YAŞLANAN SİYASET:KOLTUKLAR SABİT

Abone Ol

Ülke olarak hızla yaşlanıyoruz ve bu durum artık resmi verilere de net bir şekilde yansıyor. Artık gizlenip saklanacak bir tarafı kalmadı. Geçim sıkıntısı, geleceğe duyulan güvensizlik derken doğum oranları ciddi anlamda düşmüş durumda. Bu da genç nüfusun azalmasına, ortalama yaşın ise yükselmesine yol açıyor. Ancak siyasete bakıldığında bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz: Adeta zaman durmuş gibi. Hep aynı yüzler, aynı söylemler ve aynı koltuklar...

Dünyada ve ülkemizde her şey değişip dönüşürken, siyaset sanki hâlâ eski bir sürümde takılı kalmış gibi görünüyor.

İşin ilginç yanı, ülkenin yönetiminde bulunanlar da dahil olmak üzere, kimse bu konuya gerçekten ciddiyetle yaklaşmıyor. Hem hükümet tarafında hem de muhalefet cephesinde güçlü bir "bir şekilde hallederiz" anlayışı hakim. Halbuki mesele oldukça ciddi bir boyuta sahip. Bu durum sadece yaşlı nüfus, emeklilik ya da sağlık harcamaları ile sınırlı değil; aynı zamanda geleceğin nasıl şekillendirileceği ve yönetileceğiyle doğrudan ilişkili bir konu.

Bir tarafta plansız ve sistemi göz ardı eden bir şekilde artan emekli sayısı ile buna bağlı olarak yükselen emekli maaşları ve sağlık harcamaları. Diğer tarafta ise iş bulamayan, kendine bir yer edinemeyen ve "Bu sistemde benim yerim nerede?" diye sorgulayan gençler. Şimdi şu soruyu sormak gerek: Bu iki dünyayı aynı anda kavrayabilen bir siyaset anlayışı gerçekten var mı?

Asıl sıkıntı yaş değil, zihniyet meselesi. Ama o zihniyet de kolay kolay değişmiyor çünkü koltuklar tatlı geliyor bir türlü boşalmıyor. Siyaset bir nevi “devreden çıkmayanlar kulübü”ne dönmüş durumda. Yeni isimlerin önü açılmıyor, açılanlar da sistemin içinde eriyip gidiyor.

Bakın açık konuşalım: Tecrübe güzeldir ama tek başına yeterli de değildir. Sürekli aynı isimlerle, aynı reflekslerle, aynı bakış açısıyla devam ederseniz, metal yorgunluğu ve yozlaşma başlar toplumla aranız açılır.

Günümüzde gençler başka bir dünyada yaşıyor; küreselleşme dijital, hızlı, rekabetçi. Siyaset ise hâlâ ağır, hantal ve çoğu zaman geçmişe takılı.

Sağlıklı bir demokraside ne olur?
Sürekli yenilenme olur.
Yeni fikir gelir,
Eskiyle çarpışır, daha iyisi ortaya çıkar.
Ama bizde çoğu zaman olan şu: Yeni gelen ya susturuluyor ya da eskiye benzetiliyor.

Şimdi kendimize en net soruyu soralım:
Bu siyaset kimin için var? Geçmişi korumak için mi, geleceği kurmak için mi?

Türkiye’nin ihtiyacı, kuşakları birbirine karşı kışkırtan yüzeysel sloganlar değil; kuşakları buluşturan bir siyaset vizyonudur. Ne gençliği tecrübesizliğe indirgemek çözüm, ne de yaşlılığı durağanlığa hapsetmek çıkış yoludur.

Asıl ihtiyaç; enerjiyi birikimle, yeniliği tecrübeyle çarpıştırarak yeni bir siyaset dili kurmaktır. Bu ülke, ‘yaşlılar gitsin, gençler gelsin’ kolaycılığına değil; birlikte üretip birlikte dönüştüren kuşaklar arası bir ittifaka muhtaçtır.

Yoksa gidişat belli:
Toplum yaşlanırken, siyaset de aynı yerde saymaya devam edecek.
Ve bir noktadan sonra mesele sadece yaş değil… çürüme olacak.