Son Mühür/ Beste Temel- Son Mühür TV ekranlarında yayınlanan, Tunç Erciyas’ın sunduğu “Sıcak Bakış” programının konuğu Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol oldu. Programda İzmir depreminden kentsel dönüşüm aksaklıklarına, kamu çalışanlarının özlük haklarından sağlık teşkilatındaki fiziki yetersizliklere, fahiş ilaç fiyatlarından ambulanslardaki kamera takibine kadar gündem yaratacak açıklamalarda bulunan Doğruyol, yetkililere ve hükümete çağrıda bulundu.

"İzmir depreminde 117 canımızı kaybettik, ama ders alınmadı"

30 Ekim İzmir depreminde yaşanan acıları ve sonrasındaki ihmalleri dile getirerek konuşmasına başlayan Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, kentsel dönüşüm anlayışının baştan aşağı yanlış yürütüldüğünü vurguladı. Depremde hayatını kaybeden 117 vatandaşı rahmet ve minnetle anan Doğruyol, şu ifadeleri kullandı:

"Sonuçta biz İzmir şehri olarak deprem yaşadık ve 117 canımız hayatını kaybetti. Özellikle Bornova ve Bayraklı tarafında bildiğimiz gibi... Gerekli tedbirler alındı mı? Bize göre alınmadı. Halen kentsel dönüşüme girmesi gereken bir sürü alanımız var. Depreme dayanıksız binaların 'yap-yık' mantığıyla yenilenmesi çok saçma. Binaları yıkıp aynen yerine yapmak dönüşüm değildir; alanların genişletilmesi, ada bazında planlanıp yeşil alanların bırakılması lazım. Halil Rıfat, Karataş gibi bölgelere baktığımızda araçlardan dolayı itfaiye ve ambulansın girmesi bile mümkün değil. Allah korusun, olası bir depremde o binalar yıkılsa yollar tamamen kapanır, yaya bile geçemezsiniz."

"İzmir’deki memurlara deprem tazminatı ödenmedi"

Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşlarına ve kamu görevlilerine eşit davranması gerektiğini belirten Doğruyol, İzmir depremi sonrasında memurlara uygulanan çifte standartı eleştirdi:

"İzmir depreminden sonra memur gözüyle baktığımızda, Van ve Adıyaman gibi diğer büyük depremlerde o bölgedeki memurlara deprem tazminatı ödendi. Ancak İzmir’deki depremde tek bir memura bile bu tazminat ödenmedi. O dönemde birkaç girişimde bulunduk. State’in tüm vatandaşlarına eşit davranması gerekiyor. Burada 117 canımızı kaybetmiş olmamıza rağmen İzmir’deki memurlarımıza bu hak tanınmadı. Bunu tekrardan sorguluyoruz; deprem Türkiye'nin gerçeğidir, 'Deprem öldürmez, tedbirsizlik öldürür.'"

"Afete müdahale edecek sağlıkçı, polis ve asker insiyatifine bırakılamaz"

Afet anında görev yapacak kritik personelin ve kamu binalarının durumuna dikkat çeken Doğruyol, sağlık tesislerinin vahim durumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Sağlık kuruluşlarımızda bile binalarımızın çoğu depreme dayanıksız. İki gün önce bir ilçe sağlık müdürlüğü binasına girdim; altı su içinde, üst tarafı zaten dökülüyor. 3-4 yıldır mücadele edilen bir bina bu. 'Yenileyelim, bakımı yapılsın' diyoruz; İl Sağlık Müdürlüğü veya Sağlık Bakanlığı 'ödenek yok' gibi gerekçelerle binaları düzeltmiyor. 'Ödenek yok' derken burada insani bakmak lazım. Depreme müdahale edecek kurumlar kimler? Sağlık çalışanları, askerler, polisler, itfaiye, AFAD... Bu kurumların fiziki mekânları sağlam olmalı. Orada çalışan personelin oturduğu konutlar bile kendi inisiyatifine bırakılmamalı. Afet durumunda kim müdahale edecek? Kendi evi yıkılmış, yakınlarını kaybetmiş insanlardan yardım bekleyemezsiniz. Bu personelin sağlam lojmanlarda ikamet ettirilmesi şarttır; ancak bizde tam tersine lojmanlar satılmaya, özleştirilmeye çalışılıyor."

"Bozyaka Hastanesi’ni 5 yılda yaparlarsa takdir edeceğim"

Sağlık alanındaki planlama hatalarına Hatay depremindeki hastane örneği üzerinden değinen Doğruyol, İzmir’deki Bozyaka Devlet Hastanesi’nin kapatılmasını da sert bir dille eleştirdi:

"Hatay’da dere yatağına yapılan hastanenin yıkıldığını, o dönemki uyarıların dikkate alınmadığını hepimiz gördük. Sağlık tesisi yapılırken rant değil, kamu yararı ve vatandaşın ulaşılabilirliği hesaplanmalı. Şu an İzmir’de depreme dayanıksız hastaneler var. 'Yılda bir-iki hastanemiz yenilensin' diyoruz, yenilenmiyor. Bozyaka Hastanesi hasta alımına kapatıldı, üzerinden bir yıl geçti, daha hafriyatı bile kaldırılmadı. Bürokratlar buranın üç yılda yapılacağını söylüyorlardı; biz de '5 yılda yapın, tebrik ve takdir edeceğiz' dedik. 5 yılda yapmaları bile çok zor. Bozyaka kapatıldığında 'Yeşilyurt bu yükü kaldıramaz' diye defalarca bağırdık. O bölgenin nüfusu ve ağırlığı belli. Bürokrasinin, sahayı doğru ifade eden sivil toplum kuruluşlarını dinlemesinde büyük yarar var."

Koruyucu sağlık, mamografi ve ilaç fiyatlarındaki vurgun iddiası

Açıklamalarında erken teşhisin önemine dikkat çeken ve kadınlara mamografi kontrollerini aksatmama çağrısında bulunan Ahmet Doğruyol, kanser ilaçları üzerindeki ticarete de tepki gösterdi:

"Kadınlarımızın en büyük dertlerinden biri meme kanseri. Hekimlerimizin tavsiyesi doğrultusunda mamografi çektirme sürelerini kesinlikle atlamasınlar. Kanserin her aşamasında erken teşhis hayat kurtarır. Ancak diğer yandan, kamu üniversitelerinde de haberlere yansıdığı üzere 500 liraya alınan kanser ilacının 40 bin liraya satıldığı iddiaları var. Buradan Sağlık Bakanımıza sesleniyorum: İnsan sağlığı üzerinden bu kadar ticaret olamaz, olmamalı! Siz 500 liralık ilacı 20 bin, 40 bin liraya ülkeye sokuyorsanız büyük sıkıntı var demektir. Sağlık Bakanlığı bunu ticarete dökmeden kendi eliyle temin etmelidir. Ayrıca en önemlisi koruyucu sağlık hizmetleridir; vatandaşın yediğini içtiğini denetlemeli, kanser yapan etkenleri ortadan kaldırmalıyız. Vatandaşımızı hasta etmemek ana hedef olmalıdır."

"Aile hekimlerinin izin hakkı gaspediliyor, davaları kazanıyoruz"

Aile hekimliği sisteminde yaşanan sorunlara değinen Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı, personelin izin hakkı kullanımında yaşanan mağduriyetleri aktardı:

"Bakanlığın uygulamaları genelde aile hekimlerinin üzerinde baskı kurmak üzerine yöneliyor. İllaki işini aksatan olabilir ama işini dört dörtlük yapan binlerce hekimimiz var. Hepsine şüpheli gözüyle bakılamaz. Son dönemde kazandığımız bireysel davalar var. Aile hekimliğinde çalışan hekim ve hemşire arkadaşlarımız izne ayrıldıklarında ücretleri kesiliyor. İzin yasal bir hak. Kendi aralarında vekalet bırakacak kimse olmadığında İlçe Sağlık Müdürlüğü hemşire görevlendiriyor; buna rağmen izin kullanan arkadaştan ücret kesintisi yapılıyor. Böyle bir uygulama kabul edilemez, nitekim açtığımız davaları da kazanıyoruz."

"Hastane müdürü, temizlik personelinden az maaş alıyor"

Kamudaki maaş dengesizliği ve emeklilik şartlarına ilişkin çarpıcı kıyaslamalarda bulunan Doğruyol, sendikal anlayışı da eleştirdi:

"Taşerondan kadroya geçen şoförlerimizin durumundan kamu personeline kadar ciddi bir maaş uçurumu var. Yanlış anlaşılmasın, işçilerimizin aldığı maaş helali hoş olsun; ancak memurlarımızın maaşı çok düşük kaldığı için dengesizlik oluşuyor. Bir hastane müdürü, temizlik yapan bir personelimizden daha az maaş alırsa o kurumda otorite ve hiyerarşi kurmanız mümkün değildir. Sahada çalışan arkadaşlarımız düşük maaşlardan şikayetçi. Yetkili sendikalar ise toplu sözleşme masasına 60-70-100 taleple gidip tek bir talebi bile halletmeden dönüyor. Siyasetin kontrolünde olan sendikalar sendikacılık yapamaz! Ayrıca 2008 sonrası (5510 sayılı kanun) göreve başlayan memurlar emekli olduklarında asgari ücretin bile altında maaş alacaklar. Bugün bir emekli maaşının en az 50 bin lira olması gerekir ki insan gibi yaşayabilsin. Ülkemizin kaynakları çok geniş ama yanlış yönetilmenin faturasını çalışanlar ödüyor. Nitekim geçen yıl 130 TL olan kuru üzüm alım fiyatının bu yıl 100 TL’ye düşürülmesi de üreticiye kesilen faturanın göstergesidir."

"Ambulans kameraları güvenlik için konuldu, mobbing için kullanılamaz"

Son olarak 112 acil sağlık hizmetlerinde yaşanan idari baskılara değinen Ahmet Doğruyol, idarecilerin kameraları amacı dışında kullandığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

"Sağlık Bakanımızın son zamanlardaki bazı yaklaşımlarını olumlu bulsak da sahada ciddi idari sıkıntılar var. Ambulanslarımızın kabin içinde şoför ve yanındaki koltukları gören kameralar var. Bu kameraların konulma amacı güvenlik çerçevesidir; bir kaza veya olay anında delil olsun diye konulmuştur. Ancak bizim idarecilerimiz bu kameraları izleyip personele tutanak tutuyor: 'Sen önde oturdun', 'Sen arabada sigara içtin', 'Sen şöyle yaptın' diye... İdarecilerimiz asli işleri bırakıp personele baskı kuracak gereksiz işlerle uğraşıyorlar."

Muhabir: Beste Temel