Son Mühür/ Beste Temel- Son Mühür TV ekranlarında Kemal Kamburoğlu’nun sunumuyla izleyiciyle buluşan Hayatın Nabzı programının 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı özel yayın konuğu, İzmir Bakırçay Üniversitesi (İZBÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Aşık oldu. Programda; I. Dünya Savaşı sonrası küresel dengeler, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan dış politika mirası, Atatürk dönemi diplomatik hamleler, II. Dünya Savaşı’ndaki denge siyaseti ve Cumhuriyetin tarihsel vizyonu kapsamlı bir şekilde ele alındı.

I. Dünya Savaşı sonrası küresel düzen ve İngiltere’nin rolü

I. Dünya Savaşı sonrası küresel düzen ve İngiltere’nin rolü

Yayın, I. Dünya Savaşı sonrasında dünya siyasetinin genel durumunun değerlendirilmesiyle başladı. Doç. Dr. Süleyman Aşık, o dönemin küresel aktörleri arasında İngiltere’nin belirleyici bir güce ve dünya diplomasisinde sayılı bir konuma sahip olduğunu belirtti.

Program sunucusu Kemal Kamburoğlu’nun, "Dış politikada beyin her zaman İngiltere olmuştur; planları İngiltere yapar, İsrail finanse eder, Amerika ise keskin kılıçtır" değerlendirmesi üzerine Doç. Dr. Aşık; İngilizlerin diplomatik gücünü kabul etmekle birlikte, kurdukları sömürge sisteminin dünyada yeni krizleri beraberinde getirdiğini ve insanlığa yaşattıklarının göz ardı edilemeyeceğini ifade etti. Türkiye’nin de o dönem dünyada yaşanan bu kriz ortamından ve küresel sistemden kendisini soyutlayamayacağını vurguladı.

Dış politikada devletin devamlılığı

Kemal Kamburoğlu’nun Türkiye’nin kuruluşuna kadar Türk dış politikasını etkileyen temel unsurlara ilişkin sorusunu yanıtlayan Doç. Dr. Süleyman Aşık, Osmanlı Devleti’nin ihtişamlı dönemlerini geride bıraktığı süreçte kendi başına bağımsız karar almakta zorlandığını ve yeri geldiğinde İngiltere gibi büyük güçlerin etkisinde kaldığını belirtti.

O dönemdeki askeri yenileşme hareketlerinin tek başına yeterli olmadığını ve sürdürülebilir bulunmadığını ifade eden Aşık, devrin siyasetçilerinin de bu durumu gördüğünü ancak eldeki imkanlar dahilinde hareket etmek zorunda kaldıklarını söyledi. Sunucu Kamburoğlu’nun 1971 yılında Başbakan Yardımcısı olan Ali Naili Erdem dönemi atıfları üzerinden şekillenen diyalogda Aşık; Devrim otomobili örneğini vererek, yerli sanayinin engellenmesi amacıyla "Dışarıdan ucuz fiyata araba getirelim" anlayışının hakim kılındığı dönemsel yaklaşımlara değindi ve dış politika ile milli sanayinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğinin altını çizdi. Dış politikada temel prensibin "devletin devamlılığı" olduğunu vurguladı.

1923-1938 Atatürk Dönemi Türk dış politikası ve diplomatik başarılar

1923-1938 Atatürk Dönemi Türk dış politikası ve diplomatik başarılar

1923-1938 yılları arasında şekillenen Türk dış politikasını değerlendiren Doç. Dr. Süleyman Aşık, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün uluslararası konjonktürü son derece iyi okuduğunu, teoriden ziyade pratiğe önem verdiğini belirtti. O dönemdeki Türk-Sovyet ilişkilerine değinen Aşık, ilişkilerin arka planında ciddi anlaşmazlıklar bulunmasına ve kamuoyunda "Türkiye komünist ideolojiye mi kayıyor?" sorularının sorulmasına rağmen, Atatürk’ün dış politikada ideoloji transferine izin vermeyen pragmatik ve milli bir çizgi izlediğini ifade etti.

Boğazlar Meselesi ve Montrö: Lozan Anlaşması’nda çözülemeyen Boğazlar üzerindeki tam bağımsızlık hususuna dikkat çeken Aşık, egemenliği tam sağlanmamış bir Boğazlar bölgesinin ülkenin bağımsızlığını riske attığını söyledi. Atatürk’ün bu meselede büyük bir sabır siyaseti yürüterek doğru zamanı beklediğini, Cihat Yaycı Komutanın Montrö örneğinde belirttiği gibi sabırla yürütülen bu diplomasinin Türkiye’ye kendi egemenlik haklarını tam olarak kazandıran büyük bir başarı getirdiğini vurguladı.

Musul Sorunu ve Lozan Görüşmeleri: Lozan’da en çok uğraşılan konuların başında Musul’un geldiğini belirten Aşık, bölgenin petrol rezervleri nedeniyle İngiltere için kritik önem taşıdığını hatırlattı. İsmet Paşa ve Lozan heyetinin petrolün işletilmesi ve bölgenin etnik yapısı (Türk, Kürt, Arap ve Türkmen nüfus) üzerinden tarihi bir duruş sergilediğini anlatan Aşık, İngiltere’nin "Bölge halkı cahildir, referandumdan anlamaz" diyerek halkın iradesinden kaçtığını söyledi. Türkiye ile İngiltere arasında yapılan 9 aylık ikili görüşmeler ve Milletler Cemiyeti sürecinde Türkiye’nin kendi haklarını korumak adına yoğun bir mücadele verdiğini ifade etti.

Hatay’ın Anavatana katılması ve bölgesel barış paktları

Sunucu Kemal Kamburoğlu’nun batılı emperyal güçlerin Türkiye üzerindeki politikalarının yüzyıllar geçse de değişmediğini ve Sevr zihniyetini canlı tutmak istediklerini belirtmesi üzerine söz alan Doç. Dr. Aşık, Hatay meselesini ve dönemin barış politikalarını şu sözlerle aktardı:

Hatay Davası: Atatürk’ün "Benim şahsi meselem" dediği Hatay’ın stratejik önemine vurgu yapan Aşık, Musul’da İngiltere ile karşı karşıya gelinirken Hatay’da Fransa ile diplomatik bir mücadele yürütüldüğünü söyledi. Atatürk’ün İskenderun Sancağı’ndan gençleri eğiterek bilinci canlı tuttuğunu, II. Dünya Savaşı çanları çalarken Fransa’nın çekilme kararı almasını Türk devlet aklının çok ince bir stratejiyle değerlendirdiğini ifade etti. 1938’de bağımsız devlet olan Hatay’ın anavatana katılma sürecinin mimarının Atatürk olduğunu, kendisinin ömrü yetmese de bu katılımın altyapısını eksiksiz hazırladığını belirtti.

"Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ve Bölgesel Paktlar: Atatürk’ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin sadece öylesine söylenmiş özlü bir söz değil, Türk devlet aklına yön veren temel bir dış politika doktrini olduğunu belirten Aşık; Balkan ve Sadabat paktlarının, Türkiye’nin etrafında huzur ve barış istediğini, saldırgan bir tutum içinde olmadığını tüm dünyaya ilan eden temkinli adımlar olduğunu söyledi.

II. Dünya Savaşı’nda denge siyaseti ve Kıbrıs dersi

II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’nin izlediği tarafsızlık ve denge politikasına değinen Doç. Dr. Süleyman Aşık, dönemin yönetiminin iki temel hedefi olduğunu belirtti: Savaşa girmemek ve işgale uğramamak.

Ekonomik zorluklara ve dışarıdan gelen tekliflere (Hitler’in 12 Ada vaatleri veya Rusya tehdidi gibi) rağmen Türkiye’nin büyük güçler arasında başarılı bir denge siyasete imza attığını ifade eden Aşık, sırf kendi çıkarı için ülkeyi felakete sürüklemeyen bu tutumun günümüz Türk dış politikasına da önemli bir miras olduğunu vurguladı.

Milli Savunma ve Bağımsız Dış Politika: Savaştan sonraki dönemde Amerika ile yakınlaşma yaşandığını ancak dış politikada tek bir devlete bağımlı olunamayacağının acı tecrübelerle anlaşıldığını belirten Aşık; 1964 yılındaki meşhur "Johnson Mektubu" ile ABD’nin "Verdiğimiz silahlarla Kıbrıs’a müdahale edemezsiniz" restine karşılık Türkiye’nin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı kararlılıkla gerçekleştirdiğini hatırlattı. Aşık, "Kötü komşu insanı ev sahibi yapar" misali bu gelişmelerin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği "kendi milli sanayini geliştirme" vizyonunun ne kadar vital olduğunu kanıtladığını söyledi.

Süleyman Demirel ve Turgut Özal gibi siyasi kulvarda farklı düşünen liderlerin bile dış politikada ve devletin tarihsel misyonunda (TİKA’nın kuruluşu vb.) birlikte hareket edebildiklerini belirten Aşık, bunun Türk devlet geleneğindeki devamlılığın en net göstergesi olduğunu dile getirdi.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Mesajı

Programın sonunda 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla bir mesaj paylaşan İZBÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Aşık, şu ifadeleri kullandı:

"Cumhuriyetimizin her geçen gün önemini daha iyi anlıyoruz. Cumhuriyet; bu milletin kodlarında zaten var olan demokrasi ve bağımsızlık özleminin bir yansımasıdır. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 1923 yılında Cumhuriyeti ilan ederek Türkiye Cumhuriyeti’nin rotasını çizmiştir. Bugün her alanda sağladığımız kazanımlarla ayaktayız. Devletimiz ilelebet payidar olsun; bizden sonraki nesiller de bu bayrağı çok daha ileriye ve gurur verici yerlere taşısın"

Muhabir: Beste Temel