İzmir Ekonomi Üniversitesi Afet Yönetimi ve Risk Azaltma Merkezi Müdürü ve İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gökhan Kılıç, Balçova fayının bulunduğu bölgede yaptığı açıklamada İzmir’in deprem riskine dikkat çekti. Kentteki fay hatları ve zemin yapısının önemini anlatan Kılıç, binaların bir an önce yenilenmesi veya güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
30 Ekim depreminin sık sık “İzmir depremi” olarak anılmasına da değinen Kılıç, depremin Samos Adası açıklarında meydana geldiğini hatırlattı. Depremin merkez üssünden uzakta olmasına rağmen Bayraklı’da büyük yıkım yaşandığını belirten Kılıç, "Bu aslında Samos Adası'nın açıklarında olan bir deprem. Maalesef o zaman 77 kilometre ileride Bayraklı'da 9 binamız yıkıldı, 117 vatandaşımız vefat etti.
Samos Adası'nda ise sadece 2 vatandaş vefat etti. Burada en dikkat etmemiz gereken şey zemin yapı etkileşimidir. Merkez üssünün nerede olduğu önemli değil, deprem her an her yerde olabilir. Bilim henüz depremin ne zaman ve nerede olacağını tam olarak bilemiyor. Zemine uygun yapılar yapmamız gerekiyor" diye konuştu.

“Yapıların da insanlar gibi ömrü var”
İzmir’deki yapı stokunu İstanbul’la karşılaştıran Kılıç, İstanbul’da 1999 depreminden sonra kentsel dönüşüm ve yeni yerleşim alanları konusunda önemli adımlar atıldığını ifade ederek "İzmir büyük bir deprem yaşamadı ve çevresinde çok ciddi aktif faylar var. İzmir'deki binaların yüzde 50 civarı 1999 yılı ve öncesine ait. Çok sayıda kaçak yapı bulunuyor. Bu nedenle binaların acilen kentsel dönüşüme girmesi veya güçlendirme projeleriyle sağlamlaştırılması gerekiyor. Deprem ülkesinde yaşıyoruz. Merkez üssü diye bakmamamız gerekiyor. Kahramanmaraş depreminde 300 kilometre ilerideki Diyarbakır'da bile yıkımlar oldu. 11 ilimizi etkiledi. İzmir veya çevresindeki bir fayın hareketliliğinde uygun olmayan zemine yapılan yapılar yıkılacak. Yapıların da insanlar gibi bir ömrü var. Yapıların zemine uygun olup olmadığı kontrol edilmeli ve tedbir alınması gerekiyor" dedi.
“Türkiye’deki müteahhit sayısı Avrupa’nın çok üzerinde”
Türkiye’deki müteahhit sayısının Avrupa ülkelerine kıyasla çok yüksek olduğunu söyleyen Kılıç, inşaat sektöründeki denetim ve etik sorunlarına dikkat çekti. Kılıç, "Türkiye'de 453 bin tane müteahhit var, bunun 300 bini aktif. Almanya'da 8 bin, Fransa'da 7 bin müteahhit var. Tüm Avrupa Birliği'nde toplam 25 bin tane var. Rant olunca, pastayı paylaşmak isteyenlerin sayısı artınca ne yazık ki ahlaksızlık ve etik eksikliği baş gösteriyor. Daha çok para kazanma hırsıyla, malzemeden çalarak insanların hayatıyla oynanıyor. Depremlerde gördüğümüz yıkımların temel sebebi budur" ifadelerini kullandı.

Japonya ve Şili’de deprem riskine karşı daha dayanıklı binalar yapıldığını belirten Kılıç, Türkiye’de de yapı güvenliğine aynı özenin gösterilmesi gerektiğini vurgulayarak "Japonya ve Şili'de depreme dirençli yapılar inşa ediliyor. Zemin yapı etkileşimi ile sağlam yapı inşa etmek zorundayız. Malzemeden çalmamak lazım. Beton mikserine su katıyorlar, demirden çalıyorlar. Kağıt üzerinde her şey çok iyi. Yönetmeliklerimiz güzel. 1999'dan bu yana 5 kez yönetmeliklerimiz değişti. Bunlara uygun yapılar inşa edilse hasarsız atlatabiliriz” diye konuştu.
“Dijital ikiz projesiyle binalar modelleniyor”
Proje kapsamında yapıların bilgisayar ortamında modellerinin oluşturulduğunu belirten Kılıç, "Yapıları dijital olarak modelliyor, ikizini alıyoruz. Herhangi bir deprem anında nerede nasıl bir aksiyon almamız gerektiğini çalışıyoruz. Örneğin Balçova'daki binaların dijital ikizi üzerinde çalışmaya başladık. Binaların verilerini sisteme girdikten sonra depremde nasıl bir davranış göstereceklerini, hangi binaya ne yapılması gerektiğini inceliyoruz. Kazısız teknolojiler, karot numuneleri ve mevcut proje bilgilerini bilgisayara aktarıp bu modellemeleri geliştiriyoruz" diye ekledi.





