Sıvılaşma riski taşıyan zemin yapısı, mühendislik vizyonundan uzak yapı stoku ve alüvyonlu sahalar, İzmir genelindeki kentsel dönüşüm mecburiyetinin ana nedenlerini oluşturmaktadır. Bu faktörler ekseninde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından resmi olarak tespit edilen öncelikli noktalar üzerinde çeşitli projeler yürütülmektedir.
İZMİR'DE ACİL KENTSEL DÖNÜŞÜM BEKLEYEN RİSKLİ ALANLAR VE MAHALLELER
Tehlike haritasının en geniş karasal parçasını, 540 hektarı aşan devasa boyutuyla Karabağlar ilçesi oluşturmaktadır. Eski binalar ile çarpık kentleşmenin iç içe geçtiği bu sınırda; Limontepe, Umut, Cennetçeşme, Gazi, Salih Omurtak, Ali Fuat Erdem, Bahriye Üçok ve bilhassa etaplar halinde yerinde inşaatların sürdüğü Uzundere bölgesi aciliyet listesinin başındadır.
Merkez üssüne uzak olmasına rağmen 2020 Sisam sarsıntısında en ağır yıkımı yaşayan Bayraklı'da ise tehlikenin boyutu kalın alüvyon ve yer altı sularıyla katlanmaktadır. Adalet, Mansuroğlu ve Manavkuyu mevkilerindeki yorgun çok katlı yapılarla beraber, yamaçlara kurulan plansız alanlar dönüşümün merkezindedir. Tarihi kent merkezi konumundaki Konak ilçesinde, afet sonrası müdahaleyi imkansızlaştıran dar sokaklar problemi yaşanır; Ege Mahallesi, Ballıkuyu (Akarçeşme), Basmane, Çankaya ve Kemeraltı çeperi en riskli lokasyonlardır.
Zemin yapısı deniz dolgusu ve son derece gevşek olan kıyı bandındaki Karşıyaka ile Çiğli'de, Bostanlı ve Mavişehir sahil şeritlerinin yanı sıra Örnekköy mevkisi büyükşehir radarındadır. Ek olarak, Gaziemir ilçesinde Aktepe ve Emrez'i kapsayan 122 hektarlık alan ile Narlıdere'nin dik yamaçlarına konumlanan Çatalkaya, Narlı, 2. İnönü ve Atatürk mahalleleri (bitişik nizam bölgeleri) öncelikli dönüşüm statüsündedir. Kentin bütününe dair risk röntgeni ise Dokuz Eylül Üniversitesi'nin katkılarıyla yürütülen İzmir Deprem Master Planı sayesinde çıkarılmaktadır.
PROF. DR. NACİ GÖRÜR'ÜN DEPREM DİRENÇLİ KENT UYARISI
Tehlike periyodunu dolduran İzmir, İstanbul ve Bingöl-Karlıova gibi bölgeler için zamanın daraldığına işaret eden bilim insanları, kriz yönetiminden vazgeçilerek kalıcı çözümlere odaklanılması gerektiğini belirtmektedir. Prof. Dr. Naci Görür, doğa olaylarının sarsıntılarını durdurmanın imkansız olduğunu, fakat akılcı hamlelerle bu sarsıntıların birer afete dönüşmesinin engellenebileceğini savunmaktadır.
Uzman raporlarına göre dirençli bir metropol yalnızca binaların sağlamlığıyla ölçülmez. Olası bir felaket anında haberleşme, elektrik ve temiz su altyapısının çökmemesi; moloz atıklarının çevre krizine yol açmadan temizlenmesi ve sanayi üretiminin durarak şehrin ekonomik iflasa sürüklenmemesi şarttır. Araştırmalara göre, felaketten önce kenti güçlendirmek adına ayrılan 1 birimlik bütçe, yıkım sonrası oluşacak 7 birimlik ekonomik zararın önüne geçmektedir. Prof. Dr. Görür bu varoluşsal problemin aşılması için, siyaset üstü mekanizmaya sahip bir Deprem Bakanlığı'nın hayata geçirilmesini, tüm illerde zemin etütlerinin bitirilmesini ve hiç vakit kaybetmeden Deprem Dirençli Kentler Yasası'nın çıkartılmasını talep etmektedir.





