Son Mühür / Beste Temel- Kemal Kamburoğlu’nun sunduğu Hayatın Nabzı programının bu haftaki konuğu olan Ortadoğu Uzmanı ve araştırmacı yazar Dr. Abdullah Manaz, Ortadoğu’daki krizlerin arkasında ekonomik çıkarların bulunduğunu öne sürdü. Manaz, din ve siyasetin bu süreçte araç olarak kullanıldığını vurguladı. Bölgedeki etnik ve siyasi projelerin de enerji politikalarıyla bağlantılı olduğunu savunan Manaz, Avrupa’nın enerji ihtiyacının bu stratejilerde belirleyici rol oynadığını ifade etti. Manaz, söz konusu sürecin ABD ve İsrail merkezli politikalarla şekillendiğini iddia ederek, temel motivasyonun petrol ve finans kaynakları olduğunu dile getirdi.

“Amaç Büyük Ortadoğu Projesi”

Büyük Ortadoğu savaşı olarak tanımlanan sürecin doğrudan Büyük Ortadoğu Projesi ile ilişkilendirildiğini belirten Manaz, “Bu kavram, Fas’tan başlayıp Afganistan’a kadar uzanan geniş bir İslam coğrafyasını kapsıyor. İddialara göre söz konusu proje; İsrail merkezli Siyonist yönetimler ile ABD’deki Evanjelist çevrelerin ortak stratejik planı olarak değerlendiriliyor. Projenin ABD açısından en önemli motivasyonunun ise petrol ve finans kaynakları olduğu öne sürülüyor. Soğuk Savaş sonrası ABD’nin önce Afganistan’a, ardından Irak’a müdahale etmesinin temelinde de bu enerji politikalarının bulunduğu ifade ediliyor. Özellikle Afganistan’ın işgali sırasında, Orta Asya petrollerinin Afganistan ve Pakistan üzerinden sıcak denizlere ulaştırılmasını hedefleyen iki büyük boru hattı projesinin planlandığı belirtiliyor. Ancak bu planların, Taliban içindeki dengeler ve artan ABD-Taliban gerilimi nedeniyle hayata geçirilemediği iddia ediliyor. Öte yandan, dünya petrolünün önemli bir kısmının Hürmüz Boğazı üzerinden taşındığı bilinse de tarihsel olarak en büyük rezervlerin Azerbaycan ve Irak sahalarında bulunduğu vurgulanıyor” diyerek konu hakkında görüşlerini belirtti.

Ortadoğuda Savaşın Arka Planı

“Ortadoğu’daki savaşın arkasında enerji hatları var”

ABD’nin Soğuk Savaş sonrası Afganistan ve Irak’a yönelik müdahalelerinin enerji politikalarıyla bağlantılı olduğunu savunan Manaz, bölgedeki gelişmelerin petrol ve enerji koridorları üzerinden okunması gerektiğini ifade etti. Manaz, “Orta Asya petrollerinin sıcak denizlere ulaştırılması planları bu süreçte oldukça etkili oldu. Ancak bu projeler, bölgedeki siyasi ve askeri gelişmeler nedeniyle kesintiye uğradı. Suriye’de yaşananların yalnızca bir iç savaş olarak değerlendirilmemesi gerek. Bu bölge, enerji koridoru açısından kritik bir noktada. Eski Suriye yönetiminin en önemli müttefikleri Rusya ve Çin’di. Bu hat üzerinden geçecek bir petrol boru hattı, özellikle Rusya’nın çıkarlarına aykırı bir durum oluşturuyor. Savaşın devam etmesinin nedenlerinden birinin de bu enerji rekabeti. Eğer bu boru hattı kurulmuş olsaydı, Avrupa’nın Rus petrolüne olan ihtiyacı büyük ölçüde ortadan kalkacaktı. Rusya ise gelirlerinin büyük bölümünü enerji kaynaklarından sağlıyor” dedi.

“Bölgedeki çatışmaların temelinde ekonomik çıkarlar var”

Türkiye ve çevre coğrafyada yaşanan çatışma ve istikrarsızlıkların arkasında ekonomik ve stratejik hedeflerin bulunduğunu öne süren Manaz, “Türkiye’de 1980 sonrası artan kargaşa ve güvenlik sorunlarının Büyük Ortadoğu Projesi ile bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Bölgedeki etnik ve siyasi projeler de enerji politikalarıyla ilişkili. Büyük Kürdistan ve Büyük Ermenistan projeleri de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu projelerin temelinde, petrol kaynaklarına erişim ve bu kaynakların Akdeniz’e ulaştırılması hedefi yer alıyor. Petrol, özellikle Avrupa sanayisi için hayati öneme sahip. Bu nedenle bölgede çıkarılan çatışmaların önemli bir kısmı ticari amaçlarla bağlantılı. Din ve siyaset de bu süreçte araç olarak kullanılmaktadır. İngiltere, enerji yollarını kontrol etmek amacıyla Süveyş Kanalı’nı ele geçirdikten sonra Balfour Deklarasyonu ile İsrail devletinin temellerinin atıldığı ve Filistin’de yeni bir siyasi düzen kurulduğu ifade ediliyor. Söz konusu bölgesel projelerin ve çatışmaların, küresel güçlerin ekonomik çıkarları doğrultusunda şekillendiği savunuluyor” diye konuştu.

Muhabir: Beste Temel