Son Mühür / Yağmur Daştan- İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, ağustos ayının ekonomi gündemine ilişkin dikkatleri çeken açıklamalarda bulundu. İZTO ağustos ayı meclis toplantısında konuşan Özgener, 13 Ağustos’ta gerçekleştirilen 3. Enflasyon Raporu Toplantısı’nı yorumladı. Eylül ayında açıklanacak Orta Vadeli Program öncesinde reel sektörün ekonomik görünümünün rasyonel bir biçimde ele alınmasının önemli olduğunun altını çizen Özgener, “Programı, ülkemizin yapısal sorunları üzerinden değerlendirebilirsek, “Dezenflasyon mu, üretim kapasitesi mi?” gibi kısır döngülerden de kurtulabiliriz” mesajı verdi.
Mevcut orta vadeli programın makroekonomik istikrarın yeniden oluşturulması, enflasyonun düşürülmesi ve dış şoklara karşı dayanıklılığın artırılması açısından önemli kazanımlar sağladığını ifade eden Özgener, “Ancak program üçüncü yılına girerken temel sorunun değiştiğini görüyoruz. Dezenflasyon sürecinin bundan sonraki aşamasında, yüksek reel faizlerin, reel kurdaki değerlenmenin ve zayıf iç talebin üretici sektörlerimiz üzerinde ne ölçüde yük oluşturacağının da ortaya konulması gerekiyor. Bununla birlikte, bu süreçte gerçekleşen kaynak dağılımının ekonomimizi daha verimli ve yüksek katma değerli bir yapıya taşıyıp taşımadığını analiz etmek önem kazanıyor. Özellikle emek yoğun ve demir çelik sektörlerinde geçici olması beklenen üretim, yatırım ve rekabet gücü kayıplarının kalıcı hale gelmesi, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir risk olarak karşımıza çıkıyor. Buradan çıkan sonuç, büyümeyi hızlandırmak için programın gevşetilmesi değil. Verimliliği ve rekabet gücünü artıracak, yatırım ortamını iyileştirecek, finansmana erişimi kolaylaştıracak ve üretimde teknolojik dönüşümü destekleyecek yapısal politikalarla tamamlanması. Enflasyonla mücadele, yapısal dönüşümün ön koşulu; ancak tek başına yeterli değil. Enerji ve ithal girdi bağımlılığının azaltıldığı, verimliliğin ve teknoloji içeriğinin yükseltildiği, insan sermayesinin ve stratejik üretim kapasitesinin güçlendirildiği bir dönüşüm gerçekleştirilmediği takdirde, güçlü büyüme dönemlerinde ekonomimizin yeniden cari açık, maliyet baskısı ve enflasyon sorunlarıyla karşı karşıya kalma riski söz konusu. Bu nedenle, enerji güvenliği ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği, teknoloji ve yapay zekânın üretimin geleceğini değiştirdiği bu dönemde, ekonomimizi daha verimli, daha yüksek teknolojiye dayalı ve daha güçlü bir üretim yapısına kavuşturmak için yapısal dönüşümü hızlandırmamız gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Özgener, OVP’de düşük verimlilik ve kaynakların verimsiz dağılımı, düşük teknoloji – düşük katma değer – yetersiz yatırım, maliyet rekabetçiliğine bağımlılık ve reel kur, ithal girdi ve enerji bağımlılığı ile kronik dış denge sorunu, beşeri sermaye, firma ölçeği, kurumsal kapasite ve piyasa yapısı başlıklarının ele alınması çağrısı yaptı.
“Dezenflasyon ve yapısal dönüşüm birlikte ilerlemeli”
“3. Enflasyon Raporu’nda öne çıkan önemli noktalardan biri de enflasyonla mücadelenin yalnızca para politikasıyla sınırlı olmadığı” mesajı veren Özgener, “Bunun en somut örneklerinden birini gıda enflasyonunda görüyoruz. Merkez Bankası; verimlilik, rekabet, piyasa yapısı, bilgi altyapısı ile üretim ve lojistik zincirlerindeki sorunların da fiyatların oluşumunda önemli rol oynadığına dikkat çekiyor. Aslında aynı yaklaşım sanayimiz için de geçerli. Para politikası fiyat istikrarını ve makroekonomik dengelenmeyi sağlayabilir. Ancak firmalarımızın verimliliğini artırmak, teknolojik dönüşümü hızlandırmak, nitelikli insan kaynağını geliştirmek, firmaların ölçek sorunlarını çözmek ve lojistik altyapıyı güçlendirmek için para politikası tek başına yeterli değil. Üstelik bu alanlardaki ilerleme yalnızca büyüme açısından değil, kalıcı fiyat istikrarı açısından da önem taşıyor. Bu nedenle “önce enflasyonu düşürelim, yapısal sorunları daha sonra ele alırız” şeklinde bir yaklaşımın yeterli olmayacağını düşünüyoruz. Dezenflasyon ve yapısal dönüşümün mümkün olduğunca birlikte ilerlemesi gerektiğine inanıyoruz. Biraz önce de sizlerle paylaştığım gibi, tartışmayı “dezenflasyon mu, büyüme mi?” ikileminden çıkarmamız gerektiğine inanıyoruz. Asıl sorumuz, dezenflasyon programının sağladığı makroekonomik istikrarı ve zamanı ülkemizin yapısal dönüşümü için ne ölçüde kullanabildiğimiz olmalı” dedi.

Döviz dönüşümünde ‘destek’ çağrısı
Oda olarak, “Toplam verimlilik artarken, bazı sektörlerde üretim kapasitesi, nitelikli işgücü ve ihracat pazarları kalıcı biçimde kaybediliyor olabilir mi?” sorusunu yöneltmeleri gerektiğinin de altını çizen Özgener, şunları söyledi: “Dolayısıyla kaynakların daha verimli alanlara yönelmesi ile ülkemizin üretim kapasitesinin kaybedilmesi arasındaki ayrımı doğru yapmak gerekiyor. Bu konu bugün geçmişe göre daha önemli. ABD-Çin rekabeti ve artan jeopolitik belirsizliklerle birlikte ülkeler artık sanayi politikalarını yalnızca maliyetler üzerinden şekillendirmiyor. Enerji güvenliği, kritik hammaddelere erişim, tedarik zincirlerinin dayanıklılığı ve teknolojik kapasite de üretim kararlarının temel unsurları haline geliyor. Enerji dönüşümü, yapay zekâ ve dijitalleşme de bu yeni rekabet ortamının temel dinamikleri arasında yer alıyor. Bu nedenle uzun vadeli temel riskin yalnızca yüksek faiz veya reel kur nedeniyle bazı sektörlerin bugün rekabet gücünü kaybetmesi olmadığını düşünüyoruz. Asıl risk; dünyada yeni bir üretim ve teknoloji coğrafyası oluşurken, ülkemizin orta teknolojili üretim yapısında sıkışıp kalması ve bugünkü geçici kayıpların zamanla kalıcı üretim, pazar ve nitelikli işgücü kayıplarına dönüşmesi. Bu tablo, dezenflasyon programının yapısal politikalarla eş zamanlı olarak desteklenmesinin önemini ortaya koyuyor. Merkez Bankası, 1 Ağustos itibarıyla yürürlüğe giren düzenlemeyle döviz dönüşüm desteğinde katma değere dayalı yeni bir sisteme geçti. Döviz almama taahhüdü kaldırılırken, yüzde 3’lük destek uygulamasının süresi de 31 Ocak 2027’ye kadar uzatıldı. Yeni düzenlemeyle firmaların katma değeri, kârlılıkları ve işgücü maliyetleri dikkate alınarak döviz satış limitlerinin belirlenmesi ve firmaların döviz pozisyonlarına ilişkin bir üst sınır uygulanması öngörülüyor. Beklentimizin, döviz dönüşümünde uygulanan destek oranının artırılması” diye konuştu.




