İZMİR HABERLERİ

İzmir'de Kooperatif soruşturmasında avukatsız savunma krizi

İzmir’de Tunç Soyer, Şenol Aslanoğlu ve Heval Savaş Kaya’nın tutukluluk incelemesinde avukatların devre dışı bırakılması, yargı sürecinde "savunma hakkı ihlali" tartışmalarını alevlendirdi. Mahkemenin SEGBİS üzerinden avukatsız ifade alma girişimi ve savunmaların tutanağa eksik geçirilmesi iddiası, hukukçular tarafından adil yargılanma ilkelerine ağır bir darbe olarak nitelendirildi.

Abone Ol

Son Mühür- İzmir’de kamuoyunun yakından takip ettiği "kooperatiflerde zimmet" iddialarına ilişkin soruşturmada, yargılama usullerine dair çok konuşulacak bir gelişme yaşandı. Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, CHP eski İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu ve İZBETON eski Genel Müdürü Heval Savaş Kaya’nın tutukluluk durumlarının incelendiği süreçte, savunma makamının devre dışı bırakıldığı iddiası hukuk dünyasında yankı uyandırdı. Avukatların sürece dahil edilmemesi, adil yargılanma hakkı çerçevesinde sert eleştirilere neden oldu.

Gece yarısı incelemesi ve savunma hakkı ihlali iddiası

Dosyanın tutukluluk gözden geçirme işlemi için İzmir Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilmesinin ardından yaşananlar, savunma avukatları tarafından "yargı baskını" olarak nitelendirildi. Edinilen bilgilere göre, hakimlik tarafından gerçekleştirilen bu kritik inceleme öncesinde şüpheli avukatlarına herhangi bir tebligat veya bilgilendirme yapılmadı. Ceza muhakemesi kanunlarının temel taşlarından biri olan "duruşmalı inceleme ve savunma hakkı" kuralının es geçildiği iddia edilen olayda, cezaeviyle kurulan SEGBİS bağlantısı üzerinden avukatlar olmaksızın ifade alınmaya çalışıldığı belirtildi.

"Avukatımız olmadan beyan vermeyeceğiz" direnişi

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Tunç Soyer, Şenol Aslanoğlu ve Heval Savaş Kaya’nın, kendilerine dayatılan bu usule kararlılıkla itiraz ettikleri öğrenildi. Şüphelilerin, savunma hakkının kısıtlandığını vurgulayarak avukatları eşliğinde beyanda bulunmak istediklerini ifade etmelerine rağmen, bu taleplerin mahkeme heyeti tarafından karşılık bulmadığı öne sürüldü. Kişilerin savunmalarının tam olarak tutanağa geçirilmediği ve hukuki prosedürlerin eksik işletildiği bir ortamda, tutukluluk hallerinin devamına hükmedilmesi krizin boyutunu derinleştirdi.

Çelişkili tahliyeler: İmzacı serbest, sorumluluğu olmayan tutuklu

Kararın ardından yapılan hukuki analizler, dosyadaki tutukluluk durumları arasındaki derin çelişkiyi de gözler önüne serdi. Aynı dosya kapsamında yargılanan iki şüphelinin tahliye edilmesiyle birlikte, kooperatiflerin mali yapısı ve denetimi üzerinde doğrudan yetkisi bulunmayan Soyer ve Kaya’nın tutuklu kalması "hedef gözetme" şüphesini artırdı. Özellikle kooperatif yönetiminde sadece bir yıl bulunan ve işlemlerini çift imza ile yürüten Şenol Aslanoğlu tutuklu kalırken, imza yetkisine sahip diğer isimlerin serbest bırakılması, kararların hukuki dayanaktan yoksun olduğu eleştirilerini beraberinde getirdi.

Siyasi tasfiye iddiaları ve hukuki mücadele kararlılığı

Savunma avukatları adına yapılan ortak açıklamada, sürecin bir yargı faaliyetinden ziyade siyasi bir operasyona dönüştüğü savunuldu. Dosyanın avukatlardan "kaçırılması" ve sanık beyanlarının baskı altında alınmaya çalışılmasının hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı ifade edildi. "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçunun işlendiğini savunan hukukçular, ortada somut bir suç eylemi bulunmadığını, dolayısıyla hiç kimsenin tutuklu olmaması gerektiğini vurguladı. Avukatlar, İzmir’in önceki dönem yerel yönetimi ve ana muhalefet partisinin temsilcilerini hedef alan bu sürece karşı, "hak, hukuk ve adalet" temelinde hukuki mücadeleyi en üst perdeden sürdüreceklerini duyurdu.