8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde "neredeyiz?" sorusuna verilen yanıtlar şaşırtıcı bir hal almaya başladı. 29 ülkede 23 bin kişiyle yapılan küresel bir araştırma, ilerleme beklediğimiz Z kuşağının, sanılanın aksine "Baby Boomer" kuşağından daha geleneksel bir çizgiye kaydığını gösteriyor.
Araştırmanın sonuçları, modern dünyanın dijital yerlileri olan Z kuşağı erkeklerinin üçte birinin “Eşler kocalarına itaat etmeli” görüşüne katıldığını ortaya koyuyor. İşin daha ilginç yanı, bu görüşün sadece erkeklerde değil, genç kadınlar arasında da (yüzde 18) yaşlı kuşağa (yüzde 6) kıyasla daha yaygın olması.
Peki, neden? Genç erkeklerin yüzde 24’ü kadınların “fazla bağımsız” görünmemesi gerektiğini düşünürken, yüzde 59’u toplumsal cinsiyet eşitliği için erkeklerden "çok fazla şey beklendiğini" savunuyor. Uzmanlar, bu durumu ekonomik belirsizliklere ve geleneksel "ailenin geçimini sağlayan erkek" rolünün sarsılmasına bağlıyor.
Genç erkekler, bir yandan kariyer sahibi kadınları çekici bulurken, diğer yandan duygularını ifade etmeyi veya çocuk bakımını "erkekliğe aykırı" görerek kendilerini katı normların içine hapsediyorlar.
Türkiye’deki Tablo...
İstihdam ve Temsil Sorunu...
Dünya bu verileri tartışırken, TÜİK’in yayımladığı "İstatistiklerle Kadın 2025" raporu yerel karnemizi önümüze koyuyor. Türkiye'de kadınların eğitim düzeyi yükselse de işgücüne katılım oranları hala erkeklerin yarısı seviyesinde. Karar alma mekanizmalarında kadın temsili yetersiz kalırken, psikolojik şiddet kadınların en çok karşı karşıya kaldığı şiddet türü olarak ilk sırada yer alıyor.
Sınırların Ötesindeki Acı..
İran’dan Yükselen Çığlık
Kadın hakları mücadelesi sadece bir "görüş ayrılığı" meselesi değil, bir yaşam hakkı mücadelesidir. İran’ın Minab kentinde bir ilkokula düzenlenen saldırıda 165 kız öğrencinin ve öğretmenin katledilmesi, bu mücadelenin ne kadar hayati olduğunu en acı haliyle yüzümüze çarpıyor. O tabutlar sadece ailelerini değil, vicdan sahibi herkesi sarsıyor. Savaşın ve nefretin ilk hedefinin kadınlar ve çocuklar olduğu gerçeği, barışa neden her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu anlatıyor.
Sonuç: Isınan Yuvalar, Gülen Yüzler
Kadın haklarını korumak ve yaşam kalitesini artırmak sadece kadınların değil, idari ve sosyal tüm otoritelerin başlıca görevi olmalı. Emektar kadınların hakları teslim edildiğinde, sosyal adalet sağlandığında yüzler gülecek, yuvalar ısınacak ve çocuklar çok daha mutlu büyüyecektir.
Dünya, kadınların özgürce nefes aldığı, gençlerin ise geçmişin dar kalıplarına hapsolmadığı bir yer olduğunda gerçekten ilerlemiş sayılacaktır.
Kendi hikayesini yazan tüm kadınlara...
• Ajda Pekkan – Hür Doğdum Hür Yaşarım
• Ajda Pekkan – Bambaşka Biri
• Sezen Aksu – Ruhumu Asla
• Nazan Öncel – Özgür Çiçek
• Melike Şahin – Bedelini Ödedim