Siyaseti kârlı bir yatırım alanına çeviren anlayış, yalnızca kurumları değil; toplumun ruhunu da aşındırıyor. Oysa sosyal demokrat gelenek bize öğretir ki siyaset; kazanç kapısı değil, sorumluluk makamıdır. Kamusal olanı özel çıkarlara teslim ettiğimiz her an, eşitlik ve adalet ideallerinden bir adım daha uzaklaşırız. Bu ayrım ortadan kalktığında geriye ne adalet kalır ne de güven.
Bugün ülkemizde açık bir çatışma var:
Bir yanda yalnızca cüzdanını düşünenler, sermayesini korumak için emeği, ekolojiyi ve geleceği feda etmeye hazır olanlar…
Diğer yanda hâlâ vicdanını kaybetmemiş olanlar: işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, yoksullar ve adalet diyen herkes.
Bu çatışmanın sonuçlarını her alanda görüyoruz. Toplumsal gerilim artıyor, güven duygusu zayıflıyor, insanlar birbirine yabancılaşıyor. Kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin artması, çocukların şiddetle bu kadar erken yaşta tanışması, iş cinayetlerinin sıradanlaşması Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız değil. Hepsi, bir sistemin çıkar odaklı işleyişinin faturasıdır.
Adalet duygusu zedelendiğinde, toplumun dengesi de bozulur. İnsanlar hakkını hukukla arayamayacağını düşündüğünde, yerini öfke, korku ve kaos alır. Oysa sosyal demokrasinin temel vaadi tam da budur: Herkesin onurlu bir yaşam sürebileceği, hakların güvence altında olduğu bir düzen.
Bugün geldiğimiz noktada en tehlikeli şey yalnızca yaşananlar değil; bu yaşananlara karşı gelişen alışkanlık ve sessizliktir. Çünkü bu düzeni ayakta tutan iki temel unsur var: korku ve sessizlik.
İnsanlar konuşmadıkça, sorgulamadıkça, itiraz etmedikçe cüzdan hükmetmeye devam eder. Çünkü cüzdan susmaz… yön verir, belirler, hatta şekillendirir.
Ama unutulmaması gereken bir gerçek var: Bu ülkenin geleceğini belirleyecek olan şey, bu sessizliğin sürüp sürmeyeceğidir. Ya bu düzen olduğu gibi devam edecek, ya da vicdan ayağa kalkacak. Ortası yok.
Tercih, yalnızca siyasetçilerin değil, aynı zamanda toplumun da önünde duruyor. Dayanışmayı bireysel çıkarların önüne koyabilecek miyiz? Kazananı değil, kaybedeni düşünen bir siyaset mümkün mü? Sosyal demokrasinin cevabı nettir: Evet, mümkün. Ama bunun için önce terazinin nasıl bozulduğunu görmek gerek.
Umut hâlâ var.
Çünkü bu topraklarda vicdanını kaybetmemiş insanlar hâlâ var. Emekten yana duranlar, adaletten şaşmayanlar, yoksulun yanında olanlar… Ve eğer bir gün o terazi yeniden kurulacaksa, onu dengeleyecek olan yine vicdan olacaktır. Yani biz olacağız.