Son Mühür- Türk sinemasının usta oyuncularından Salih Güney, Radyo Ege’de Serap Yenici’nin konuğu olduğu “Zamansız Yaşa” programında sanat hayatından arkeoloji tutkusuna, fotoroman yönetmenliğinden Türkiye’nin tanıtımı için yürüttüğü çalışmalara kadar yaşamına dair bilinmeyenleri anlattı. Güney, 16 yaşında başlayan arkeoloji merakını ve Herkül heykelinin Türkiye’ye dönüş sürecindeki mücadelesini de paylaştı.

Tiyatrodan sinemaya uzanan sanat yolculuğu

Sanat yaşamına tiyatro sahnesinde başlayan Güney, sinemaya geçiş sürecini ve kariyerinin ilk yıllarında karşılaştığı zorlukları anlatarak, “ Ben 1964- 65 yıllarında profesyonel olarak tiyatro sahneye çıktım. Ankara Devlet Konservatuarı tiyatro bölümünden sonra 1965 yılında da Haldun Dormen'in çevirdiği Bozuk Düzen filmi ile sinema hayatım başlamış oldu. 69 yılına kadar sinemayı ve tiyatroyu devamlı beraber götürmeye çalıştım, fakat tabii ki çok zor oluyordu. Çünkü Matine var, suare var, provalarım var. Başrol teklifleri geliyor fakat oynayamıyordum yetişemiyorum” dedi.

Usta oyuncularla aynı sette buluştu, sinemayı seçti

Sinema kariyerinde dönemin önemli oyuncularıyla aynı projelerde yer alan Güney, “Ayhan Işık babamı oynadı Fikret Hakan, İzzet Günay. Annemi de Türkan Şoray oynadı. Hülya Koçyiğit oynadı, Sema Özcan oynadı, Aytaç Pekcan oynadı. Coster olarak bir müddet devam ettim. 1969 yılında 70 yılında Amerikalılarla çevirdiğim o meşhur Paralel Askerlerdi, toplum bilir. Tony Cortos, Charles Bronson, Michel Merce ve rahmetli Fikret Hakan'la. Ben de yüzbaşı rolünü oynadım. O tarihten sonra da ister istemez artık tiyatroyu bırakmak mecburiyetinde kaldım. Sinema daha ağır bastı, o tarihten sonra da sinemacı olarak yaşamıma devam ettim” diye konuştu.

Oyunculuktan fotoroman yönetmenliğine uzanan çok yönlü sanat yolculuğu

Oyunculuğun yanı sıra farklı sanat dallarına da ilgi duyduğunu söyleyen Güney, “ Ben biraz böyle çağ ayak uydurmayı seven bir insanım. Fotoroman serileri başladı o tarihlerde İtalya'da çekiliyordu. Bu fotoromanlar yani fotoğraf olarak değerlendiriliyordu bir hikaye. Bizi de tabii etkiledi, Türkiye'yi de etkiledi. Ben o tarihlerde fotoroman yönetmenliğini, fotoğraf çekmesini öğrendim. En önemlisi sayfa nizam pajı dediğimiz, tam sayfa verilirdi o zaman fotoğraflar bir de o fotoğrafların içinde tabii dengeli bir şekilde bazı fotoğrafları büyük, bazıları arka arkaya küçük yaparak sayfa nizam pajını öğrendim. Japon hikayelerinden bize Türkiye adapte olabilecek bazı hikayeleri adapte ederek onların fotoromanlarını çektim. Yani o tarihlerde hem fotoroman yönetmenliği yapıyordum, fotoğraf çekme zevkini tadına varıyordum. Ve oyunculuk yapıyordum tabii ki 7-8 tane oyunda oynadım. Tiyatroda da sahnede” dedi

16 yaşında başlayan arkeoloji tutkusu

Arkeolojiye duyduğu ilginin 16 yaşında konservatuvar yıllarında başladığını anlatan Güler, “ Bendeki arkeolojiye karşı olan heyecan, 16 yaşında konservatuar yıllarında bizim bir Alman hocamız vardı, Max Meke diye. biz her sene yıl sonunda, sezon sonunda oyun oynamaya, piyonu, Bergama'ya gelirdik. Bizim gibi o tarihlerde Bulgaristan'dan, Yunanistan'dan, Yugoslavya'dan da öğrenciler gelirdi, Kermes festivali adı altında veya Dionizos festivali adı altında. Temsiller verirdik. O tarihlerde bu antik kentleri üzerimden bizi getirmişti Max Meke. Efes, Afrodisias, Bergama'yı ve Pamukkale'yi gördüğüm zaman çok çok çok büyük bir heyecan sardı beni. O bende bu tutku yıllarca devam etti bütün tatillerimi antik kentlere yakın yerlerde yapmaya çalıştım. Bu bende bir hobi olarak yaşamıma devam etti. Ta ki profesör arkeolog Jale İnan hanımefendiyle tanışana kadar. Türkiye'den çalınan tarihi eserlerden bu Herkül'ün heykelinin geri getirilmesi için bir mücadele veriyordu. O tarihten sonra da hanımefendiyle Kültür Bakanlığı yerinde güzel bir diye bir kampanya açtım. Hanımefendi mutlu edebilmek için aşağı yukarı çok uzun bir serüvenden sonra çalınan Herkül heykelimizi Boston'a gittim. Yürüyüş yaptım. Fakat Boston'da yürüyüşe müsaade etmediler çünkü ben Amerika'ya ayak bastığım anda heykeli, sahibi Shell'i White'a iade ettiler ki dünyanın en zengin kadınlarından biri. Ve fakat 2011 yılında Boston'dan Türkiye'ye geldi ve Antalya'da bekleyen alt parçası ile birleştirerek, izleyicilere açıldı” diye konuştu.

Şöhretini ülkesinin tanıtımı için kullandı: Amerika’dan Türkiye’ye turist getirdi

Sanat hayatında elde ettiği tanınırlığı yalnızca bir başarı olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olarak gördüğünü belirten Güler, “Çok tanınmak sevilmek değeri, parayla satın alınamayacak bir servet esasında. Şöhreti taşımak da çok zor. Fakat şöhret insana sorumluluk getiriyor. Ülkeme karşı olan bir sorumluluğum için Amerika'dan turist getirdim Türkiye'ye. Yıllarca tarihi bölgelere, 2 yıl arka arkaya 84 85 yıllarında turist getirdim. E bu benim için tabii ki çok onur duyacağım bir şey” diye konuştu.

“Arkeoloji dipsiz bir kuyu, puzzle birleştikçe aşka dönüşüyor!”

Araştırmayı ve öğrenmeyi yaşamının vazgeçilmez bir parçası olarak gördüğünü ifade eden Güler, “Ben meraklı bir insanım. Her şeyi öğrenmek, genel kültürümü genişletmek için her türlü bana dağlık gelen konuların üstünde yoğunlaşırım, araştırırım. Hele şu anda artık çağımızda bilgiye erişmek o kadar kolay ki, giriyorsunuz hemen o bilgi hakkında bir fikir alabiliyorsunuz. Bilgi birikiminin sonu yok yani araştırma ve öğrenmek. E dolaylı olarak ben araştırmayı, bana enteresan gelen konuları araştırmaya devam ediyorum. arkeoloji yaşamımda sinemadan sonraki en büyük heyecanım. Çünkü arkeoloji puzzle birleştikçe aşka dönen dipsiz bir kuyudur arkeoloji. E ve bu puzzle birleştikçe aşka dönüşüyor. Onun için arkeoloji yaşamımda çok büyük çok değer verdiğim bir konu olarak devam ediyor. Tabii bunun en önemli nedeni de bu inanılmaz bir toprak parçasının üstünde oturuyoruz. Her tarafımız açık hava müzesi ve maalesef bu güzelliği tanıtamıyoruz dünyaya. Bu da tabii benim için üzücü oluyor ama devam ediyorum. Türkiye-Çin İpek Yolu olarak onur elçisi seçildim ve bu Çin ile Türkiye arasındaki dostluğu geliştirmek hem sanat olarak bir görev gibi kabul ediyorum. Aynı zamanda Türkiye’yi tanıtmaya devam edeceğim. Yani bir görevli olarak ülkeme karşı olan sorumluluğu yapmaya çalışıyorum. Ne mutlu bana” dedi.

Muhabir: Emine Kulak