İZMİR HABERLERİ

İzmirli bilim insanından Körfez Çalıştayı'na tepki, belediyeye açık teklif

Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği "Sağlıklı bir Körfez için bir adım daha" çalıştayına katılan İzmirli bilim insanı Prof. Dr. Doğan Yaşar, yerel yönetimin teknik kadrosunu sert bir dille eleştirdi. Körfez’deki kirliliğin tarihi sürecini ve akıntı sistemini teknik verilerle ortaya koyan Yaşar, "Bana bir yıl versinler, bu sorunu çözerim" diyerek yönetime seslendi.

Abone Ol

Son Mühür/ Yağmur Daştan - İzmir Büyükşehir Belediyesi birimlerinin ve iştiraklerinin katılımıyla düzenlenen “Sağlıklı bir Körfez için bir adım daha” çalıştayına İzmirli bilim insanı TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar’dan eleştiriler geldi. Prof. Dr. Doğan Yaşar, çalıştaydaki açıklamaları ve İzmir Körfezi’ndeki mevcut tabloyu değerlendirirken yerel yönetimi eleştirdi. Körfezdeki kirliliğin tarihi sürecini ve akıntı sistemini teknik verilerle ortaya koyan Yaşar, "Bana bir yıl versinler, bu sorunu çözerim" çıkışında bulundu.

“Konuşanların hepsi inşaatçı, tarih bilgileri de sıfır”

Prof. Dr. Doğan Yaşar, "Çalıştayda belediye kanadından konuşan pek çok kişi inşaatçı. Kirliliği jeokimya, kil mineralojisi ve sedimentoloji almayan kimse konuşamaz. Körfezde ilk uyarı 1930 yılında William Numan diye bir Alman araştırıcının yazdığı makale ile gelmiştir. Dönemin başkanı Behçet Uz, bu uyarıyı dikkate alıyor ve bugünkü kuşaklama projesini hazırlatıyor ama o gün belediyenin 14 yıllık bütçesi çıkınca yaptıramıyor. Nüfus arttıkça iç körfez fosseptik olarak kullanıldığı için 1954 yılında ilk plankton patlamaları gerçekleşiyor ve balık ölümleri oluyor. Yani şu an İzmir'i yönetenler ve danışmanların tarih bilgisi sıfır. Ben bunları 1995'lerden beri defalarca anlattım" dedi.

“Atsınlar tenis toplarını, baksınlar”

Denizdeki akıntı sistemini anlamak için geçmişte uyguladıkları yöntemlerden bahseden Prof. Dr. Yaşar, körfezin doğal mekanizmasını şu sözlerle anlattı: "Eskiden akıntı ölçerler yoktu. Biz akıntıyı anlamak için basit yöntemler kullanırdık. Bir topun ucuna ağırlık bağlar, denize bırakır ve nereye gittiğini takip ederdik. Akıntı varsa zaten sizi götürür. Bu, en basit ölçüm yöntemiydi. Aynı şekilde, bir suyun nereden gelip nereye gittiğini anlamak için boya atar, o boyanın izini sürerdik. Atsınlar tenis toplarını, baksınlar. İzmir Körfezi’ndeki akıntı sistemi aslında çok nettir. Karaburun’dan giren akıntı, Urla, Narlıdere, İnciraltı, Göztepe, Konak, Bayraklı, Karşıyaka, Çiğli üzerinden Foça’ya kadar gider. Bu kıyı akıntısıdır ve kolay kolay değişmez. Türkiye genelinde de benzer bir sistem vardır; Mersin’den başlar, batıya doğru ilerler, sonra kuzeye dönerek Ege kıyılarını takip eder."

“Kirlilik yerine canlılar üzerine tartışıyorlar"

Körfezdeki kirliliğin yayılımı ve deniz anası artışına değinen Yaşar, bilimsel verilerin ellerinde olduğunu hatırlatarak, "Körfezde yaşanan sorunların temelinde kirlilik var. Özellikle kirli su kuzeye taşındığında Foça gibi bölgelerde etkisini gösteriyor. Son yıllarda deniz anası artışının sebeplerinden biri de bu. Çünkü kirli su akıntıyla taşınıyor. Biz bu konularda yıllar önce ölçümler yaptık. 2010 yılında belediyeyle birlikte dört noktaya akıntı ölçer yerleştirmiştik ve suyun giriş-çıkış hızlarını net şekilde ortaya koyduk. Bu veriler hala mevcut. Kirlilik meselesi öyle herkesin konuşabileceği bir konu değil. Bu iş ciddi bir bilimsel altyapı gerektirir. Ama bugün baktığınızda kirlilik yerine daha çok canlılar üzerinden tartışma yapılıyor. Oysa asıl mesele kirliliğin kendisi" diye konuştu.

“Narlıdere’deki tesiste sorun olduğunu düşünüyorum”

Körfezin temizlenmesinin mümkün olduğunu ve geçmişte bunu başardıklarını belirten Doğan Yaşar, mevcut kirliliğin nedenlerine ilişkin teknik analizlerini şu ifadelerle sürdürdü: "Aslında İzmir Körfezi’nin temizlenmesi zor değil. Biz bunu 2002-2003 yıllarında yaptık. Bir yıl içinde körfez ciddi şekilde temizlendi, su berraklaştı. O dönem ‘İzmir mucizesi’ diye yer aldı. Kirliliğin önemli bir kısmı iç körfezde yoğunlaşıyor. Orta ve dış körfezde eskiden ciddi bir sorun yoktu. Ancak son yıllarda yapılan hatalar nedeniyle bu alanlara da yayılmaya başladı. Özellikle Narlıdere’deki arıtma tesisinde bir sorun olabileceğini düşünüyorum. Eğer tahmin ettiğim gibiyse, arıtılmadan verilen sular doğrudan körfeze karışıyor. Zaten güneyden giren akıntı bu kirli suyu alıp körfezin geneline taşıyor. Kuraklık da bu süreci etkiliyor. Yağış azaldığında akıntı zayıflıyor. Akıntı zayıflayınca da kirli su körfezden uzaklaşamıyor. Balık ölümlerinin temel nedenlerinden biri de bu."

“Bana bir yıl versinler, bu sorunu çözerim”

Yıllardır yaptığı uyarıların dikkate alınmadığını ifade eden ve çözüm için teklifte de bulunan Prof. Dr. Yaşar, sözlerini şöyle tamamladı: "Ben yıllardır uyarıyorum. 2020’de de bu konuda yazdım, önlem alınması gerektiğini söyledim. 2023’te ‘tehlike geliyor’ dedim, nitekim geldi. Cemal Saydam… Türkiye'nin önemli kimyasal oşinograflarından. Danışmanlık için onu aramış bizim belediye. Cevap, 'Orada Doğan Yaşar var, bu konularda en iyilerden, niye onunla konuşmuyorsunuz' şeklinde olmuş. Ne yapılması gerektiğini de yıllardan beri anlatıyorum. Evet, bana bir yıl versinler, bu sorunu çözerim. Çünkü çözüm aslında çok basit. Önce tüm arıtma tesislerinin düzgün çalışmasını sağlamak gerekiyor. Bu yetmezse derelere ek arıtma sistemleri kurulmalı. En önemlisi de körfeze giren suyun temiz olması. Temiz su girişi sağlandığında, körfez zaten kendini toparlar. Yani bu kadar basit çözümü olan temizlik işini bu kadar karmaşık hale getirmek gerçekten cahilliktir."