57 yaşında veda etti sevdiklerine... Gözünü budaktan, sözünü dudaktan esirgemeyen bir siyasetçiydi… Eski tüfek bir “solcu”ydu… “Güzel Torbalı”nın kıdemli CHP’li belediye başkanıydı… Ömrü yetmedi; yazgı böyleymiş…

Oysa...
O İzmir’in güzel ilçesine “üçüncü kez” seçildiğinde...
Ne kadar da sevinmişti…
Tam da o günlerde…
Son kez sohbet etmiştik İsmail Uygur'la…
Şimdi...
Sadece unutulmaz anılar kaldı geride...

*

“İslam felsefesi” uzmanı…
İflah olmaz solcu başkan İsmail Uygur'u…
Beş yıl önce… (13 Nisan 2021)
Yaza “merhaba” diyen bir bahar akşamında kaybettik…
Romandan farksız yaşam öyküsünü…
Gülen gözleri eşliğinde anlattıklarıyla hatırlamak…
O felsefi sohbetin derinliğinde yad etmek…
Borcumuzdur…

*

Ataları Selanik'ten göç etmiş, fi tarihinde…
Torbalı'ya yerleşmişler…
Aslında varlıklı ailenin çocuğu…
Ama…
Bizde şahane bir gelenek vardır…
Bi'oğlan çocuğu okula başladı mı…
Yaz tatilinde illaki bir esnafın yanında çalışır…
O'nu da eniştesinin yanına vermişler…
Eniştesi, Torbalı'nın ilk muhasebecilerinden…
Kalem, kağıt, defter, hesap işi…

“Koş bi'çay söyle Ekrem abine…” ile başlayan…
O “hesap-kitap işi”ni pek sevmiş…

Okul zamanı da çarkı döndürmeye başlamış…
Sabahçı ise, öğleden sonra…
Öğlenci ise sabahtan muhasebecide…
Liseyi bitirmeden açıvermiş avuç içi kadar bir büro…
O zamanlar maliye mezunu filan olmaya gerek yok…
Astın mı, “Muhasebeci” levhasını…
Gelsin müşteriler…

Bu nedenle liseyi beş yılda bitirmiş!

Bi'özel yanı var…
“Matematik dersini sevmiyor ama hesabı çok kuvvetli!”
Bu yüzden “delikanlı muhasebeci” çok tutuluyor ilçede!

*

Bi'ilginç yanı daha vardı…
Türkiye'nin eski tüfeklerini aratmayacak kadar “solcu”…
Gencecik bi'muhasebeci düşünün…
80 Darbesi öncesi…
Sol eller yumruk olmuş havada…
Memleketin en civcivli yıllarında…
Elinde fırça gece duvarlara slogan yazıyor…
Afişleme onda, kavga onda, isyan onda…
Niçin?

“Tam Bağımsız Türkiye…” için!

*

Üniversite zamanı, yoksa kız vermezler…
Bizim gencecik muhasebeciye…
Yakışıklı, janti ve çenede çukur!

Harbi gösterişli, kızlar O’nu Hollywood’un...
Unutulmaz yıldızı Kirk Douglas'a benzetiyor…
O günkü haliyle bile…
Vallahi, al “dizilerde başrol ver”; o kadar yani…
Peki…
Koltuğunun altında Lenin'in, Marks'ın kitapları ile…
O “derin solcu” delikanlı…
Ne tahsili yapacak üniversitede?
Gidiyor, bir arkadaşı pek memnun “orayı” tercih etti diye…
Onca fakültenin puanını tutturduğu halde…
Tercihini…
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nden yana yapıyor…
Üstelik…
Dal olarak, “İslam Felsefesi”ni seçiyor…

*

O günlerde Torbalı'da…
“İslam Felsefesi” yüksek eğitimi alan tek Allah'ın kulu yok…
Bu tercihin sebebi ne?
Şaşırırsınız, anlatmaya başladığında!

“Bir kitabı okumak kolay, anlamak sizin derinliğinize kalmış… Ama, o kitabı başkalarına adam gibi anlatabilmek, işte o yetenek ister… Bu yüzden felsefeyi seçtim… İslam Felsefesi'ni ise, derinliği nedeniyle…”

*

Hep tartışılmıştır yüzyıllar boyunca…

Felsefe ne işe yarar?
Ekmek parası kazandırır mı?

Bunlara hiç girmemiş, zaten muhasebecilik gibi bir altın bileziği var…
O şunu yapmış…

Sorularla cevaplar bulmaya kendini alıştırmış…
Düşündürerek düşünmeye önem vermiş…

Arkadaşları ile buluştuğunda…
Hep şunu anlatmaya çalışmış:

“Sorgulanmayan bir hayat yaşanmaya değmez… Cevaptan çok soru sormak önemlidir…”

Aslında şunu demek istiyor:

“Felsefe olmasaydı, bu dünyada hiçbir şey işe yaramazdı… İşe yarayan herhangi bir şeyin işe yaramasını felsefeye borçluyuz…”

*

Politikayı seviyordu, politika yapmayı daha çok seviyordu…
Ama…
Kendi özellikleri arasında en sevdiği şey…
Aldığı eğitim gereği…
Konuşurken sizi “düşündürme” özelliği…
Aslında…

“İslam Felsefesi”…

Müslüman filozofların ortaya koyduğu…
Felsefî düşüncenin genel adı…
Diğer felsefelerden farkı yok…
Aslında...
O'nun tek amacı varmış o günlerde…
Felsefenin dışında konumlanmış alanları / konuları…
Felsefenin imkanları ile “yeniden düşünmeye” teşvik etmek…

Başarmış mı?
Siyaset'te evet…

*

“İslam Felsefesi'ni hatmettikten sonra şunu öğrenmiş Mevlana'dan:
“Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabileceği kadardır…”

Siyaset'e başlarken şu öğüdünü hatırlamış Konfüçyüs'ün:
“Uzun bir yolculuk tek bir adımla başlar…”

Epiktetos'un şu sözleri ise hep kulağında küpe olmuş:

“Hayatında olup biten şeylerin, dilediğin şekilde olmasını isteme; nasıl oluyorlarsa, öyle olmalarını iste… Böylece her zaman mutlu olursun…”

İnsani ilişkilerde hep Pablo Neruda aklına gelmiş:

“Kalbi kırdıktan sonra gelen özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir; ihtiyaç kalmaz…”

Whatsapp Image 2026 10 13 At 07.02.56

*

Zamanı geldi, dediğinde…
Hac farizasını yerine getirdi…
Çok kimse bilmez “hacı” olduğunu…
CHP, O'nu üçüncü kez başkan adayı gösterdiğinde…
27 Ocak yaş günüydü…
Tipik “Kova Burcu” erkeği…
Yani, düş dünyasına dalmaz gerçeklerle uğraşır…
Yüreği, insan sevgisiyle doludur…

Okul çağında ayakkabı boyacılığı yapan bir çocuk görünce…
Gözlerinden yaş akardı…

Sevmeyeni de vardı tabii…
Neden?
İlkelerini sonuna kadar savunduğu için…
Dik kafalı olarak bilinirdi…

Konuştuğu kişinin kendisini anlamadığını…
Fark ederse çok kızardı!..

Bu yüzden…
Mevlana'nın şu sözüne her daim kıymet verirdi; bi(kez daha hatırlatalım):

“Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabileceği kadardır!”

*

Bitiriyoruz…
Bir dönemin…
İflah olmaz “Solcu”su…
Geçmiş yılların…
“İslam Felsefesi” uzmanı…
Ve...
Bugünün, kalplerdeki...

“Filozof Belediye Başkanı Hacı İsmail Uygur'un…

Yaşasaydı...
Hala...
Dudaklarında…
Bilge Konfüçyüs'un şu sözleri kilitlenmiş olurdu:

“Okudum, unuttum; gördüm, hatırladım; yaptım, öğrendim!”

*

Mekanı Cennet olsun…

Nokta…

Sonsöz: “İnsan, (ne ise o olmayı) reddeden tek yaratıktır… /Albert Camus – Fransız yazar ve filozof…)