ZAM YAĞIYOR EMEKÇİ ISLANMIYOR...

Abone Ol

Türkiye’de zam artık mevsimsel bir durum değil; süreklilik kazanmış bir yağmur gibi yağıyor. Ama ilginçtir, bu yağmurdan bir tek emekçiler ıslanmıyor! Çünkü maaşlara düşen tek damla yok. Cüzdanlar kupkuru, sofralar eksik, umutlar ise her ay biraz daha eriyor.

TÜİK’in Aralık 2025 verileri bu çelişkinin resmidir. Kuruma göre Aralık ayında enflasyon yüzde 0,89 arttı. Yıllık enflasyon ise yüzde 30,89 olarak açıklandı. Rakamlar kâğıt üzerinde “makul” görünebilir. Ancak hayatın içindeki karşılığına baktığımızda, bu oranların emekçinin yaşadığı gerçeklikle uzaktan yakından ilgisi olmadığı çok açık.

Aynı TÜİK verilerine göre yıllık bazda en yüksek artış yüzde 49,45 ile konut harcamalarında yaşandı. Gıda enflasyonu ise yüzde 28,31. Şimdi durup soralım: Kiraların neredeyse yarı yarıya arttığı, temel gıda ürünlerinin her ay zamlandığı bir ülkede; maaşlara yapılan artışlar bu oranların neresinde duruyor? Cevap net: Çok gerisinde.

Bugün bir kamu emekçisi maaşının yarısından fazlasını kiraya veriyor. Kalanıyla fatura, ulaşım, mutfak masrafı ve çocukların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Ayın ortasında para bitiyor, borç başlıyor. Kredi kartı artık “olağan” bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. İşte TÜİK’in yüzde 30,89 dediği enflasyon, emekçinin cebinde yüzde 70–80 olarak hissediliyor.

Zamlar her yerde… Elektrikte, doğalgazda, suda, ulaşımda, ekmekte, pazarda, markette… Ama maaş artışları bu zamların gerisinden bile gelmiyor. Üstelik yapılan ücret düzenlemeleri, daha emekçinin cebine girmeden enflasyon karşısında buharlaşıyor. Adına da “refah payı”, “denge”, “iyileştirme” deniliyor. Oysa ortada ne refah var ne denge; sadece geçim derdi var.

TÜİK rakamlarıyla yapılan her açıklama, emekçinin yaşadığı yoksulluğu görünmez kılma çabasından başka bir şey değil. Çünkü enflasyon sepetinde ne var, emekçinin sepetinde ne var; kimse bunu konuşmuyor. Emekçi et alımını azaltmış, peyniri gramla alıyor, sebzeyi taneyle seçiyor. Çocuğunun beslenme çantasını doldurmak artık lüks. Ama TÜİK’e göre sorun yok; rakamlar “kontrol altında”.

İşte tam da bu yüzden “zam yağıyor, emekçi ıslanmıyor.” Çünkü zamlar hayatın her alanına yağarken, maaşlar bu yağmurdan bilinçli olarak kaçırılıyor. Gelirler baskılanıyor, yoksulluk yönetiliyor. Emekçiye düşen pay her geçen gün küçülürken, sabır telkin ediliyor.

Bu ülkede enflasyon sadece ekonomik bir sorun değildir; aynı zamanda sınıfsal bir meseledir. Enflasyon, emeğin cebinden alıp sermayeye aktarmanın en görünmez yollarından biridir. TÜİK’in açıkladığı her “makyajlı” veri, bu adaletsizliği perdelemeye hizmet ediyor.

Artık gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor. Emekçi TÜİK tablolarıyla değil, boş tenceresiyle konuşuyor. Pazardaki etiketlerle, kira kontratlarıyla, kabaran faturalarla yaşıyor bu krizi. Ve bu kriz geçici değil; bilinçli politikaların sonucudur.

Zam yağmuru dinmiyor. Ama emekçinin üstüne düşen tek şey, yoksulluk oluyor. Bu düzen sürdürülebilir değil. Gerçek enflasyon, açıklanan rakamlarda değil; emekçinin hayatında saklı. Ve o gerçek her geçen gün daha da yakıcı hale geliyor.

Artık susmak değil, konuşmak; katlanmak değil, itiraz etmek zamanıdır. Çünkü emekçi ıslanmadıkça bu yağmur adil olmayacak.