Balıkesir’in Sındırgı ilçesini 2025 yılı içinde beşik gibi sallayan depremler kamuoyunun gündemine oturmuştu. Sındırgı’da yaşanan 6.1’lik iki büyük deprem, dünya bilim çevrelerinde ses getiren kapsamlı bir araştırmaya konu oldu. Geçtiğimiz yıl ağustos ve ekim aylarında meydana gelen sarsıntılar, Seismological Research Letters dergisinde bilimsel makale olarak yayımlandı.
DEÜ’nün liderliğinde yola çıkıldı

İzmir’in önde gelen üniversitelerinden Dokuz Eylül Üniversitesi liderliğinde; Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi ve AFAD’dan uzmanların bir araya geldiği çalışma hazırlandı. Çalışmada söz konusu depremlerdeki tektonik açıklamaların sismolojik süreçlerinin çok daha karmaşık olduğu tespit edildi. Çalışmada, ana depremlerin ardından yaşanan 21 binden fazla artçı şokun yapay zeka destekli yöntemlerle de titizlikle incelendiği ifade edildi.
“İkiz deprem” kategorisinde sınıflandı
Çalışma kapsamında elde edilen bilimsel bulgular, sarsıntıların Sındırgı’nın güneyinde yer alan ve daha önce haritalanmamış olan Emendere Fay Zonu’nun yeniden aktifleşmesiyle tetiklendiğini ortaya koydu. Uzmanlar, iki buçuk ay arayla meydana gelen bu sarsıntıların birbirini tetikleme özellikleri nedeniyle "ikiz deprem" kategorisinde sınıflandırdığını ve ayrıca bölgede yirmi bir santimetreyi bulan kalıcı çökmelerin yaşanmasının ise fay zonu boyunca gerçekleşen derin yer değişimlerini gözler önüne serdi.

Nadir bir sınıfa dahil edildi
Depremlerin sadece tektonik stresle açıklanamayacak olmasının altı çizilirken jeotermal kaynakların yoğun olduğu bölgelerde yerin altında bulunan akışkan tabakanın ve gaz basıncının kırılmalar üzerinde tetikleyici bir rol oynadığı ifade edildi. Özel mekanizma sayesinde bahse konu depremlerin yer bilimlerinde ‘hibrit’ adı verilen nadir bir deprem sınıfında olduğu ortaya çıktı.
Coulomb gerilme analizi sonuçlarına göre, bölgedeki stres birikiminin Yüreğil-Benlieli hattına doğru ilerlediği de tespitler arasında yer alırken çalışmayı yürüten uzmanlar, elde edilen verilerin sismolojik olayların anlaşılmasında jeoloji, jeofizik ve geomatik gibi farklı disiplinlerin eşgüdümlü çalışmasının ne denli hayati olduğunu bir kez daha kanıtladığını ifade etti.




