İzmir İl Sağlık Müdürü Ayhan Kul 2025 yılı sağlık verilerini açıkladı.
Rakamlar çarpıcı.
Ama asıl çarpıcı olan, rakamların anlattığı gerçeklik.
İzmir’de 2025 yılında verilen poliklinik hizmetlerinin yüzde 87’si kamu hastaneleri tarafından karşılandı.
Üniversite hastanelerinin payı yüzde 5, özel hastanelerin payı ise yalnızca yüzde 7.
Yani tablo net:
Sağlık sisteminin yükü neredeyse tamamen devletin sırtında.
Öncelikle İzmir İl Sağlık Müdürüne ve halk sağlığı için çalışan hekimlerimize, hemşire ve hizmetlilerimiz dahil tüm sağlık personeline teşekkür etmek gerekiyor.
Bu rakamlar bir istatistik değil,
her sabah erken saatte hastane kapısında sıra bekleyen emeklinin,
randevu bulamayan çalışanın,
acil serviste saatlerce sedye üzerinde yatan yurttaşın hikayesi olarak karşımıza çıkıyor.
*
KAMU TAŞIYOR,
ÖZEL PARA PEŞİNDE
Yıllardır “özel sektör sağlıkta yükü alacak” denildi. Bugün ne yazık ki özel hastaneler bir ticarethane gibi çalışıyor. Bırakın tedavi, ameliyat masraflarını kalacak odalar bile beş yıldızlı otel odalarından pahalı ücretli.
Üniversite Hastanelerinde bırakın ameliyat olmayı muayene olmak için bile torpil gerekli. Ne yazık ki hastalar doktorlara ulaşmakta zorluk çekiyor.
Üniversite hastanelerinde tedavi olmanın yolu acil servise başvurudan geçiyor.
İl sağlık Müdürü Ayhan Kul’un açıkladığı 2025 verileri gösteriyor ki; yük azalmadı, yoğunlaştı. Ve bu yük, yine kamu hastanelerinin omuzlarına bindi.
392 aile sağlığı merkezinde,
1.524 aile hekimiyle birinci basamak ayakta tutulmaya çalışılıyor.
Aile hekimliği birimleri artırılmış,
nüfus başına düşen hasta sayısı düşürülmek isteniyor.
Bu çaba kıymetlidir.
Ama yetmez.
Çünkü bir yanda artan nüfus,
öte yanda Türkiye ortalamasının üzerinde yaşlı nüfus oranı var.
İzmir yaşlanıyor.
Ve yaşlanan kent, daha fazla sağlık hizmeti talep ediyor.
*
EVDE SAĞLIK,
HAVADA AMBULANS
2025’te
180 bin 310 vatandaşa evde sağlık hizmeti verilmiş.
273 hasta helikopter ambulansla,
25 hasta uçak ambulansla taşınmış.
Bu rakamlar, sahada büyük bir emeğin olduğunu gösteriyor.
Ama aynı zamanda şunu da söylüyor:
Sağlık sistemi yangın söndürerek ayakta duruyor.
*
AŞI GERÇEĞİ VE
SOSYAL MEDYA YALANI
Bir diğer kritik başlık: aşı kararsızlığı.
Bilim dışı iddialar, sosyal medya üzerinden yayılıyor.
“Zehir var”, “kısırlık yapıyor”, “genetiği bozuyor” gibi yalanlar,
toplumsal sağlığı tehdit ediyor.
Bir çocuğun bile aşılanmaması,
sadece o çocuğun değil,
bütün toplumun sorunudur.
Burada sorumluluk yalnızca sağlıkçılarda değil.
Siyasette, medyada, dijital platformlarda da sorumluluk var.
*
SORU ŞU:
İzmir’de sağlık yükünün yüzde 87’sini kamu taşıyorsa, özel hastaneler ve üniversiteler neden bu yükün yalnızca yüzde 12’sini alıyor?
Devlet hastaneleri bu kadar yük altındayken, sağlıkta “piyasa modeli” kime hizmet ediyor?
Bu rakamlar, sağlığın bir ticaret alanı değil, kamusal bir hak olduğunu bir kez daha haykırıyor.
Ve bu tablo karşısında susmak,
o yükü çekenlerin sırtına biraz daha ağırlık bindirmektir.
O nedenle ses yükseltmek gerekiyor.