Son Mühür- Güvenpark’ta haftalardır devam eden bekleyiş, sabaha karşı düzenlenen bir operasyonla sona erdi.
Vatan için yaralanan er gaziler ile evlatlarını toprağa veren şehit yakınlarının, rütbe ayrımı olmadan eşit özlük hakkı talebiyle sürdürdüğü 38 günlük nöbet, şafak vakti polisin müdahalesiyle dağıtıldı.
Olayın ardından hafızalara kazınan an ise parkın boşaltılması değil, enç bir Çevik Kuvvet Özel Tim polisinin tekerlekli sandalyedeki gaziyi görünce gözyaşlarına hakim olamaması oldu.
Şafak operasyonuyla Güvenpark boşaltıldı
Ankara’da saat 04.45 sularında, 38 gündür parktaki banklarda sabahlayan şehit aileleri ve gaziler yüzlerine tutulan fenerlerle uyandırıldı.
Çevik kuvvet ekipleri kontrolünde otobüslere bindirilen protestocular, Bilkent’teki Gazi Uyum Evi’ne sevk edildi. Tahliyenin hemen ardından Güvenpark’ın etrafı demir bariyerlerle çevrilerek alan halkın girişine kapatıldı.
Türkiye’nin 81 ilinden başkente gelen gaziler ve şehit yakınları, subay ve astsubaylarla aynı çatışmada gazi olmalarına rağmen maaş, protez ve tedavi imkanlarında yaşanan adaletsizliğin son bulmasını istiyordu.
"İktidar 38 gün boyunca bu insanların sesini duymadı"
Eyleme yapılan bu müdahaleye ve parkın kapatılmasına tepkilerden biri de İzmir Milletvekili Murat Bakan’dan geldi.
Yaşananları büyük bir üzüntü ve öfkeyle karşıladığını söyleyen Bakan, "Türkiye’nin 81 ilinden Ankara’ya gelen er şehit aileleri ve er gazilerimiz, eşit özlük hakları talep ettiler.
İktidar 38 gün boyunca bu insanların sesini duymadı. Bugün Ankara’da saat 04.45’ti. Şehir uyuyordu. Güvenpark’ta 38 gündür nöbet tutan gazilerimiz ve şehit yakınlarımız da uyuyordu.
Yüzlerine fener tutularak uyandırıldılar. Parktan çıkarıldılar, otobüslere bindirilerek Bilkent’teki Gazi Uyum Evi’ne götürüldüler. Ardından Güvenpark demir bariyerlerle çevrilerek halka kapatıldı. O insanlar kimdi?
Aralarında kolunu, bacağını, gözünü bu vatan uğruna kaybetmiş er ve erbaş gazilerimiz; evladını, eşini, kardeşini toprağa vermiş şehit yakınlarımız vardı. Türkiye’nin 81 ilinden kalkıp Ankara’ya gelmişlerdi. İstedikleri bir lütuf değildi.
"Parkı bariyerle kapatabilirsiniz, gazinin sesini susturamazsınız"
Rütbe ayrımı yapılmaksızın eşit özlük haklarıydı. İktidar 38 gün boyunca bu insanların sesini duymadı. Gündüz dinlemeye gelmeyenler, sabaha karşı çıkarmaya geldiler.
Otobüsler hazırdı. Çevik kuvvet hazırdı. Bariyerler hazırdı. Hazır olmayan tek şey, gazinin hakkını teslim edecek siyasi iradeydi.
O bariyerler gaziyi milletten ayırmıyor. İktidarın milletin vicdanından ne kadar uzaklaştığını gösteriyor. Bir parkı bariyerle kapatabilirsiniz; gazinin sesini susturamazsınız.” dedi.
Çevik Kuvvet Özel Tim polisi gözyaşlarını tutamadı
Yaşananların en üzücü tarafının Türk polisi ile Türk gazisinin karşı karşıya getirilmesi olduğunu belirten Murat Bakan, sorunun kolluk kuvvetinde değil emri veren iradede olduğunun altını çizerek, "Tüm bunların en ağır yanı, Türk polisi ile Türk gazisinin bir kez daha karşı karşıya getirilmesidir.
Elinde kalkan tutan bir polis memurunun, karşısındaki tekerlekli sandalyedeki gaziyi görünce gözyaşlarını tutamadığına hepimiz tanık olduk. O görüntü, yapılan yanlışı tek başına anlatmaya yetti.
"Türk polisi ile Türk gazisi karşı karşıya getirilemez"
O genç memur bu emri vermedi. Onu gazinin karşısına çıkaran, bu ülkeyi yöneten siyasi iradedir. Türk polisi ile Türk gazisi karşı karşıya getirilemez. Biri vatan görevi sırasında bedeninden bir parça vermiştir.
Diğeri bugün devletin kendisine verdiği görevi yerine getirmektedir. Bu yanlışın yükü ne gazinin ne polisin omuzlarına bırakılabilir.
Yıllardır emniyet teşkilatımızın ağır çalışma koşullarını ve özlük haklarını savunan biri olarak açıkça söylüyorum:
Polisi gazinin önüne diktiğinizde yalnızca gazinin onurunu incitmezsiniz; o üniformanın vicdanını da yaralarsınız.” dedi.
"Meselenin hukuki tarafı da açıktır"
Müdahalenin yalnızca vicdani değil, hukuki açıdan da kabul edilemez olduğunu savunan Bakan, Anayasa’nın ilgili maddelerini hatırlatarak gerçekleştirilen eylemin yasal bir hak olduğunu vurgulayarak,
"Meselenin hukuki tarafı da açıktır. Anayasa’nın 34’üncü maddesi, 'Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir' der.
Bir temel hakka yapılacak müdahalenin kanuna dayanması, zorunlu ve ölçülü olması gerekir. Bu ülkede o hakkı kullanan pek çok kesim var; kullandırıyorsunuz da. Peki tek istisna neden gaziler oldu?" ifadelerini kullandı.
"Devletin görevi gaziyi korumaktır sabaha karşı parktan çıkarmak değil"
Anayasa’nın 61’inci maddesine işaret ederek devletin asıl sorumluluğunun gazileri korumak ve onlara hak ettikleri yaşam koşullarını sunmak olduğunu belirten Murat Bakan,
"Anayasa’nın 61’inci maddesi ise devlete bir tercih değil, açık bir görev yükler: 'Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.'
Devletin görevi gaziyi korumaktır; sabaha karşı parktan çıkarmak değil. Devletin görevi gazinin sesini bastırmak değil, hakkını teslim etmektir. Talep son derece net: Rütbe ayrımı yapılmaksızın emsal özlük ve sosyal haklar.
"Kurşun, bomba ve mayın askerin rütbesini sormadı"
Aynı bayrak altında görev yapmış, aynı çatışmada yaralanmış insanlar arasında maaş, tazminat, tedavi, rehabilitasyon ve protez imkanları bakımından adaletsizlik olmasına itiraz ediyorlar. Kurşun, bomba ve mayın askerin rütbesini sormadı.
Devletin vefası da rütbe sormamalıdır. Bir gazimizin sözü meselenin tamamını anlatıyor: ‘Ben babamın bahçesinde bu hale gelmedim.’ Bu cümlenin karşılığı polis barikatı değil, hakkın teslimidir." diye konuştu.





