Son Mühür/ Beste Temel- Uzun bir aranın ardından Son Mühür TV ekranlarında yeniden izleyiciyle buluşan, Kemal Kamburoğlu’nun hazırlayıp sunduğu "Hayatın Nabzı" programının yeni sezondaki ilk konukları İEMP Başkanı gazeteci-yazar Ahmet Kaplan ile Emekli Kurmay Albay Doç. Dr. İbrahim Arslan oldu.

Programda, Türkiye’nin iç gündeminin yanı sıra Doğu Akdeniz, Libya, Orta Doğu’da değişen dengeler, Suudi Arabistan ile yapılan güvenlik anlaşmaları ve küresel siyasetteki son gelişmeler masaya yatırıldı.

Doğu Akdeniz ve Libya’da tarihi dönüm noktası

Programda Libya’daki mevcut siyasi ve askeri durum değerlendirilirken, Doğu Akdeniz’deki dengeleri değiştiren kritik bir gelişmeye dikkat çekildi.

Doç. Dr. İbrahim Arslan, 2011’deki Arap Baharı sürecinin ardından Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin devrilmesiyle ülkede iki başlı bir yönetimin ortaya çıktığını hatırlattı. Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (BM tarafından tanınan) ile Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ve Halife Hafter kontrolündeki unsurlar arasındaki çatışmalı sürece değinen Arslan, Türkiye’nin 2019 yılında Trablus Hükümeti ile kritik bir Deniz Yetki Alanları Anlaşması imzaladığını belirtti.

Tobruk merkezli yönetimin yıllardır bu anlaşmayı tanımadığını vurgulayan Arslan, son günlerde çok önemli bir kırılma yaşandığını ifade etti:

"Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti ile Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında yapılan deniz yetki alanları anlaşmasını onayladı. Bu durum son derece kritik. Çünkü Libya’daki mevcut iki başlı yönetimin her ikisinin de kabul ettiği ortak bir anlaşma zeminine ulaşılmış oldu."

Arslan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Girit, Rodos ve Meis adalarını esas alarak hak iddia ettiğini ve Doğu Akdeniz’i Türkiye ile Libya’yı dışarıda bırakacak şekilde paylaşmaya çalıştığını, ancak bu hamle ile Yunanistan-GKRY tezlerinin ağır bir darbe aldığını belirtti.

Yunanistan’ın hukuk dışı talepleri ve Kaddafi döneminden gelen ihtilaf

Yunanistan’ın Ege ve Akdeniz’deki mantık dışı taleplerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ahmet Kaplan, Yunanistan’ın uluslararası hukuka aykırı tutumunun sadece Türkiye’ye karşı olmadığını vurguladı:

"Yunanistan’ın meşru olmayan talepleri Kaddafi döneminde de vardı. O dönemde de Libya ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması yapmak istediler. Ancak uluslararası anlaşmalara uymayarak Libya’nın binlerce millik deniz alanını kaybetmesine yol açacak iddialarda bulundular. Bugün Türkiye’ye karşı yürüttükleri haksız politikayı o gün de Libya’ya karşı yürütüyorlardı."

Kaplan, Türkiye’nin kararlı duruşu sayesinde Doğu Akdeniz’de denklemin değiştiğini, İsrail’in de içinde bulunduğu bölgesel enerji projelerinin ve Doğu Akdeniz hatlarının ciddi bir sekteye uğradığını, Türkiye’nin söylemlerinin ve sahadaki gücünün her geçen gün pekiştiğini belirtti.

Türkiye Suudi Arabistan’a Asker gönderecek mi? Mekke anlaşması ve husiler meselesi

Programda kamuoyunun merak ettiği diğer bir konu olan Mekke Anlaşması ve Türkiye'nin Suudi Arabistan ile ilişkileri ele alındı.

Doç. Dr. İbrahim Arslan, anlaşmanın hukuki boyutuna ve sınırlarına dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulundu:

"Anlaşma maddelerine baktığımızda, ihtiyaç duyulması ve talep edilmesi halinde asker kullanımına imkan veren bir çerçevenin olduğunu görüyoruz. Ancak bunun sahada nasıl uygulanacağı tehlikenin boyutuna bağlıdır. Maddeler doğrudan o devletin 'toprak bütünlüğüne ve egemenliğine bir tehdit' oluşup oluşmadığına bakar.

Örneğin Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki mevcut çatışmalar, Husilerin tankı ve topuyla doğrudan Riyad’a doğru ilerlemediği sürece bu anlaşmanın askeri kanadını doğrudan çalıştırmaz. Burada temel kriter toprak bütünlüğüne yönelik doğrudan bir tehdittir."

Ahmet Kaplan ise Birleşmiş Milletler’in 51. maddesine (Meşru Müdafaa Hakkı) atıfta bulunarak, bu adımın geçmişteki Sadabat Paktı ile karıştırılmaması gerektiğinin altını çizdi. İsrail’in Hindistan üzerinden Pakistan’ı, Rum kesimi üzerinden de Türkiye’yi çevreleme politikası yürüttüğünü belirten Kaplan, Mekke Anlaşması adımıyla bölge ülkelerinin kendi savunma sorumluluğunu üstlenmesini sağlayacak ve uzun vadeli barışı kuracak stratejik bir hamle yapıldığını dile getirdi.

"En ağır hasarı ABD aldı"

ABD'nin bölgedeki politikaları ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar hakkında konuşan Ahmet Kaplan, Donald Trump dönemi ve ABD-İran gerilimine ilişkin çarpıcı analizler paylaştı:

"ABD'yi savaşa ikna eden güç İsrail oldu. Ancak süreçten beklenen sonuç elde edilemedi. Savaş öncesinde petrolün varili 50 dolardı ve Hürmüz Boğazı’nda bir kriz yoktu; süreçle birlikte fiyatlar 110 dolara kadar fırladı.

Peki Amerika bu süreçten ne kazandı? Ağır bir maddi kayıp yaşadı. İran beklenen düzeyde zarar görmezken, en ağır ekonomik ve siyasi hasarı ABD ve Trump yönetimi aldı."

Avrupa’daki toplumsal eylemler: "COVID-19 sonrası birey güvensizleşti"

Avrupa’daki toplumsal eylemler: "COVID-19 sonrası birey güvensizleşti"

Programın son bölümünde Avrupa’da tırmanan sokak eylemleri ve toplumsal huzursuzluklar ele alındı.

Ahmet Kaplan, Avrupa’daki bu hareketliliğin tesadüf olmadığını ve siyasi yansımaları olacağını belirtti:

"Avrupa’da yaşanan bu eylemler kime yarar diye baktığımızda, süreç merkez sağ partilere yarayacaktır. Merkez sağın ise İsrail ile çok güçlü temasları bulunmaktadır. Bu nedenle yaşananları, Avrupa siyasetini sağa taşıma operasyonu olarak değerlendiriyorum.

Konunun sosyolojik ve psikolojik boyutuna dikkat çeken Doç. Dr. İbrahim Arslan ise COVID-19 pandemisi sonrasında devlet ile birey arasındaki ilişkinin zedelendiğini vurguladı:

"COVID-19’dan sonra birey güvensizleşti; devletlerin kendi vatandaşını koruyamadığı yönünde güçlü bir algı oluştu. Bugün Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan sokak eylemleri ve tepkiler tam olarak bu durumun bir yansımasıdır. Yaşananlar adeta Fransız İhtilali dönemini andıran bir kırılmaya işaret ediyor. Bu nedenle birey ile devlet arasındaki ilişkiyi anlamak için COVID-19 sürecini ve getirdiği sosyolojik etkileri çok iyi analiz etmemiz gerekiyor."

Muhabir: Beste Temel