Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, iş yerinde tuvalet molalarına kadar takip edildiğini ve yöneticisinin sistematik baskısına maruz kaldığını ileri süren banka çalışanının açtığı davada verilen manevi tazminat kararını hukuka uygun buldu. İzmir 20. İş Mahkemesinin kabul ettiği tazminat kararı, İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin ardından Yargıtay incelemesinden de geçti.
2001 yılından bu yana aynı bankada çalışan kişi, 2014 yılında İzmir’de takım lideri olarak görevlendirildi. Biriminde göreve başlayan müdürün kendisine karşı aşağılayıcı ve tehditkâr davranışlar sergilediğini öne süren çalışan, durumu üst yönetime bildirmesinin ardından baskıların daha da arttığını savundu.
Mola süreleri ve tuvalet ziyaretleri takip edildi
Çalışan, yöneticisinin mola sürelerini takip ettiğini, diğer personele verilen idari izinlerden kendisinin yararlandırılmadığını ve toplantılarda hakarete uğradığını iddia etti. Çalışma yerinin değiştirilerek sürekli gözetim altında tutulduğunu, diğer takım liderleriyle iletişiminin engellendiğini ve iş yerinde yalnızlaştırıldığını da ileri sürdü.
Yaşadığı psikolojik baskı nedeniyle depresyon ve hipertansiyon tedavisi gördüğünü belirten çalışan, 13 Mart 2020’de iş sözleşmesinin feshedilmesinin ardından maddi ve manevi tazminat ile ayrımcılık tazminatı talebiyle yargı yoluna başvurdu.
Banka ise iş sözleşmesinin işin ve iş yerinin gereklerinden kaynaklanan nedenlerle sona erdirildiğini savundu. Mobbing şikâyeti üzerine yürütülen disiplin soruşturmasında çalışana yönelik sistematik bir yıldırma davranışının tespit edilmediğini belirterek davanın reddini istedi.
“İshal olunmayacağına” ilişkin e-posta dosyaya girdi
Davayı inceleyen İzmir 20. İş Mahkemesi, tanık ifadeleri, e-posta yazışmaları ve sağlık raporlarını birlikte değerlendirdi. Mahkeme kararında, çalışanların tuvalete art arda iki kez gitmesinin dahi sorun edildiği ve “ishal olunmayacağına” ilişkin e-posta gönderildiği tespitine yer verildi.
Dosyadaki yazışmalarda, davacıya mola saatleri konusunda uyarı mesajı gönderildiği, aynı gün birkaç saat sonra molaya çıkan çalışanlar hakkında ise rencide edici ve itham edici ifadeler içeren e-postalar atıldığı belirtildi.
Mahkeme ayrıca davacının diğer takım liderlerine kıyasla daha fazla iş yükü üstlendiğini, çalışma yerinin değiştirilerek gözetim altında tutulduğunu ve yöneticisinin aşağılayıcı tutumlarına maruz kaldığını değerlendirdi. Çalışanın performansının düşük olduğunu gösteren bir delil sunulmadığına dikkat çekilen kararda, işten çıkarma gerekçesi olarak gösterilen küçülme kapsamında başka bir çalışanın iş sözleşmesinin feshedilmediği de kaydedildi.
Maddi ve ayrımcılık tazminatı talepleri reddedildi
Mahkeme, çalışanın uzun süre rencide edilmesi, dışlanması ve yalnızlaştırılması karşısında şikâyetlerine çözüm üretilmemesini, ardından iş sözleşmesinin feshedilmesini psikolojik tacizin oluştuğuna ilişkin değerlendirmesinde dikkate aldı. Bu gerekçelerle manevi tazminat talebini kabul eden mahkeme, maddi tazminat ve ayrımcılık tazminatı taleplerini ise reddetti.
Bankanın karara karşı yaptığı istinaf başvurusu İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi tarafından esastan reddedildi. Bankanın kararı temyiz etmesi üzerine dosya Yargıtay 9. Hukuk Dairesine taşındı.
Yargıtay, tarafların iddia ve savunmalarını, dosyada bulunan belgeleri, yargılama sürecini ve kararın gerekçelerini inceledi. Daire, İzmir 20. İş Mahkemesinin verdiği hükmü usul ve kanuna uygun bularak onadı. Böylece banka çalışanına manevi tazminat ödenmesine ilişkin karar kesinleşme aşamasında temyiz incelemesinden geçmiş oldu.





