YAŞAM HABERLERİ

Bilerek oruç bozmanın cezası nedir? Kaza mı kefaret mi gerekir?

Ramazan ayının gelmesiyle birlikte oruçla ilgili merak edilen sorular yeniden gündeme geldi. En çok araştırılan konuların başında ise bilerek oruç bozmanın dini hükmü yer alıyor. Herhangi bir mazeret olmaksızın orucunu kasten bozan kişinin ne yapması gerektiği, kaza mı yoksa kefaret mi gerekeceği özellikle merak ediliyor.

Abone Ol

Diyanet İşleri Başkanlığı, bu konuya ilişkin açık bir şekilde görüş bildirdi. Orucu bilerek bozmanın yalnızca kaza tutmakla geçiştirilemeyeceği, duruma göre kefaret yükümlülüğünün de devreye girdiği belirtildi. İşte Diyanet'in açıklamaları doğrultusunda bilerek oruç bozma durumunda uygulanacak hükümler ve dikkat edilmesi gereken detaylar.

Bilerek oruç bozmak günahı mıdır?

Diyanet İşleri Başkanlığına göre orucu kasten, yani herhangi bir geçerli mazeret bulunmaksızın bilerek bozmak, Ramazan'ın kutsallığına karşı saygısızlık anlamı taşıyor ve büyük günah olarak kabul ediliyor. Hz. Peygamber (s.a.s), orucunu bu şekilde bozan kişilerin kefaret ile yükümlü olacaklarını açıkça ifade etmiş. Bu konudaki hadisler Buhârî ve Müslim gibi temel kaynaklarda yer alıyor.

Oruç kefareti nasıl yerine getirilir?

Oruç kefareti, bilerek oruç bozan kişinin yerine getirmesi gereken ağır bir sorumluluk. Diyanet'in aktardığı bilgilere göre kefaretin uygulanma şekli şöyle:

Bozulan orucun karşılığı olarak iki kameri ay, yani 60 gün ara vermeksizin oruç tutulması gerekiyor. Bozulan günün kendisi de bu süreye dahil olduğu için kişinin toplamda 61 gün kesintisiz oruç tutması lazım. Arada herhangi bir gün atlandığında süre baştan başlıyor.

60 gün aralıksız oruç tutmaya gücü yetmeyen kişiler için ise alternatif bir yol bulunuyor. Bu durumda 60 fakiri bir günlüğüne ya da bir fakiri 60 gün boyunca doyurmak gerekiyor. Kefareti yerine getirmenin yanı sıra bozulan orucun ayrıca kaza edilmesi ve samimi bir şekilde tövbe edilmesi de zorunlu.

Kaza ile kefaret arasındaki fark nedir?

Kaza, tutulamayan veya bozulan orucun daha sonra gün gün telafi edilmesi anlamına geliyor. Hastalık, yolculuk gibi meşru sebeplerle oruç tutamayan kişiler yalnızca kaza ile yükümlü tutuluyor.

Kefaret ise mazeretsiz ve bilerek oruç bozulduğunda devreye giren daha ağır bir yaptırım. Kaza sadece bozulan günün yerine yeni bir gün tutulmasını gerektirirken, kefaret 60 günlük kesintisiz bir oruç sürecini veya muadili olan fakirlere yardımı kapsıyor. Kısacası her kefaret gerektiren durumda aynı zamanda kaza da gerekiyor, ancak her kaza gerektiren durumda kefaret zorunlu olmuyor.

İmsak vakti girdiğinde yeme içmeye devam edilebilir mi?

Ramazan ayında sıkça sorulan bir diğer konu da imsak vakti girdiğinde yeme içmenin devam edip edemeyeceği. İmsak, sözlükte kendini tutmak ve geri durmak anlamlarına geliyor. Dini terim olarak ise fecr-i sadıktan iftar vaktine kadar yeme, içme ve orucu bozan diğer şeylerden uzak durma anlamı taşıyor.

Kur'an-ı Kerim'de oruç vakti ile ilgili olarak Bakara Suresi 187. ayette tan yerinin ağarmasından akşama kadar orucun tutulması gerektiği bildiriliyor. Takvimlerde belirtilen imsak vakti, aynı zamanda sabah namazının da başladığı an olarak kabul ediliyor. Bu nedenle sabah ezanı okunmaya başladığında yeme ve içmeye son verilmesi gerekiyor. Ancak ezanın okunmaya başladığı sırada ağızda bulunan lokmanın yutulmasında bir sakınca bulunmuyor.