Son Mühür- Çocukların porsiyonları büyüyor, hareket alanları daralıyor ve dünya genelinde sessiz bir kriz tırmanıyor: Çocukluk çağı obezitesi. Artık mesele sadece birkaç kilo fazlalık ya da estetik bir kaygı değil. Karşımızda, yeni neslin hem bugününü hem de gelecekteki yetişkinlik yıllarını ipotek altına alan çok ciddi bir halk sağlığı sorunu var. Türkiye de bu tehlikeli tırmanıştan nasibini alıyor.
Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Diyetisyen Buse Uzun Özdemir, çocuklarda sağlığı bozacak düzeyde aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanan obeziteye karşı aileleri uyardı. Tehlike kapıda.
Suçlu genler mi yoksa değişen ev yaşamı mı?
Çocukluk çağında ortaya çıkan obezitenin arkasında genetik yatkınlıklar elbette var. Ancak uzmanlar asıl darbenin çevresel faktörlerden geldiğini söylüyor. Paket paket tüketilen enerji yoğun ama besin değeri sıfır gıdalar, su niyetine içilen şekerli içecekler bu tetikleyicilerden sadece birkaçı.
İşin bir de hareketsizlik boyutu var. Parkların yerini alan bilgisayar ve telefon ekranları, çocukları koltuklara çiviledi. Ekran karşısında geçirilen süre arttıkça, harcanan enerji dibe vuruyor. Haliyle o kilolar kaçınılmaz oluyor.
Büyüyen sadece beden olmuyor
Küçük yaşta obeziteyle tanışan çocukların çok büyük bir kısmı, yetişkinlik hayatlarına da bu fazla kilolarla devam ediyor. Bu durum sadece bir kilo problemi olarak kalmıyor; arkasından devasa bir hastalık listesi getiriyor. Tip 2 diyabet, erken yaşta tansiyon, yüksek kolesterol, karaciğer yağlanması ve kalp-damar tıkanıklıkları artık çocuk polikliniklerinin rutin vakaları haline geldi.
Üstelik hasar sadece fiziksel de değil. Fazla kilolar yüzünden akran zorbalığına uğrayan çocukların özgüveni zedeleniyor, sosyal ilişkileri bozuluyor ve bu durum doğrudan akademik başarılarına yansıyor. Ruhsal çöküş de cabası.
"Yasaklamayın, önce kendiniz masaya sebze koyun"
Diyetisyen Buse Uzun Özdemir, çocukları mutfakta sert yasaklarla ve katı diyetlerle boğmamak gerektiğinin altını çiziyor. Çözüm, evdeki alışkanlıkları kökten değiştirmekten geçiyor. Düzenli kahvaltı alışkanlığı, taze sebze ve meyve tüketimi, yumurta, balık ve süt gibi kaliteli proteinlerin tabağa girmesi ilk adım. Tabii bunun yanında çocuğu harekete, spora teşvik etmek de şart.
Burada en ağır fatura ve görev aslında ebeveynlere çıkıyor. Çünkü çocuklar söylenen sözleri değil, anne babalarının ayak izlerini takip eder. Evde sürekli hazır gıda sipariş eden, elinden telefonu düşürmeyen ve ağzına sebze sürmeyen bir ebeveynin çocuğuna "sağlıklı beslen" demesi hiçbir şey ifade etmiyor. Hiçbir çocuk bu bilinci tek başına kazanamaz. Sağlıklı bir gelecek istiyorsak, aile, okul ve sağlıkçılar el ele verip o masayı hep birlikte değiştirmek zorunda.