Son Mühür / Yağmur Daştan – İzmir’de Azim Çelik Group’a yönelik 155 milyon TL’lik nitelikli dolandırıcılık soruşturması sürerken, şirketin projelerinden ev alan vatandaşın yaşadığı mağduriyetlere bir yenisi eklendi. Buca’nın Kuruçeşme Mahallesi’ndeki Azim Çelik Apartmanı’nda, 2019 yılında inşa edilen binaya İmar Barışı kapsamında Yapı Kayıt Belgesi alındığı, bu belgeyle kat mülkiyeti kurulduğu ancak belgenin daha sonra iptal edildiği belirtildi. Kat mülkiyetli tapularına güvenerek ev alan vatandaş, su kesintisi, idari para cezası ve yıkım kararıyla karşı karşıya kaldı. Mağdur olduklarını belirten ev sahipleri, “Resmen dolandırıldık” diyerek tepkilerini dile getirdi.
"Bakanlık uydu görüntüleriyle tespit etti"
İddiaya göre; 2019 yılında inşa edilen bina için, İmar Barışı’nın kapsadığı 2017 öncesi döneme ilişkin gerçeğe aykırı beyanda bulunularak Yapı Kayıt Belgesi alındı. Bu belgeye dayanılarak dairelerde kat mülkiyeti tesis edildi. Yıllar içinde el değiştiren, emlak şirketleri aracılığıyla satılan ve banka kredilerine konu olan dairelerle ilgili sorun, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın uydu görüntüleri üzerinden yaptığı incelemenin ardından ortaya çıktı. Yapı Kayıt Belgesi’nin iptal edilmesiyle birlikte İZSU binanın suyunu kesti. Ev sahipleri sonrasında ise Buca Belediyesi Encümeni tarafından alınan idari para cezası ve yıkım kararlarıyla da karşı karşıya kaldı. Halen ellerinde kat mülkiyetli tapuları olmasına karşın Buca Belediyesi Encümeni’nin aldığı yıkım ve idari para cezası kararlarıyla yüzleşen daire sahipleri, usulsüzlükte hiçbir sorumlulukları olmamasına rağmen hane başı yüz binlerce liralık elektrik, su, ceza ve dava masrafını üstlenmek zorunda kaldıklarını belirterek idari ve hukuki süreçte sorumluluğu bulunanların ortaya çıkarılması adına yargı mücadelesi başlattı.

Konuyla ilgili Son Mühür’e konuşan ev sahiplerinden E.L. “Geçen sene abimle beraber ortak bir ev aldık. Sonra bir anda apartmanda sular kesildi. Sorduk soruşturduk, Çevre ve Şehircilik’ten Yapı Kayıt Belgesi’nin iptal olduğunu öğrendik. Meğer bu apartman 2019 yılında yapılmış ve imar affından yararlanmış. Ama kanunda imar affının 2017 ve öncesini kapsadığı yazıyormuş. Belediyeye gittik, 'Sizin imzanız var, siz buna numarataj vermişsiniz' dedik. 'Kişinin beyanı esas oluyor, bizim yapabileceğimiz bir şey yok' dediler. Biz bu evi Buca'da Remax isimli bir emlak firmasının aracılığıyla aldık. Alırken kimse bize bunu söylemedi. Tapuya gittik, tapuda kat mülkiyeti çıktı. Bize kimse 'imar aflı' ya da 'problemli' demedi. Şimdi ise 'Emlakçının da belediyenin de bunu bilme yükümlülüğü yok' deniyor. Biz hangi kuruma inanacağız? Nereye gitsek 'O sorumlu değil, bu sorumlu değil' yanıtını alıyoruz” dedi.

“Tek atımlık kurşunumuzla ev almıştık”
"Bu ülkede sade bir vatandaş olarak ev alırken dahi her şeyin uzmanı olmak zorunda kalmak çok acı” sözleriyle yaşadıklarını anlatan E.L., “Apartmanda, daireleri alan ilk mülk sahiplerinden olanlar da var. Bankadan kredi çekmişler, ekspertiz gelmiş apartmana bakmış. Hiçbiri anlamıyor mu? Ekspertiz dahi bunu anlamıyor mu? Biz evi 2 milyon liraya aldık. 1+1, 35 metrekare bir ev. Tek atımlık kurşunumuzla aldığımız ev elimizde kaldı. Satın aldığımız daireden 14 bin lira kira gelirimiz var. 5 ayda 70 bin lira eder ama bu süreçte neredeyse 250-300 bin lira masrafımız oldu. Kiranın 2-3 katı masraf çıktı. Bir de bunun psikolojik yükü var” ifadelerini kullandı.
“Dolandırıldığımızı düşünüyorum”
Daha önce suyu bağlı olan eve en başından Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) sigortası yaptırmak zorunda kaldıklarını da belirten E.L., şunları aktardı: “'Yapı kayıt belgesi yok' denilen eve DASK istemeleri tam bir tezat. DASK olmadan su bağlamıyorlar. Evde kiracımız var, mecbur en baştan işlem yapmak zorunda kaldık. Mağdur hanelerdeki ev sahipleriyle de toplandık; Herkes üç kuruşunu birleştirip krediyle, faiziyle ev almış. Çok büyük bir rezillik ve mağduriyet var. Gerçek anlamda dolandırıldığımızı düşündüğümüz için hukuk mücadelesi başlattık.”

“Suç duyurusunda bulunduk”
Mağdur olduğunu savunan E.L.’nin avukatlığını üstlenen Av. Zeynep Vildan Algur da süreç hakkında bilgiler verdi. Av. Algur, “Müvekkillerimiz 2019 yılında, devletin resmi tapu siciline, kat mülkiyeti kütüğüne ve firmanın ticari itibarına güvenerek birikimlerini bu dairelere yatırmış tamamen iyi niyetli üçüncü kişilerdir. Kendileri ne bu yapının arsa sahibidir ne da inşaatı yapan yüklenicidir. 2026 yılına gelindiğinde, 2019 yapımı binanın usulsüz şekilde 2017 öncesinde inşa edilmiş gibi gösterilerek İmar Barışı’na sokulduğu tespit edildiği iddia edilmiş ve Yapı Kayıt Belgesi iptal edilmiştir. Bizler Yapı Kayıt Belgesi’nin iptaline karşı İdare Mahkemesi’nde davamızı açtık ve yargılama süreci şu an derdest durumdadır. Ayrıca müvekkillerimin şirket adı kullanılarak dolandırılması sebebiyle suç duyurusunu da gerçekleştirdik ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde ceza soruşturması da titizlikle yürütülmektedir. Ne var ki, idari yargı süreci ve ceza soruşturması devam ederken belediye ekipleri binanın elektrik ve suyunu kesmiş, temel insani yaşam koşullarını ortadan kaldırmıştır. Bununla da yetinilmeyip, olayda hiçbir kusuru ve sorumluluğu bulunmayan mağdur müvekkillerimize fahiş idari para cezaları uygulanmış ve yıkım kararı tebliğ edilmiştir” ifadelerini kullandı.

“Mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz”
“Hukukun ve Anayasamızın en temel ilkelerinden biri 'cezaların şahsiliği' ilkesidir” hatırlatması yapan Av. Algur, “Bir usulsüzlük veya mevzuata aykırılık varsa, bunun idari ve cezai yaptırımı usulsüzlüğü yapan müteahhitte uygulanmalıdır; tapu siciline güvenerek ev alan masum vatandaşlara değil. Mahkeme kararı beklenmeden, iyi niyetli ev sahiplerinin barınma hakkını elinden alan ve onları cezalandıran bu idari yaptırımların ve yıkım kararının derhal durdurulmasını talep ediyor, adaletin tecelli etmesi için hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi beyan ediyoruz” diye konuştu.





