Son Mühür- İkinci başkanlık dönemine Senato ve Temsilciler Meclisi'nde Cumhuriyetçi hakimiyetiyle giriş yapan Trump, ara seçimler sonrası hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da bu üstünlüğü demokratlara kaybetmiş durumda.
Trump'ı bundan sonraki kararlarında zorlamasına kesin gözüyle bakılan tabloyu değerlendiren avukat Ayşın Akyarlı Savatlı, ara seçimde asıl kaybedenin Trump olduğuna vurgu yaptı.

''Amerikan seçmeni Trump’a bir sınır çizdi. Güçlü lider söylemi hayat pahalılığının önüne geçemedi'' hatırlatmasında bulunan Akyarlı,
''ABD ara seçimlerini değerlendirirken meseleyi yalnızca Demokratlar kazandı, Cumhuriyetçiler kaybetti şeklinde okumayı doğru bulmuyorum. Bana göre bu seçimlerin asıl kaybedeni Donald Trump ve onun izlediği politikalardır.
Çünkü Trump bu seçimlerde yalnızca Cumhuriyetçi Parti’nin başkanı gibi davranmadı. Bizzat sahaya indi, onlarca miting yaptı, adayların belirlenmesinde etkili oldu ve seçimleri kendi siyasi liderliği açısından bir güven oylamasına dönüştürdü. Dolayısıyla ortaya çıkan sonuç, doğrudan Trump’ın politikalarına yönelik bir seçmen tepkisidir'' mesajı verdi.
Muharrem İnce'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'la girdiği yarışı kaybetmesinin ardından yaptığı ''Adam kazandı'' yorumuna göndermede bulunan Akyarlı, bu kez Trump'a göndermede bulunarak ''Adam kaybetti'' vurgusunda bulundu.

Trump neden kaybetti?
Yeni Parti Konak Meclis üyesi Ayşın Akyarlı Savatlı'nın ABD ara seçimleriyle ilgili değerlendirmesinden öne çıkan detaylar şöyle...
Peki Trump neden kaybetti?
Bence bunun birinci ve en önemli nedeni ekonomi. Özellikle hayat pahalılığı, alım gücündeki sorunlar ve gümrük tarifelerinin tüketici fiyatlarına yansıması, Amerikan seçmeninin günlük hayatını doğrudan etkiledi.
Trump’ın korumacı ekonomi politikaları, ithalat maliyetlerini artırarak fiyatlar üzerinde baskı oluşturdu.
Burada çok önemli bir siyasi gerçekliği bir kez daha gördük: Seçmenin parti aidiyetinin sınırını çoğu zaman ev ekonomisi belirliyor.

İnsanların mutfağında, cebinde, günlük yaşamında ciddi ekonomik sorunlar varsa, karizmatik liderlik söylemi bir noktadan sonra etkisini kaybediyor. Seçmen ideolojik tercihlerinin ötesine geçerek kendi ekonomik gerçekliğine göre hareket ediyor.
Önce ekonomi sonra dış politika...
İkinci önemli neden dış politika. Trump başkanlık seçimlerinde ne vaat etmişti? Savaşları bitireceğini, Amerika’yı yeni savaşlara sürüklemeyeceğini söylemişti. Ancak bugün geldiğimiz noktada özellikle İran savaşı, yeni askeri gerilimler ve artan enerji fiyatlarıyla karşı karşıyayız.
Yani Trump hem ekonomik hem de dış politika vaatleri açısından seçmende ciddi bir hayal kırıklığı yarattı.
Seçimlerin ikinci büyük mesajı, Amerika’da İsrail’e yönelik koşulsuz destekten toplumun çoğunluğunun rahatsızlığı.
Amerikan toplumunda, özellikle gençler ve ilerici seçmenler arasında İsrail politikalarına ve ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe yönelik eleştiriler giderek daha görünür hale geliyor.
İlk kez Müslüman bir senatör...
Bu noktada Michigan'dan Senatoya seçilen Abdul El-Sayed’in başarısını çok önemli buluyorum. İlk kez Müslüman bir siyasetçi Amerikan Senatosuna seçildi. Bu sembolik bir başarı değil. Aynı zamanda Amerikan siyasetindeki toplumsal ve ideolojik değişimin de önemli bir göstergesi.
El-Sayed’in İsrail politikalarına yönelik eleştirel yaklaşımına ve kampanya boyunca karşılaştığı din temelli saldırılara rağmen seçilmesi, Amerikan siyasetinde İslamofobinin artık her koşulda etkili bir seçim stratejisi olmadığını gösteriyor. Sayed’in halkın yaşadığı ekonomik sıkıntıyı öncelikli olarak vurgulaması her türlü ayrımcılığın önüne geçti.
Ben değişim bekliyorum...
Elbette Demokrat Parti’nin İsrail konusunda homojen bir tutum sergilediğini söyleyemeyiz. Parti içinde çok farklı yaklaşımlar var. Ancak El-Sayed gibi ilerici ve geleneksel siyasi kalıpların dışında duran isimlerin başarısı, Demokrat Parti’nin gelecekteki siyasi yönelimini etkileyebilir. Açıkçası ben de böyle bir değişimin gerçekleşmesini umuyorum.
Üçüncü önemli mesele Latin kökenli seçmenlerin davranışı. Trump’ın göç politikalarının yarattığı rahatsızlık, ekonomik sorunlarla birleşince bu seçmen gruplarının siyasi tercihlerinin yeniden şekillenmesine yol açtı.
Peki seçim sonuçları Amerikan iç siyaseti açısından ne anlama geliyor?
Texas, Kansas, Güney Carolina ve Iowa gibi Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu eyaletlerde Demokratların elde ettiği başarılar son derece önemli.
Bu sonuçlar yalnızca kararsız seçmenin yön değiştirdiğini göstermiyor. Cumhuriyetçi Parti’ye yakın seçmenlerin oldukça önemli bölümünün de Trump politikalarına tepki gösterdiğini ortaya koyuyor. Amerikan seçmeni Trump’a bir sınır çizilmesi gerektiğini gösteriyor.
Hatta bunu biraz daha geniş yorumlayarak şunu söyleyebiliriz: Amerikan seçmeni tek adam yönetimini değil, denge ve denetleme mekanizmalarını yeniden hatırlattı.
Trump için zor bir dönem olacak...
Demokratların Kongre’nin iki kanadında da çoğunluğu elde etmesiyle birlikte Trump açısından artık çok daha zor bir dönem başlayacak. Siyaset biliminde divided government, yani bölünmüş yönetim dediğimiz bir tabloyla karşı karşıyayız. Başkan Cumhuriyetçi, Kongre çoğunluğu ise Demokratların elinde. Bu durum Trump’ın başkanlığının kalan iki yılında siyasi hareket alanını önemli ölçüde daraltacak. Trump’ın Kongre ile uzlaşması gerekecek. Özellikle bütçe düzenlemelerinde, yasama faaliyetlerinde ve federal harcamalar konusunda ciddi pazarlıklar yaşanacak. Bu tablo Trump’ı siyasi anlamda bir topal ördek konumuna yaklaştırıyor. Diğer taraftan Demokratların da sınırsız bir hareket alanı olmayacak. Senatoda birçok yasa için fiilen gerekli olan 60 oy eşiğine ulaşamadıkları sürece istedikleri her düzenlemeyi geçirmeleri mümkün değil. Ayrıca Trump’ın veto yetkisi devam ediyor.
Buna karşılık başkanın üst düzey atamalarının Senatoda onaylanması, yargı atamaları, büyükelçilikler ve Kongre’nin denetim yetkileri bakımından Demokratlar çok daha etkili olabilecek. Özellikle Kongre soruşturmaları, komisyon çalışmaları ve yürütmenin denetlenmesi konusunda Trump’ın başkanlık vetosuyla engelleyemeyeceği mekanizmalar bulunuyor.
Trump görevden alınabilir mi?
Trump’ın görevden alınması ihtimaline gelince, burada hukuki ayrımı doğru yapmak gerekiyor. Temsilciler Meclisi'nde salt çoğunlukla azil süreci başlatılabilir. Ancak başkanın görevden alınabilmesi için Senatoda üçte iki çoğunluk gerekir. Mevcut siyasi dengelerde böyle bir sonucun ortaya çıkması son derece düşük bir ihtimal. Dolayısıyla Trump’ın görevden alınmasından ziyade, siyasi ve kurumsal olarak sınırlandırıldığı bir dönem bekliyorum.
Türkiye açısından bu sonuçları nasıl okumalıyız?
Bence Türkiye bakımından seçimlerin en önemli sonucu, Washington ile ilişkilerde artık çok daha kapsamlı ve çok kanallı bir diplomasiye ihtiyaç duyulacak olmasıdır.
Türkiye-ABD ilişkilerinin yalnızca iki ülke lideri arasındaki dostane ilişkilere dayanmasının yeterli ve sürdürülebilir olmadığını uzun zamandır söylüyoruz. Bu seçim sonuçları da bu değerlendirmeyi güçlendiriyor. Artık yalnızca Beyaz Saray ile kurulan ilişkiler değil; Kongre, Senato komisyonları, Temsilciler Meclisi, Pentagon, Dışişleri Bakanlığı ve diğer kurumsal mekanizmalarla yürütülen diplomasi daha fazla önem kazanacak.

Örneğin F-35 meselesinde yalnızca Trump’ın olumlu yaklaşımının yeterli olmayacağını zaten biliyorduk. Çünkü Amerikan sisteminde savunma sanayii, yaptırımlar ve silah satışları konusunda Kongre’nin önemli yetkileri bulunuyor. Bu nedenle Türkiye, güçlü bir NATO müttefiki olarak sahip olduğu stratejik konumu ve kurumsal ilişkilerini kullanarak bu sorunları çözmeye çalışmaya devam etmeli. Türkiye güçlü bir ülke. NATO içindeki askeri kapasitesi, jeopolitik konumu ve bölgesel güvenlik açısından taşıdığı önem, Washington açısından göz ardı edilebilecek unsurlar değil.
Türkiye ve ABD arasındaki ilişkiler...
Suriye meselesinde ise Demokratların bir anda tamamen farklı bir politika izleyeceklerini düşünmüyorum. ABD’nin bölgesel güvenlik yaklaşımında belli bir kurumsal süreklilik bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye ile ABD arasındaki iş birliği alanlarının devam edeceğini düşünüyorum. Hatta bu yeni dönemde NATO’nun ve kurumsal güvenlik ilişkilerinin öneminin daha da artabileceği kanaatindeyim.
İran konusunda da benzer bir değerlendirme yapmak mümkün. Amerika’nın İran politikasının bir seçim sonucuyla köklü biçimde değişmesini beklemek gerçekçi değil. Ancak Trump’ın ani, agresif ve öngörülemez kararlarının Kongre tarafından daha fazla denetlenmesi ve sınırlandırılması mümkün olabilir.
Sonuç olarak şunu söylemek isterim:
Bu seçimlerde Demokratlar önemli bir başarı elde etti. Ancak Demokratların asıl görevi şimdi başlıyor. Seçmenin ekonomik sorunlarına çözüm, daha öngörülebilir bir dış politika ve daha güçlü demokratik denetim mekanizmaları beklentilerine cevap verebilmesi gerekiyor.
Bu seçimlerin asıl kazananı yürütme gücünün sınırlandırılmasını isteyen Amerikan seçmenidir. Asıl kaybedeni ise Trump’ın ekonomi ve dış politika anlayışıdır.





