Türkiye çok kritik bir eşikte duruyor. Devlet, toplum ve siyaset uzun yılların en önemli hedeflerinden biri için irade ortaya koymuş durumda: Terörsüz Türkiye… Silahın değil sözün, örgütün değil hukukun, vesayetin değil millet iradesinin konuştuğu yeni bir iklim arayışı bu. Tam da böyle bir dönemde DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın çıkıp “Kürt Ulusal Birliği’ni sağlama zamanı” demesi, iyi niyetli bir siyasi çıkış değil; sürece atılmış bilinçli bir çelmedir.
Sorulması gereken ilk soru şudur:
Hangi ulusal birlik? Kime karşı birlik?
Bu topraklarda Kürtler, Türklerle birlikte aynı devletin eşit ve onurlu vatandaşlarıdır. Ulusal birlik dediğiniz şey zaten Türkiye Cumhuriyeti’dir. Ortak bayrak, ortak hukuk, ortak gelecek demektir. Bunun dışında inşa edilmeye çalışılan her “ulusal birlik” tarifi, etnik ayrışmanın diplomatik makyajından başka bir şey değildir.
Bakırhan’ın kullandığı dil, barış dili değildir. Bu dil, kırk yıldır gençleri dağa çıkaran, anneleri evlatsız bırakan zihniyetin yeni versiyonudur. Terör örgütü silah bırakma baskısı altındayken, siyasetin görevi örgüte çıkış kapısı açmak değil; millete güven vermektir. Ama yapılan tam tersidir: Silahın gölgesini uzatmak, etnik cepheyi tahkim etmek.
Gerçek Kürtlerin talebi nedir?
Özerklik masalı mı, yoksa iş, aş, adalet mi?
Sınır ötesi projeler mi, yoksa huzurlu mahalleler mi?
Türkiye’de milyonlarca Kürt vatandaş, çocuklarının terör propagandasıyla değil eğitimle büyümesini istiyor. Devletle kavga değil, devlet içinde eşitlik talep ediyor. Ama birileri ısrarla Kürtleri emperyal hesapların sosyolojik aparatı haline getirmeye çalışıyor. “Ulusal birlik” söylemi tam da bu mühendisliğin parçasıdır.
Terörsüz Türkiye süreci bir pazarlık masası değildir; devletin egemenlik iradesidir. Bu iradeye karşı etnik blok çağrısı yapmak, demokratik hak talebi değil; milli iradeye meydan okumaktır. Siyasetçi cesareti, örgüt jargonunu kürsüye taşımakla değil, örgüte “silahı bırak” diyebilmekle ölçülür.
Millet bu oyunu defalarca gördü.
İki milletli devlet hayali kuran her proje çöktü.
Bu ülkenin kaderi ayrışma değil, kardeşliktir.
Bugün siyasetçilerin önünde iki yol var:
Ya terörün dilini terk edip milletin ortak geleceğine hizmet etmek,
ya da tarihin yanlışlar hanesine adını yazdırmak.
Seçim onların; hüküm milletindir.