Son Mühür/ Dilek Durak- Son Mühür TV ekranlarında yayımlanan "Sıcak Bakış" programında gazeteci Tunç Erciyas’ın konuğu olan yazar ve editör Fatma Peşemen Dirican çocuk edebiyatının özelliklerini, yayıncılık sektöründeki dönüşümleri ve yapay zekanın edebiyata etkilerini değerlendirdi.

"İyi ki LÖSEV var"

Konuşmasına LÖSEV’e teşekkür ederek başlayan Dirican; "İyi ki LÖSEV var. Elimden geldiği kadar katkı sağlıyorum.

Artık hepimiz için, önce çocuklar için inşallah bunun bir nezleden farksız hastalık olduğu dönemlere hep beraber girelim hem bizim desteklerimizle hem de tıbbın bu anlamdaki gelişimiyle." dedi.

Çocuk edebiyatı neden daha zor?

Yazar Ve Editör Fatma Peşemen Di (1)

Çocuk yazarı olmanın yetişkin edebiyatına göre çok daha büyük bir sorumluluk gerektirdiğine dikkat çeken Dirican;

"Yazar olmak çok zor. Yani gerçekten ayrı bir çaba, ayrı bir duruş istiyor. Bir tane beceri yetmiyor yazar olmakta, yazma becerisi yeterli değil. Ben hep çocuklarla sohbet ederken sizin sorunuz bana geliyor.

Orada çocuklara çok okumak, çok yazmak, çok gözlemlemek, meraklı olmak gerektiğini söylüyorum. Yani yazar olanın çok fazla becerisi ve özelliği olması lazım.

Çocuk yazarı olmak ise ayrı bir hassasiyet. Şöyle bir zorluğu var; dünyada çocuk edebiyatı çok eskiye dayanıyor, yüzyıl olarak baktığımız zaman. Ama araştırma ve bunun üzerine katkı sağlanması noktasında edebiyat kadar derinlemesine bir alan.

Pedagoji dediğimiz şeyden kaç zamandır bahsediyoruz. Bunun gibi şeyleri düşündüğümüzde, özellikle Türkiye için yeni diyebileceğimiz bir alan. Ne kadar eskiye gidiyormuş gibi gelse de.

O yüzden çocuk yazarı olunca bunların hepsine birazcık hakim olmak gerekiyor. O hakimiyet de o kadar kolay değil. Bunun derinlemesine çalışması o kadar kolay değil diye bakarım.

Bir de çocuğa dokunacağınız için orada alt metinler, o edebiyatın katmanlı özelliği daha büyük önem kazanıyor.

Onu bir yetişkinin nasıl yorumladığı, iç dünyasında onu nasıl aktardığı belki bir yazar olarak sizi daha az ilgilendirirken çocuk edebiyatında bununla daha çok ilgilenmek zorundasınız.

Yani benim burada verdiğim mesajla bu çocuk bu mesajı nasıl aldı? Bunu dış dünyaya nasıl aktarır ya da ben bu çocuğa dünyasında doğru mu dokunuyorum?

Hem hayal dünyalarına dokunmanız lazım, hem edebiyat yapmanız lazım hem de çocuğa doğru dokunmanız lazım. O yüzden yetişkin edebiyatından daha zor bir alan." ifadelerini kullandı.

"Çocuklarla çalışan herkesi ekstra hassasiyete çağırıyorum"

Çocukların en saf yönünün merak ve şaşırma duygusu olduğunun altını çizen yazar, edebiyatçıların da bu masumiyeti koruması gerektiğini belirterek;

"Bir kere şaşırmayı unutmayan yazarlar olmalı çocuk edebiyatında. Çünkü çocukların en güzel, benim en sevdiğim özelliği şaşırmak. Çocuklar yeni öğrendikleri her şeye şaşırırlar, merakları daha çok yukarı çıkar.

Siz de eğer çocuk edebiyatıyla uğraşıyorsanız şaşırma yetinizi kaybetmemeniz gerekiyor. Bunun dışında da temiz kanaldan gitmeniz gerekiyor.

O kanallara sıçramadan, onlara göstererek ama çok didaktik davranmadan çocuğun yanında yürüyerek, elini tutup onunla doğru yolculuğa çıkabilmek gerekiyor. O yüzden evet, zor ama çok keyifli. Çocuklarla olmak çok keyifli çünkü.

Mesela bugün de onlarla yine beraber olacaksınız. O hastalığı taşıyan bir yetişkinle veya bir çocukla karşılaştığınızda, onun bunu taşıma ve size aktarma şekli bile farklı.

Sizi şaşırtıyor onun bakış açısı, gücü. Bu anlamda çocuklarla çalışan herkesi ekstra hassasiyete çağırıyorum." diye konuştu.

"Çizer, yazar kadar kıymetli"

Yazma eyleminin bir süre sonra otomatik reflekslere dönüştüğünü ifade eden Dirican, yetişkin edebiyatından çocuk edebiyatına geçişin zorluklarını ve yazar-çizer iş birliğinin önemini şöyle aktardı;

"Yazmak da ister istemez bir eylem. Bir eyleme çok fazla maruz kalırsanız onunla ilgili refleksler geliştirmeye başlıyorsunuz.

Günlük hayattaki alışkanlıklarınızı düşünün o günlük alışkanlıklarınız artık otomatik olarak yaptığınız refleksler haline geliyor, düşünmeden yaptığınız refleksler haline gelebiliyor.

Yetişkin edebiyatına çok maruz kalmış, okuyucu ve yazar olarak çok fazla yazmış bir insanın çocuk edebiyatına dönüşü ya da çocuk edebiyatına ürün vermesi zor olabilir.

Yazamaz demiyorum ama oradaki cümleleri tekrar çocuklara uygun hale getirmek, onların dünyasına uyarlamak zorlaşır. Bir de çocuk edebiyatında yaş aralığı önemli.

Daha küçük çocuğa yazıyorsanız ressamlar, çizerler ve illüstratörler de çok kıymetli. Çocuk edebiyatında ikisi eşleşen bir durum yani çizer, yazar kadar kıymetli. Onunla paralel çalışabilmek gerekiyor."

Editörlük müdahalesi ve kitabın omurgası

Editörün rolünün yazara müdahale etmek değil, metnin omurgasını güçlendirmek olduğunu spor salonu örneğiyle açıklayan Dirican, Ercan Günaydın’a ithafen yazdığı Kitapbaba projesinden de bahsetti;

"Yayınevinde editör kitapların basımına tek başına değil, yayınevinin ekibiyle beraber karar veren kişi oluyor. Ama kitabın kaderine karar veren kişi değil. Burada hep popüler bir örnek olan Harry Potter örneği verilir.

Dünyada en çok okunan ve film sektöründe hala kazandırmaya devam eden bir kitap. Editörlük sadece redaksiyon değil. Redaksiyon ne? Yazım, noktalama, imla hatası ya da anlatım bozukluklarını düzelten kişidir.

Editör; yazarın bakış açısına, üslubuna, onun söylediğine, sesine kesinlikle direkt olarak el atmayan, müdahale etmeyen kişidir. Ama yazarı anlamaya çalışarak onun duruşuna destek olur.

Hani spor salonuna gittiğinizde hareketleri yaparken oradaki eğitmeniniz uyarır ya; 'Böyle yaparsanız bileğinizi incitirsiniz, boynunuza zarar verebilirsiniz' diye.

Eğitmen nasıl hayatımıza müdahale etmeden vücudumuza faydalı olmaya çalışıyorsa editör de omurgaya yardımcı olmaya çalışır.

Yani onun diline, tarzına, üslubuna müdahale etmeden nasıl daha iyi bir duruş sergileyebileceği ile ilgili fikirler verip kitabı beraber çalışırsınız."

"İnsanı var eden en kıymetli şey duygudur"

Yapay zekanın edebiyattaki yerine mesafeli yaklaşılması gerektiğini, asıl önemli olanın insan duygusu olduğunu dile getiren Dirican; "Yapay zeka insan yaratısı bir şey. Teknolojinin durduğu yerde buna karşı durmak gerçekten anlamsız.

Bilim dünyası, teknoloji ve üniversitelerde kürsüler açılıyorsa, artık buna bir mühendislik dalı olarak isim verildiyse elinizi kolunuzu bağlayıp 'Ben buna karşıyım' demeniz çok anlamlı değil.

Yapay zekayı bir asistan olarak kabul edersek, dünyanın öbür ucunda ulaşamadığımız kaynaklara ve görsellere ulaşmak konusunda kendimizi geliştirmek için iyi bir yardımcı olabilir.

Ama yayınevlerinin hem illüstrasyon hem de editör ya da yazar anlamında yapay zekaya dayanması etik bir duruş değil.

Didaktik eserler konusunda bir yazara ihtiyaç duymayabilirler belki ama iyi bir okuyucu, iyi bir edebiyatsever tamamen yapay zekadan çıkan akışı, kurguyu ve karakteri fark eder.

Siz bu sefer 'Ben iyi okuyucuya değil, sadece okuma eylemi gerçekleştirecek insanlara hizmet vermeye çalışıyorum' deyip sektörde ayrı bir akış ortaya çıkartıyorsunuz.

Yayınevlerinin de bu konuda hassasiyetle davranmaları gerektiğini düşünüyorum. Yapay zeka insanın duygusunu ortadan kaldırıyor.

İnsanı var eden en kıymetli şey duygudur. Duyguyu korumak için yapay zekanın orada sadece asistan olması lazım." ifadelerini kullandı.

"Fuarlarda etrafıma baktığım zaman 'Gökten yazar yağıyor' falan diyordum"

Son dönemde artan yazar adaylarına ve çok satan kitap algısına değinen Fatma Peşemen Dirican, yazmanın her şeyden önce içsel bir gereksinimden kaynaklandığını vurgulayarak;

"Bu konuda kendine yer açmaya çalışan, emek harcayan yazar adaylarını tenzih ederek söylüyorum fuarlarda etrafıma baktığım zaman 'Gökten yazar yağıyor' falan diyordum. Herkes için yazmak çok güzel bir eylem.

Günlük yazmak, anı yazmak, insanın içindeki duyguyu ve düşünceyi estetik halde ortaya çıkartmak arzusu kadar kıymetli bir şey olamaz. Ama her şeyin okuyucuyla buluşması gerekmiyor. Bu bazen bireysel kalması gereken bir eylem.

İnsanların önce bunu kabul etmesi gerekiyor. Yazmak ilk başta kendiniz için yaptığınız bireysel bir eylem ama okuyucuyla buluşmaya karar verdiğinizde, özellikle çocuk edebiyatında bir duruş sergilemeniz gerekiyor. Yetişkinde de en azından bir yazar olarak entelektüel bir bakış açısına sahip olmanız gerekiyor." dedi.

Muhabir: Dilek Çakır Durak