare olamayacağını savunan Yüksel, stratejik önceliklerin değişmesi gerektiğini savundu. Bulut tohumlamanın yalnızca belirli şartlar altında tarım veya barajlar için ek destek olabileceğini, ancak asıl çözümün su tasarrufu ve sürdürülebilir altyapı projelerinde yattığını belirtti. Yüksel, ekonomik ve kalıcı bir çözüm olarak; yağmur hasadı sistemlerinin yaygınlaştırılmasını, yeraltı su depolama tesislerinin inşa edilmesini ve tarımda kuraklığa dirençli bitki türlerine geçilmesini önerdi. Enerji ve sulama maksatlı su temininde yapay yöntemler yerine doğayla uyumlu su yönetim modellerinin tercih edilmesinin, İzmir ve Türkiye’nin geleceği için en rasyonel yol olduğunu sözlerine ekledi.