Son Mühür / Atakan Başpehlivan Emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu, Mekke Anlaşması'nın Türkiye açısından risklerini analiz ederek önemli değerlendirmelerde bulundu.
"Bölge adeta arı kovanı"
Mekke Antlaşması'nın yalnızca İran tehdidi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Yankı Bağcıoğlu, "Mekke Anlaşması yalnızca İran tehdidi ve Suudi Arabistan’ın güvenliği üzerinden değerlendirilemez. Anlaşmanın on yıllık yükümlülükleri, askerî görevlerin kapsamı, ucu açık kolektif savunma anlayışı ve Türkiye’nin maruz kalabileceği stratejik riskler bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bölge adeta arı kovanı. ABD, İran, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır ve BAE’nin farklı çıkarları ve değişken ittifakları iç içe geçmiş durumda. Pakistan ile Afganistan arasında düşük yoğunluklu çatışmalar aralıklarla devam ediyor. Dünyanın en kritik üç deniz geçişinin (boğazının) bulunduğu bu coğrafyada en küçük gerginlik dahi deniz ticaretini ve enerji arz güvenliğini olumsuz etkileyebilir. Somali’deki Eş-Şebab terör örgütü ve deniz haydutlarının Husilerle olası bağlantıları, Türkiye’nin bölgedeki varlığı ve deniz ticaretimiz açısından ilave riskler oluşturmaktadır. İran ile ilişkilerimizde ortaya çıkabilecek gerilimler de göz ardı edilmemelidir" dedi.
"Türkiye’nin millî savunması ve caydırıcılığı açısından vazgeçilmez"
Son olarak, bugün aynı safta olan aktörlerin yarın karşı karşıya gelebilecekleri uyarısında da bulunan Bağcıoğlu, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü: "Bugün aynı safta bulunan aktörler yarın karşı karşıya gelebilir; mevcut riskler doğrudan tehdide dönüşebilir. Böylesine belirsiz ve değişken bir tehdit ortamında Türk askerinin muharip görevlerle veya taarruzi rolde bölgeye gönderilmesi düşünülmemelidir. Türkiye; diplomasi, savunma sanayii ürünlerinin tedariki, ortak üretim, askerî eğitim ve teknik desteği öncelemelidir. Özellikle kaybedilmeleri hâlinde yerlerine yenilerini koymakta ciddi güçlük yaşayacağımız muharip uçaklarımız, havadan ihbar ve kontrol uçaklarımız ile tanker uçaklarımız bölgedeki muhtemel askerî görevlere tahsis edilmemelidir. Bu kritik kabiliyetler, Türkiye’nin millî savunması ve caydırıcılığı açısından vazgeçilmezdir. Muhtemel askerî görevler harekât açısından icra edilebilir olsa dahi, millî hedeflerimize uygunluk ve üstlenilecek risklerin kabul edilebilirliği bakımından ciddi sakıncalar taşımaktadır. Askerî olarak yapılabilir olan her görev, millî çıkarlarımız açısından yapılması gereken bir görev değildir. Türkiye, başka ülkelerin stratejik hesapları uğruna çatışmalara sürüklenmemelidir. Millî güvenliğimiz, stratejik özerkliğimiz, karar alma bağımsızlığımız ve Türk askerî personelinin güvenliği tartışmaya kapalıdır"





