Son Mühür- Borsa İstanbul'un 2008 krizinde bu yana ilk kez düşüş serisini yedinci haftaya taşıdığı, ons altının Kasım 2025'ten sonra ilk kez 4 bin doların altına gerilediği süreçte piyasalar Kasım ayı öncesi alarm sinyalleri vermeye devam ediyor.
Ekonomide önümüzdeki haftanın gündemini masaya yatıran eski TCMB Uzmanı Dr. Ayhan Bülent Toptaş'ın değerlendirmesinden öne çıkan detaylar şöyle...
Kasım'da bizi neler bekliyor?
Kasım ayının ilk haftasında küresel piyasalar, yüksek enerji fiyatları, faiz beklentileri ve finansal varlıklardaki sert fiyat hareketleri arasında yön arayacak. Altın fiyatlarında yaşanan hızlı düşüş, altınla ilgili “güvenli liman” algısının tek başına fiyatları belirlemediğini bir kez daha gösterdi.
Teknoloji hisselerindeki satışlar küresel risk iştahını zayıflattı. Türkiye’de ise fon krizinin Borsa İstanbul üzerinde yarattığı baskı, yatırımcı güveni ve 3 Kasım’da açıklanacak ekim ayı enflasyonu haftanın temel gündemini oluşturacak.

Altın neden geriliyor, düşüş devam edecek mi?
Altın, ekim ayının son günlerinde belirgin bir değer kaybı yaşadı. Ons altın 30 Ekim’de 3.900 doların da altına gerileyerek temmuz ortasından bu yana en düşük seviyelerini gördü. Altın fiyatlarındaki gerileme Türkiye'de daha sınırlı hissedildi. Ekim ayında ons altın dolar bazında yüzde 7'nin üzerinde değer kaybederken gram altındaki düşüş yaklaşık yüzde 5 düzeyinde kaldı.
Altının cazibesi neden azaldı?
ABD ekonomisinin beklentilerden güçlü seyretmesi ve enflasyonun hızlanması, Fed’in aralık ayında faiz artırabileceği beklentisini güçlendirdi. Yükselen petrol fiyatlarının enflasyon baskısını artırması da bu beklentiyi güçlendiriyor. Bu gelişmeler, faiz getirisi olmayan altının cazibesini azalttı.
Önümüzdeki hafta ABD’de açıklanacak imalat ve hizmet sektörü göstergeleri ve istihdama ilişkin veriler, Fed’in bundan sonraki adımlarına ilişkin önemli ipuçları verecek. Altındaki düşüşün kalıcı olup olmayacağı, doların ve tahvil faizlerinin seyrine bağlı olacak.
Borsa İstanbul üzerindeki baskı hafifleyecek mi?
Fon krizi ve devamında krizin çözümüne yönelik olarak atılan adımlar etrafında devam eden tartışmalar, Borsa İstanbul’da güven ve likidite sorunlarını gündemde tutuyor. MSCI’ın Türkiye hisse senedi endekslerindeki bazı değişiklikleri dondurması ve piyasa şeffaflığı konusunda somut ilerleme beklediğini açıklaması, sorunun uluslararası yatırımcılar açısından da önemini artırdı.
Türkiye’nin gelişmekte olan piyasa statüsü henüz değişmiş değil; ancak yeterli ilerleme sağlanmaması halinde 2027’de yeniden değerlendirme yapılabileceği uyarısı bulunuyor.
Güven verici adımlar şart...
30 Ekim’de BIST 100’ün yüzde 3,64 düşerek 10.759,56 puana gerilemesi, satış baskısının sürdüğünü gösterdi. Fon krizinin etkileri yalnızca tasfiye edilen fonların portföylerindeki hisselerle sınırlı kalmıyor. Yatırımcıların riskten kaçınması, likiditesi düşük hisselerdeki satışların diğer hisselere yayılması ve piyasaya duyulan güvenin zayıflaması daha geniş bir sorun yaratıyor.
Önümüzdeki hafta tasfiye sürecinin seyri, düzenleyici kurumların açıklamaları ve borsadaki işlem hacmi yakından izlenecek. Kalıcı normalleşme için yalnızca satış baskısının azalması değil, şeffaflık ve denetim konusunda güven veren uygulamalar da gerekiyor.
Enflasyon verisi dezenflasyon sürecinin yönünü gösterecek mi?
Türkiye’de 3 Kasım Salı günü açıklanacak ekim ayı TÜFE ve Yİ-ÜFE verileri, para politikasının önümüzdeki dönemdeki seyrine ilişkin önemli ipuçları verecek. Son faiz indiriminin ardından enflasyon görünümünün nasıl şekillendiği ve enerji fiyatlarındaki yükselişin maliyetlere ne ölçüde yansıdığı özellikle önemli.
Pazartesi açıklanacak İSO Türkiye İmalat PMI verisi de sanayideki faaliyet koşullarını gösterecek. Böylece fiyat gelişmeleri ile üretim eğilimi birlikte değerlendirilebilecek.
İzmir ekonomisi bu gelişmelerden nasıl etkilenecek?
İzmir’de ihracatçı sanayi ve lojistik sektörleri enerji maliyetlerinden, işletmeler ise finansmana erişim ve iç talepteki gelişmelerden etkilenmeye devam edecek. Borsadaki güven kaybı sermaye piyasaları üzerinden şirketlerin finansman olanaklarını da ilgilendiriyor.
Altın fiyatlarındaki düşüş, tasarruf sahiplerinin yatırım tercihlerini etkileyebilir. Bazı yatırımcılar bu gerilemeyi alım fırsatı olarak görerek altın almaya yönelirken, diğerleri portföylerindeki altının ağırlığını azaltıp alternatif yatırım araçlarına yönelebilir.
Bu hafta şu soru ön plana çıkıyor: Türkiye, enflasyonla mücadeleyi sürdürürken sermaye piyasalarında güveni yeniden tesis edebilecek ve küresel finansal dalgalanmaların etkisini sınırlayabilecek mi?





