Son Mühür- Avrupa Birliği’nin kendi sanayisini güçlendirmek ve küresel rekabette avantaj sağlamak amacıyla hazırladığı “Made in EU” (AB’de Üretilmiştir) düzenlemesinde kritik bir gelişme yaşandı.
Avrupa’nın iki büyük ekonomisi Almanya ve Fransa, 16 Ekim 2026’da otomotiv sektörünün geleceğini doğrudan ilgilendiren bir uzlaşmaya vardı.
Ancak Avrupa sanayisi açısından yeni bir dönemin kapısını aralayan bu anlaşma, Türkiye için ciddi bir ekonomik tehdide dönüşebilir.

Fransa istedi, Almanya kabul etti...

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in üzerinde uzlaştığı düzenleme, Avrupa’da kamu kaynaklarıyla desteklenecek otomobillerde Avrupa menşei şartlarının güçlendirilmesini öngörüyor.

Macron ve Merz
Buna göre kamu alımları, elektrikli araç teşvikleri ve belirli finansal destek mekanizmalarında Avrupa’da üretilen araçlara öncelik verilmesi hedefleniyor.
Uzlaşmanın dikkat çeken tarafı ise Avrupa Birliği üyesi olmayan bazı ülkelere de kapının açılması.
İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelerin belirli koşullarla sisteme dahil edilmesi gündeme gelirken Türkiye’nin aynı kapsamda yer almaması ihtimali endişe yaratıyor.
Bu durum, yıllardır Avrupa otomotiv endüstrisinin önemli üretim merkezlerinden biri olan Türkiye’nin rekabet koşullarını değiştirebilir.

İngiltere'ye kapı açıldı, Türkiye'nin durumu belirsiz...

Anlaşmanın en dikkat çekici yönlerinden biri İngiltere’ye yönelik yaklaşım oldu.
Avrupa Birliği’nden ayrılan İngiltere’nin, karşılıklılık ve ticaret politikalarında uyum gibi şartları karşılaması halinde yeni sistemden yararlanabilmesinin önü açılıyor.
Buna karşılık Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği ilişkisi bulunan Türkiye’nin otomotiv alanındaki aynı ayrıcalıklardan yararlanıp yararlanamayacağı henüz netleşmedi.
Reuters’ın aktardığına göre Türkiye, Avrupa otomotiv tedarik zincirinin önemli ortaklarının dışlanmaması gerektiği yönündeki görüşünü Brüksel’de dile getirdi.
Toyota’nın Avrupa yönetimi de Türkiye dahil önemli üretim ortaklarının sistemin dışında bırakılmasının Avrupa sanayisinin küresel rekabet gücüne zarar verebileceğine dikkat çekti.

Çanlar Türk otomotiv sanayisi için çalıyor

30 Milyar dolarlık ihracat risk altında...

Türkiye açısından tehlikenin büyüklüğünü ortaya koyan en önemli gösterge otomotiv ihracatı.
Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği verilerine göre Türkiye’nin 2025 yılı otomotiv ihracatı yaklaşık 41,5 milyar dolara ulaştı.
Bu ihracatın yaklaşık 30,1 milyar dolarlık bölümü Avrupa Birliği ülkelerine gerçekleştirildi.
Başka bir ifadeyle Türk otomotiv sanayisinin ihracatının yüzde 72’den fazlası AB pazarına yöneliyor.
Yeni düzenlemede Türkiye’de üretilen araçların belirli kamu teşviklerinden yararlanamaması halinde özellikle elektrikli otomobiller, kurumsal filo alımları ve kamu araç tedarikinde önemli bir rekabet dezavantajı ortaya çıkabilir.
Burada söz konusu olan, 30 milyar dolarlık ihracatın tamamen durması değil. Avrupa’daki teşvikli pazarlarda Türk üretimi araçların rakiplerine karşı dezavantajlı duruma düşmesi.
Bu gelişmenin ihracat siparişleri, üretim kapasitesi, istihdam ve yeni yatırımlar üzerinde zincirleme etkiler yaratabileceği değerlendiriliyor.

Türkiye'nin üretim üssü konumu da tehlikede...

Düzenlemenin uzun vadeli etkilerinin yalnızca ihracatla sınırlı kalmayabileceği belirtiliyor.
Avrupa pazarına yönelik üretim yapan uluslararası otomotiv şirketleri, yeni fabrika yatırımlarında Avrupa Birliği teşviklerinden yararlanabilmeyi önemli bir kriter olarak değerlendirebilir.

AB'nin Çin'e yönelik hamlesinin faturası Türkiye'ye çıkabilir
Özellikle elektrikli araç, batarya ve yeni nesil otomotiv teknolojilerinde Türkiye’ye yönelmesi beklenen yatırımların AB üyesi ülkelere kayması ihtimali bulunuyor.
Türkiye’nin Avrupa otomotiv sanayisi için önemli bir üretim merkezi olması, bugüne kadar ülkeye doğrudan yabancı yatırım çekilmesinde önemli rol oynadı.
Ancak yeni sistemde üretimin yapıldığı ülkenin teşviklere erişim açısından belirleyici hale gelmesi, yatırımcıların tercihlerini değiştirebilir.

Otomotivin ardından diğer sektörler etkilenebilir...

Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası taslağı yalnızca otomotiv sektörünü kapsamıyor.
Batarya üretimi, güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve ısı pompaları gibi net-sıfır teknolojileri de Avrupa’nın yeni sanayi politikasının önemli parçaları arasında bulunuyor.
Demir-çelik, çimento ve alüminyum gibi enerji yoğun sektörler için de kamu alımlarında düşük karbon ve belirli menşe kriterleri öngörülüyor.
Bu nedenle Türkiye açısından riskin yalnızca otomobil üreticileriyle sınırlı kalmayabileceği, sanayinin farklı alanlarına yayılabileceği değerlendiriliyor.

Gümrük Birliği Türkiye'yi koruyabilecek mi?


Tartışmanın en kritik hukuki boyutunu Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği oluşturuyor.
Avrupa Komisyonu’nun 4 Mart 2026 tarihli Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde, AB ile Gümrük Birliği veya serbest ticaret anlaşması bulunan ülkelerden gelen belirli ürün ve bileşenlerin AB menşeine eşdeğer sayılmasına yönelik hükümler bulunuyor.

Avrupa Komisyonu, 24 Nisan 2026 tarihli yanıtında Türkiye’nin bu eşdeğerlik hükümlerinden yararlanabildiğini de doğruladı.
Ancak söz konusu hükümler koşulsuz bir güvence oluşturmuyor. Komisyonun belirli şartlarda ülke veya sektör bazında istisna uygulayabilmesine imkân tanıyan düzenlemeler de taslakta yer alıyor.
Dahası, Fransa ve Almanya’nın otomotiv sektörüne ilişkin yeni siyasi uzlaşmasının mevcut taslakla nasıl birleştirileceği henüz kesinleşmiş değil.
Bu nedenle Türkiye’nin yeni sistemden tamamen dışlandığını söylemek için erken olsa da ortaya çıkan siyasi tablo ciddi bir diplomatik ve ekonomik mücadeleye işaret ediyor.

İhracatta yüzde 5'lik kayıp bile 1,5 milyar dolar...

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne gerçekleştirdiği yaklaşık 30,1 milyar dolarlık otomotiv ihracatı üzerinden yapılacak basit bir hesap, olası kayıpların boyutunu gösteriyor.
AB’ye otomotiv ihracatında yüzde 3’lük düşüş yaklaşık 900 milyon dolara, yüzde 5’lik düşüş 1,5 milyar dolara, yüzde 10’luk düşüş ise 3 milyar dolara karşılık geliyor.
Bu rakamlar düzenlemenin yaratacağı kesin kayıplar değil, riskin büyüklüğünü ortaya koyan varsayımsal senaryolar.
Gerçek ekonomik etkinin, hangi araçların ve bileşenlerin yeni menşe şartlarına tabi olacağına, teşviklerin kapsamına ve Türkiye’nin müzakere sonucunda elde edeceği statüye bağlı olacağı belirtiliyor.

İris Cibre

Ekonomist İris Cibre'den acil uyarı...

Ekonomist İris Cibre, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede “Made in EU” düzenlemesinde Türkiye açısından risklerin büyüdüğüne dikkat çekti.
Fransa ve Almanya arasındaki uzlaşmanın sürecin en belirleyici gelişmesi olduğunu belirten Cibre, kamu teşviklerinin AB menşeli araçlara yönlendirilmesinin Türkiye’nin ihracatı ve doğrudan yatırımları üzerinde geniş kapsamlı etkiler yaratabileceğini ifade etti.
Cibre, özellikle elektrikli araç, batarya, kamu alımları ve kurumsal filo teşviklerinde Türkiye’nin rekabet avantajını kaybetme ihtimaline işaret ederek konuyla ilgili acilen çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı.


Gözler Ankara'da, Türkiye masada hangi statüyü alacak?

Fransa ve Almanya’nın uzlaşması henüz Avrupa Birliği’nin yürürlüğe girmiş nihai kararı niteliğinde değil.
Düzenlemenin uygulanabilmesi için diğer üye ülkeler ve Avrupa Parlamentosu ile yürütülecek yasama sürecinin tamamlanması gerekiyor.
Bu süreç Türkiye açısından önemli bir diplomatik fırsat da barındırıyor.
Ankara’nın öncelikli hedefinin, Gümrük Birliği ilişkisinden doğan hakların korunması ve Türk sanayisinin Avrupa’nın yeni üretim ve teşvik sisteminden dışlanmasının önlenmesi olması bekleniyor.
Özellikle Ticaret Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Avrupa Birliği nezdinde yürüteceği temaslar, otomotiv sektörünün geleceği açısından belirleyici olabilir.
Avrupa’nın kendi sanayisini korumaya yönelik yeni adımlarında Türkiye’nin nasıl konumlandırılacağı, önümüzdeki dönemin en önemli ekonomik gündem maddelerinden biri olmaya aday.
Asıl soru ise şu: Avrupa’nın üretim yükünü yıllardır paylaşan Türkiye, Avrupa’nın yeni sanayi teşviklerinden de pay alabilecek mi, yoksa en büyük ihracat pazarında dezavantajlı bir üreticiye mi dönüşecek?

Kaynak: HABER MERKEZİ