Son Mühür- Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, günü yüzde 2,89 değer kaybederek ve önceki kapanışa göre 348,4 puan azalışla 11.721,72 puandan tamamladı. Gün içinde yüzde 3'ün üzerine çıkan değer kaybında, MSCI'nın Türkiye'ye yönelik duyurusu ana etkenlerden biri olarak öne çıktı.
Eski TCMB Uzmanı Dr. Ayhan Bülent Toptaş, Türkiye'ye Haziran ayına kadar süre veren Morgan Stanley Capital International'ın (MSCI) uluslararası yatırımcıların portföylerini oluştururken referans aldığı küresel hisse senedi endekslerini hazırlayan ve piyasa sınıflandırmalarını (gelişmiş, gelişmekte olan, sınır piyasalar vb.) yapan Amerikan finans şirketi'' olduğuna dikkat çekti.
Dr. Ayhan Bülent Toptaş'ın değerlendirmelerinden öne çıkan detaylar şöyle...

MSCI
Yeni şirketlerin endekse girişi kapalı...


Şirketin 15 Ekim 2026 tarihinde Türkiye borsasıyla ilgili aldığı kararı şöyle özetleyebiliriz.
Uluslararası yatırımcıların kullandığı endekslerde Türkiye'deki bazı hisselere ilişkin değişiklikler şimdilik durduruldu. Borsa İstanbul'da işlemler devam ediyor; ancak Türkiye’deki bazı şirketlerin uluslararası endekslerdeki ağırlığının artırılması, yeni şirketlerin endekse alınması ve şirketlerin daha üst gruplara geçirilmesi şimdilik mümkün olmayacak.

MSCI, birbiriyle bağlantılı fonların bazı küçük şirketlerin hisse senedi fiyatlarını ve piyasada serbestçe alınıp satılabilen hisse miktarını olduğundan farklı gösterebileceğinden endişe ediyor. Buradaki temel mesele, şirket hisselerinin gerçekte ne kadarının bağımsız yatırımcılar arasında alınıp satılabildiği.

Soru işaretleri doğabilir...

Yani, bir şirketin hisselerinin önemli bir bölümü belirli kişi veya grupların kontrolündeyse, bu hisselerin tamamını piyasada serbestçe alınıp satılabilen hisseler olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir. Böyle bir durumda şirketin borsadaki büyüklüğü ve uluslararası endekslerdeki ağırlığı gerçeği tam olarak yansıtmayabilir. Hisse fiyatlarının oluşumu konusunda da soru işaretleri doğabilir.

MSCI, bu tür durumların Türkiye’deki bütün şirketlerde veya bütün fonlarda yaşandığını iddia etmiyor. Bununla beraber, bazı hisselerdeki ortaklık yapısının ve işlemlerin yeterince şeffaf olmayabileceğine dikkat çekiyor. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), fiili dolaşım hesaplamasını değiştiren bir çerçeve getirdi, bir yatırım fonunun (özellikle serbest fonların) portföyünün belirli bir hisse senedine, şirkete veya ilişkili gruba aşırı oranda yığılmasını kısıtladı ve şeffaflık kurallarını sıkılaştırdı.

Ancak MSCI, bu düzenlemenin uygulamada ne sonuç verdiğini, şirketlerin gerçek ortaklık yapılarının yeterince şeffaf hale gelip gelmediğini ve şüpheli işlemlere karşı etkili denetim yapılıp yapılmadığını görmek istiyor.

Ayhan Bülent Toptaş
Yeni yabancı yatırımcı gelir mi?

Kararın önemi de burada. Uluslararası fonların bir bölümü yatırımlarını MSCI gibi kuruluşların hazırladığı endekslere göre yönlendiriyor. Türkiye'deki bazı şirketlerin bu endekslerde daha fazla yer almasının önünün kapanması, söz konusu şirketlere yönelmesi beklenebilecek yeni yabancı yatırımları sınırlayabilir.

MSCI, Haziran 2027'ye kadar yeterli ve inandırıcı ilerleme görülmezse Türkiye'nin gelişmekte olan piyasalar grubundan çıkarılarak daha alt bir kategori olan frontier market (sınır piyasalar) veya bağımsız piyasalar grubuna geçirilmesi seçeneğini değerlendirebileceğini de açıkladı. Bu henüz verilmiş bir statü değişikliği kararı değil.

Bence açıklamadan çıkarılabilecek en önemli mesajı şu: Bir borsanın uluslararası yatırımcı açısından cazip olması yalnızca şirketlerin büyüklüğüne ve fiyatlarına bağlı değil. Yatırımcı, hisselerin gerçekte kimin kontrolünde olduğunu anlayabilmeli; işlemlerin kurallara uygun yürütüldüğüne ve ihlallerin etkili biçimde denetlendiğine güvenebilmeli.


Risk önleyici kurumlara ihtiyaç var...

Bu noktada, Türkiye açısından önümüzdeki dönemin önemli sınavı, tüm kuralların piyasada tutarlı ve etkili biçimde uygulandığının gösterilmesi olacak. Çünkü piyasalarda güveni yeniden tesis etmek, yalnızca yeni düzenlemeler yapmakla mümkün değil. Bunun için sorunları büyümeden görebilen, risklere zamanında müdahale edebilen ve kararlarını öngörülebilir biçimde uygulayan kurumlara ihtiyaç var. Bugün yaşadıklarımız, yalnızca piyasanın işleyişine ilişkin bir sorun olarak görülemez; aynı zamanda düzenleyici kurumların proaktif kapasitesinin ve liyakat ilkesinin ne kadar önemli olduğunu da hatırlatıyor.

Muhabir: Bünyamin Dobrucalı