Son Mühür- Prof. Dr. Cem Terzi, oylanan yasayı bir nevi af yasası olarak tanımladı. Ama silahların susmasını sağlayacak bir af yasası. Terzi'ye göre böyle bir yasaya "hayır" demek, hele bunu "İçinde demokrasi yok" diye açıklamak hiç inandırıcı değil.
Oylanan şeyin bir demokrasi paketi olmadığını herkesin bildiğini hatırlatan Terzi, silahların bırakılmasının önünü açacak bir çerçeveye "hayır" demek için Kürt meselesini çözecek çok daha güçlü başka bir çözüm önerisiyle gelinmesi gerektiğini savundu. Muhalefetin böyle bir derdi olmadığını da kaydetti.
Terzi'nin sorusu şu: "PKK'nin silah bırakmasına bile tahammül edemeyen zihniyet, Kürtlerin siyaset yapmasına tahammül edebilir mi?"
Eski devlet refleksi
Yeni Parti'nin parti programında Kürt meselesine dair yer alan birkaç olumlu cümleye de değindi Terzi. Bu cümlelerin her gün televizyonlarda parti temsilcileri tarafından "biz öyle demek istemedik" şeklinde "adeta yalanlandığını" yazdı.
Partide "hayır" diyenlerin "Yasada demokratikleşme yoktu, onun için hayır dedik" açıklamasını "iki yüzlü" bulduğunu belirten Terzi, gerçek itiraz nedenlerinin bu olduğuna inanmadığını dile getirdi. Terzi'ye göre bu kişiler Kürt meselesi gündeme geldiğinde eski devlet refleksine sarılıyor. Tek bir siyasetleri var: Bir şey değişmesin.
Bu siyaseti dört maddede topladı Terzi: Anayasanın Kürtleri inkâr eden dili tartışılmasın, anadile dokunulmasın, merkeziyetçilik sorgulanmasın, yurttaşlık tanımı açılmasın. Sonucu ise tek cümleyle özetledi: "Kısacası silahlar bırakılsın ama düzen eskisi gibi yerinde kalsın."
Ulusalcı muhalefetin asıl huzursuzluğunun, Kürt meselesinin devletin klasik güvenlik paradigmasının dışına çıkma ihtimali olduğunu vurgulayan Terzi, bundan çok korktuklarını, Yeni Parti içindeki 54 "hayır" oyunun da buradan kaynaklandığını söyledi. Özgür Özel'in kendi "evet" eğilimini açıklayıp grubu serbest bırakmasını ise bu damara boyun eğmek ve yeni bir siyaset geliştirememek olarak değerlendirdi.
Türk solunun hayırcıları
Terzi yazısının ikinci bölümünde Türk solunun hayırcılarını ele aldı. Bu kesimdeki sosyalistlerin Kürtlerin karar verme hakkını ilkesel olarak tanıdığını, ancak verilen kararı tanımak zorunda olmadıklarını söylediklerini aktardı.
Sosyalistlerin Kürt hareketinin her kararını desteklemek zorunda olmadığını kabul eden Terzi, "Kürtler bu süreci istiyor olsa da ben iktidara vurmak için bu süreci reddederim" sonucuna gelindiğinde başka bir sorun yaratıldığı görüşünde. Böylece Kürtlerin siyasal özne oluşunun tekrar tali hale geldiğini, Türkiye sosyalistlerinin kendi "büyük" stratejisinin merkeze yerleştiğini anlattı.
Terzi burada "Gerçi haklarını da yemeyelim" diyerek ironik bir dile geçiyor. Hayırcı sosyalistlerin AKP iktidara geldiğinden bu yana fabrikalarda, sendikalarda, üniversitelerde, öğrenci hareketlerinde, mahalle örgütlenmelerinde, köylerde, mülteci ve göçmen mahallelerinde olağanüstü çalışmalar yürüttüğünü, işçi sınıfını örgütlediklerini, memleketin dört bir yanında güçlü mevziler kurduklarını ve milyonlarca insanın hayatına dokunduklarını yazıyor. 25 yıldır büyüyen, toplumda kök salan muazzam bir sosyalist hareket yarattıkları tespitinin ardından şu cümleler geliyor:
"Dolayısıyla elbette onların 'büyük' mücadelesi her şeyin merkezinde olmak zorunda! Kürtlerin ne istediği, ne düşündüğü, hangi siyasal yolu tercih ettiği bunun yanında ayrıntı sayılır."
İroniyi bir yana bırakan Terzi, Türkiye sosyalist hareketlerinin bir bölümünün Kürt meselesinde derinde bir özne problemi yaşadığını öne sürdü. Bu anlayışta Kürtlerin ancak sosyalistlerin önceden çizdiği tarihsel güzergâhta ilerledikleri sürece özne kabul edildiğini belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kararları 'doğru'ysa desteklenir; sosyalist stratejinin dışına çıktıklarında ise birden kandırılmış, teslim olmuş, iktidarın oyununa gelmiş bir topluluk olarak görülürler."



