Şimdi düşünün…
“Tımarhanede Bu Hafta” programını yapan gazeteci, gerçekten bir “tımarhane” manzarasının ortasında kaldı.
Çünkü bu haftanın konusu artık yalnızca ülke gündemi değil.
Bizzat kendisi.
Şule Aydın emniyette ifade verdi.
Neden?
“Ajanlık” suçlaması nedeniyle.
Şaka gibi değil mi?
Ama değil.
Gerçek.
+++
Bir ülkede gazeteciler artık haber yaptıkları için değil;
“ajan”,
“casus”,
“yabancı servis elemanı” gibi yaftalarla ifade veriyorsa…
Orada yalnızca basın özgürlüğü değil, hukuk devleti de ağır yara alıyor demektir.
Gazeteci Şule Aydın hakkında açılan soruşturmanın çıkış noktası ne?
Bir savcılık tespiti mi?
Bir teknik takip mi?
Bir suç delili mi?
Hayır.
81 ilin emniyet müdürlüğüne gönderilen bir e-posta ihbarı.
Kendini “Ahmet Türkeş” diye tanıtan bir kişinin attığı elektronik posta…
Ve ardından:
“Cumhurbaşkanına hakaret…”
“Dezenformasyon…”
“Casusluk…”
“Ajan faaliyetleri…”
Liste uzuyor.
Artık bu ülkede herhangi biri, herhangi bir gazeteci hakkında birkaç ağır suçlama yazıp mail gönderdiğinde insanlar emniyete çağrılıyor.
Daha korkuncu ne biliyor musunuz?
Bu yöntem sıradanlaşıyor.
+++
Bir dönem gazeteciler yazılarından dolayı dava edilirdi.
Şimdi başka bir aşamaya geçildi.
Doğrudan “devlet düşmanı”, “istihbarat elemanı”, “ajan” ilan edilmeye çalışılıyorlar.
CIA…
MOSSAD…
MI6…
Sanki düşük bütçeli bir casus filmi senaryosu.
Ama ortada ne somut delil var,
ne teknik takip,
ne maddi bulgu,
ne suç unsuru.
Şule Aydın’ın avukatı Gamze Pamuk’un sözleri bu yüzden çok önemli:
“Ceza sorumluluğu soyut kanaatler üzerinden kurulamaz.”
Aslında hukuk devletinin özeti budur.
İnsanlar dedikoduyla suçlanamaz.
İhbar mektubuyla ajan ilan edilemez.
Gazeteciler siyasi iklime göre kriminalize edilemez.
+++
Bugün hedefte Şule Aydın vardır.
Dün başka bir gazeteci vardı. Merdan Yanardağ aylardır benzer suçlamalarla demir parmaklıklar arkasında tutuluyor.
Ne elle tutulur bir belge…
Ne somut bir bilgi…
Ne kamuoyunu ikna eden bir kanıt…
Ama “casusluk” yaftası hazır.
Çünkü bazı çevreler yıllardır Tele1 kanalının susturulmasını istiyor.
Kanala doğrudan dokunamayınca, ekran yüzlerini hedef alıyorlar.
Önce gazeteciyi suçla.
Sonra itibarsızlaştır.
Sonra topluma “şüpheli” gibi göster.
Yöntem bu.
Şimdi sıra Şule’de…
Sonra kim?
Bekliyoruz.
Komik gibi…
Ama trajikomik bir gerçekliğin içindeyiz.
Bu ülkede bir gün herkes “ajan”, herkes “casus” ilan edilebilir.
Ve işte tam da bu yüzden Şule Aydın’ın programının adı cuk oturuyor:
Tımarhanede Bu Hafta…
Çünkü aklını korumaya çalışanlar artık gerçekten nasıl bir ülkede hangi hukukun güvencesi altında yaşadığını sorguluyor.