Son Mühür / Atakan Başpehlivan Demokrasi ve Atılım Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin İzmir il binasında basın mensupları ile bir araya gelerek başta fon krizi, deprem sorunu ve ifade özgürlüğü olmak üzere gündemde olan konular ile ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulunarak, önemli mesajlar verdi.

Ali Babacan: Rantın peşinde koşarsanız sorunları çözemezsiniz

İzmir'de gerçekleşen toplantısına 30 Ekim İzmir Depremi'nde hayatını kaybedenleri anarak başlayan ve başta İzmir olmak üzere Türkiye'nin depreme karşı hazırlık yapması gerektiğini savunan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, "İzmir, İktisat Kongresi'ne ev sahipliği yapan bir kentimiz. Yeni bir ekonomi ve iktisat vizyonu ile Anadolu'nun ayağa kalkışının önemli bir kilometre taşı olmuştur İzmir İktisat Kongresi çünkü finansal bağımsızlık, güçlü olmanın temel çıkışıdır.

İl başkanımız Muhammet Bey'in tavsiyesi üzerine depremin altıncı yıl dönümünde gelişmeleri birlikte inceleyelim istedik. Ben depremde hayatını kaybeden 117 vatandaşımıza Allah'tan rahmet diliyorum. İzmir'in hızlıca deprem tehlikesine hazırlanması gerekiyor. Hangi tedbirler almalıyız ve neler yapmalıyız bunların gözden geçirilmesi gerekmektedir. Depremde mağdur olan vatandaşlarımızın kurduğu bir dernek var orayı da ziyaret edip kendilerinden bilgiler alacağız.

Deprem çok önemli ve geniş bir konudur. İzmir'deki 30 ilçeden yalnızca üçünde binaların hasar tespiti yapılabilmiştir. Uygulamalar ile ilgili çok ciddi sıkıntılar var. Mesele depremse bu işi yönetenlerin rant gözlüğünü çıkarması lazım. Mesele binaysa herkes rant gözlüğünü takıyor. Rant gözlüğünü çıkar memleket gözüyle bak. Rantın peşinde koşarsanız sorunu çözemezsiniz önce zihinlerin ve kafaların değişmesi lazım" dedi.

"Cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığı ile karşı karşıyayız"

DEVA Partisi lideri Babacan, İzmir’den iktidara seslendi... "Piyasayı bilen görev gücü kurulsun, güven olmazsa yüksek faiz olur"

Deprem konusunun ardından, ülke kamuoyuna damga vuran fon krizi ile ilgili görüşlerini de paylaşan Babacan, süreçten 'piyasa dolandırıcılığı' diyerek, "Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığı ile karşı karşıya kaldı. Hangi kurum olursa olsun insan faktörü çok önemlidir. İşin ehli kadroların ön plana çıkması ve çalışması gerekmektedir. Bugün bu finansal dolandırıcılığın 800 milyar TL bandında olsa da bu olayın getirdiği güvensizlik piyasalarımızda önemli bir değer kaybına yol açtı.

Türkiye'de 27 milyon hane olduğunu düşünürsek bunların 7 milyonunun bu işten etkilendiğini söylemek mümkündür. Artık kanalizasyonunun taştığı olayla birlikte acilen yapılması gereken önlemlerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. İlk gün söyledik bu kurumların başındaki insanların acilen görevden alınması gerekmektedir. Şu anda bu işleri yönettiğini zannedenler alakasız olduğu için bir an önce bunların yapılması gerekmektedir. Bu insanların bir an önce görevden alınması gerekmektedir. Benim takip ettiğim görevden alınan bir kaç kişi. Derhal bir görev gücü kurulması gerekmektedir.

5 ile 7 kişi arasında piyasayı bilen bir acil görev gücünün kurulması gerekmektedir. Fon kurulu dedikleri hantal bir kurum bu işi çözemezler. Bu erime sadece hisse senedine yatırım yapan vatandaşlarımız ile de ilgili değil. Türkiye'de halka açık oranı yüzde 20 oranındadır. Bu hisseleri işlem görmeyen fabrikaları ilk kuran hakim ortaklar vardır. Yıllarını sanayiye vermiş insanlar var onların da bütün malvarlığı erimiş oldu ve bu süreç devam ediyor. Bir an önce listenin açıklanması gerekiyor, saklayarak olmaz. Bugün ne yargı ne de devlet denetleme kurulu bağımsız çalışamıyor. Mutlaka bir araştırma kurulunun kurulması gerekiyor" şeklinde konuştu.

"Güven olmazsa faiz yüksek olur"

Öte yandan, fon krizi sonrasında iktidarın ciddi eksikliklerde bulunduğunun altını çizen DEVA Partili Babacan, acil önlemlerin alınmadığı bir senaryoda piyasaların ciddi anlamda zorlanacağını belirterek, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü: "Ben buradan iktidara sesleniyorum: Eğer bu listeyi açıklamazsanız, bunun üstüne örtme eğiliminde olursanız piyasalar daha kötüye gider, suçluların hak ettikleri en ağır cezayla karşılaşmaları gerekmektedir.

Eğer bu olaydan sonra gerekli önlemler alınırsa Türkiye piyasalarına kimse yatırım yapmaz. Çünkü bu noktada dolandırıcıya gerekli cezayı vermezseniz sermaye piyasalarındaki erime devam edecektir. Bunu atlatamazsınız pek anladığınız bir alan değil. Sıkıntılarımız büyük, ülkemiz ne yazık ki kötü yönetiliyor. Şu anda Ankara'da 2027 bütçesi görüşülüyor. Bu bütçeye şöyle bir baktığımızda en büyük harcama kaleminin faize ayrıldığını görüyoruz.

Şu anda Türkiye Cumhuriyeti'nin bütçesine baktığımızda en büyük bakanlık 'faiz bakanlığı' olmuştur. 70 milyar dolarlık bir faiz ödemesi var. Güven olmazsa faizler yüksek olur. Bunlar olmadığı sürece ülkemiz ne yazık ki yüksek faize mecbur kalır. Bu faizi hepimiz ödüyoruz. Devletin ödediği faizi bizler ödüyoruz. Bunlar doğru yerlere harcansa ülkenin durumu çok daha farklı olur. Sıkıntılar büyük ama bunların çözümü de gayet kolay"

"Ülkeyi adaletle yönetmek gerekiyor"

Son olarak, Türkiye'nin adaletle yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Babacan, ifade özgürlüğünün olduğu bir ortamda mevcut problemlerin hepsinin üstesinden gelinceğinden bahsederek, "Ülkeyi adaletle yönetmek gerekiyor. Bu sadece yargıda adalet değil, adalet aynı zamanda sosyal adalettir, adalet şirketlerimizin iş yaparken fırsat eşitliğine sahip olmasıdır. İnsan onurunun gereği bir sistemi tüm vatandaşlarımız için sağlıyor olmalıyız.

İkinci önemli ilke liyakattir. Yani devleti yöneten insanların dürüst ve işin ehli insanlardan oluşması gerekiyor. Üçüncü ilke ise istişare ilkesidir. Şu an bu ilkelerin hepsi Türkiye'de işlemez hale gelmiştir. Özgür basın hayat kurtarır. İfade özgürlüğü varsa bu çok geniş bir denetim alanı oluşturur, daha deprem için iyi olmayan bölgede bir kaçak yapılaşma başlarsa hemen haberler olur. Bu son yaşanan olaylarda basın özgür olsaydı STK'lar açıkça konuşabilselerdi bu süreç başlangıçta ifşa edilirdi ve büyümesi önlenirdi. Önceden caydırıcılık diye bir kavram vardı.

Şu an yapılan ise gazeteciliği caydırmaktır. Bir bakıyorsunuz, şeffaf yürütülmesi gereken işlerin üstü örtülüyor. Böyle demokrasi olmaz, önce bütün gerçekleri vatandaşlarımız bilecek. Seçimlere kadar partiler rekabet içinde çalışır daha sonra 86 milyona eşit hizmet götürürler. Seçimlerden sonra hizmette adalet ve eşitlik olur. Vatandaşlarımız bunların hepsini bir kenara not ediyor. Şöyle ya da böyle iktidara yönlendirilme oluyorsa bunun hesabını vatandaşlarımız görür. Biz belediye başkanlarımızın kendilerine oy veren insanların iradesine saygı duymaları gerektiğini söylüyoruz" dedi ve sözlerini noktaladı.

Muhabir: Atakan Başpehlivan