Türkiye'nin demografik yapısı son yılların en keskin dönüşümlerinden birini yaşıyor. Toplum Çalışmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan kapsamlı rapor düşen doğurganlık oranlarının basit bir tercih meselesi olmadığını ortaya koydu. Barınmadan eğitime kadar uzanan maliyet krizi aileleri köşeye sıkıştırıyor. Ülke genelinde nüfusun kendini yenileme kapasitesi günden güne eriyor. Asıl kırılma noktası birinci çocuktan sonraki süreçte yaşanıyor. Özellikle dar gelirli yurttaşların omuzlarındaki ekonomik yük yeni bir bireyin sorumluluğunu almanın önündeki en büyük engel konumunda bulunuyor.
DOĞURGANLIK ORANI DİBİ GÖRDÜ
Paylaşılan veriler tehlikenin boyutunu net bir şekilde gözler önüne seriyor. 2014 yılında 2,19 seviyesinde seyreden doğurganlık hızı 2025 yılı itibarıyla 1,42’ye kadar çakıldı. Nüfusun kendini yenilemesi için gerekli olan 2,1 eşiğinin altında kalan il sayısı 76’ya fırladı. Haritada sadece Şanlıurfa, Şırnak, Mardin, Diyarbakır ve Siirt bu eşiğin üzerinde tutunabildi. Metropollerdeki durum çok daha ağır ilerliyor. Ankara, İstanbul ve İzmir ulusal ortalamanın oldukça gerisinde kalıyor. Demografik açıdan "en düşük-düşük doğurganlık" kategorisine giren il sayısı 38'e tırmanırken oranların kısa süre içinde daha da aşağı inmesi bekleniyor.
İKİNCİ ÇOCUK FİKRİ RAFA KALKTI

Raporda göze çarpan en önemli bulgu yurttaşların çocuk fikrinden tamamen uzaklaşmadığını gösteriyor. Asıl kriz ikinci adımdan çekinilmesiyle başlıyor. Son yıllardaki doğurganlık kaybının büyük bir bölümü ilk çocuktan ikinciye geçiş aşamasındaki zayıflamadan besleniyor. Yeni evlenen çiftler ilk üç yıl içinde ebeveynlik adımını atıyor. Birinci çocuktan sonra ikinciyi kucaklarına alanların oranı on yıl öncesine kıyasla büyük bir erime yaşıyor. Aileler evlilik sonrası çocuk eğilimini korusa da artan maliyetler karşısında mecburen geri adım atıyor.
BÜTÇENİN BÜYÜK KISMI KİRA VE GIDAYA AKIYOR
İkinci çocuk fikrinin askıya alınmasındaki baş aktör ekonomi olarak öne çıkıyor. Dar gelirli kesimin tüketim harcamalarının yüzde 70'e yakını yalnızca barınma ve gıdaya ayrılıyor. Yüksek kiralar ile mutfak masrafları aile bütçesinde başka bir kaleme nefes aldırmıyor. Eğitim masraflarındaki astronomik artışlar tabloyu iyice zorlaştırıyor. Eğitim enflasyonunun genel enflasyonu katladığı güncel koşullarda yurttaşlar maddi güvencesizlik sebebiyle yeni bir çocuk fikrini tamamen gündemden çıkarıyor.
ANNELER İSTİHDAM VE BAKIM ARASINDA SIKIŞTI
Ekonomik darboğazın ötesinde kreş ve bakım hizmetlerine erişim eksikliği süreci tamamen tıkıyor. Çalışan anne ve babaların çok büyük bir bölümü profesyonel bakım hizmetinden mahrum kalıyor. Evde üç yaşından küçük bir bebek bulunduğunda kadınların istihdama katılım oranı sert bir şekilde düşüyor. Erkeklerde iş hayatına devamlılık kesintiye uğramazken anneler yüksek ücretli bakım masrafları ile işten ayrılma durumunda yaşanacak gelir kaybı arasına sıkışıp kalıyor.
GELECEK YILLAR İÇİN KRİTİK UYARILAR
Küçülen kuşaklar sosyal güvenlik sisteminin geleceği adına tehlike sinyalleri veriyor. Aktif çalışan sayısının emekli sayısına oranı her geçen gün daralıyor. Oluşan bu açık ilerleyen yıllarda yaşlı bakımını ve sosyal güvenliği finanse edecek genç nüfusun bulunamayacağına işaret ediyor. Kız çocuğu doğumlarında son on yılda görülen sert düşüş geleceğin anne adaylarının sayısını riske atıyor.
ÇÖZÜM İÇİN YENİ EYLEM PLANI ŞART
Enstitü kısa vadede ulaşılamayacak hedefler yerine gerçekçi bir toparlanma planı önererek belirli yıllara dikkat çekti. Aileleri desteklemek amacıyla oluşturulan taslak programda sosyal yardımların doğrudan ikinci çocuğa odaklanması gerektiği vurgulanıyor. Genç çiftlere kiralık sosyal konut sağlanması, vergi indirimleri ve iş hayatından kopan anneler için "bakım kredisi" modeli çözüm reçetesi olarak sunuluyor. Kreş olanaklarının artırılması ebeveynlerin iş hayatına dönüşlerinin kolaylaştırılması için atılması gereken hayati adımlar arasında yer alıyor.





