TÜİK, Mart 2026 enflasyon oranını %1,94 olarak açıkladı. Kâğıt üzerinde enflasyonun düşmesi dikkat çekici görünse de, ekonomistler bu tabloyu komik, şaşırtıcı ve düşündürücü buluyor. Resmî verilere göre ülkede her şey yolunda; adeta uçuyoruz. Oysa pazara, manava, markete, kasaba uğradığınızda karşınıza çıkan manzara bambaşka.
Tezgâh başındaki esnaf da, filesini doldurmaya çalışan vatandaş da aynı soruyu soruyor: Açıklanan enflasyon kimin gerçeği? Yetkililer “düşüş var” diyor ama pazardaki fiyatlar hâlâ yükseliyorsa, burada ya hesapta ya da anlatımda bir kopukluk var.
Sorun tam da burada başlıyor. Kâğıt üstündeki enflasyon ile cebimizdeki enflasyon arasında uçurum var. TÜİK’in açıkladığı oranlar düşük gösterilse de mutfakta yangın sürüyor. İnsanlar artık matematikle değil, alışveriş yaptığı kasayla hesap yapıyor. Sepete üç ürün koyunca gerçek ortaya çıkıyor: Maaş aynı maaş, ama gider ikiye, üçe katlanmış.
Mart ayında elektriğe yapılan %25, doğalgaza ortalama %32, kiralara %32,82 oranındaki zam, dar gelirli vatandaşların sabrını zorluyor. Temel ihtiyaçlardaki bu keskin artışlar yaşamı giderek daha da ağırlaştırırken, yıl başında memur maaşlarına yapılan %18, emekli aylıklarına yapılan %12 ve asgari ücrete yapılan %27 zam birkaç ay içinde eriyip gidiyor.
Bu tablo, “Adalet nerede?” sorusunu gündeme taşıyor.
Bağımsız araştırma grupları ise çok daha yüksek oranlar açıklıyor. ENAG’a göre enflasyon %60 civarında. Halkın hissettiği ise neredeyse %100. Bu sadece bir algı değil; doğrudan yaşam standardı meselesi. İnsanlar artık “geçinmek” kelimesini bile lüks görüyor, hayatta kalmaya çalışıyor.
En tehlikeli nokta ise güvenin erimesi. Ekonomide güven, rakamdan daha kıymetlidir. İnsan açıklanan veriye inanmazsa yarını da kestiremez. Plan yapamaz, yatırım yapamaz, umut bile edemez.
Çünkü rakamlar başka, hayat başka konuşuyor. Sokaktaki öfke de buradan besleniyor: İnsanlar sadece zamdan değil, anlaşılmamaktan yoruluyor. “Bizim yaşadığımızı niye kimse görmüyor?” sorusu büyüyor; cevapsız kaldıkça TUİK'e karşı halkın tepkisi de büyüyor.
Gerçek şu:
Enflasyon sadece bir oran değildir.
Enflasyon, sabah kahvaltısında eksilen zeytin sayısıdır.
Çocuğun beslenme çantasına konulamayan meyvedir.
Ay sonunu getiremeyen insanın uykusuz gecesidir.
Rakamlarla oynayarak hayat değişmez. Gerçek değişmeden tablo değişmez. Halkın hissettiği enflasyon düşmeden açıklanan hiçbir oran inandırıcı olmaz.
Ve en önemlisi: İnsanlar artık sadece rakam değil, gerçekleri duymak istiyor.